31 Ekim 2012 Çarşamba

6 Kasım'da Vizesiz Avrupa için...

Değerli Basınımıza ve Davetlilerimize,
Malumunuz olduğu gibi Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ortaklık (Tam üyelik) ilişkisinin işleyişinde halen birçok sorun yaşanmakta. Bunların başında insanlığın doğuştan kazandığı hak olarak uluslararası sözleşmelerle kabul edilen seyahat hakkını engelleyen vize mecburiyeti özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın aile bütünlüğünü tehdit niteliğindedir.

Avrupa Adalet Divanında 6 Kasımda görüşülecek olan Leyla Ecim Demirkan davasında, Bayan Demirkan'ın Almanya'da yaşayan annesini ziyareti engelendiği için yürütülmekte. Pasaportundaki ikametgah süresi dolduğu için Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaretten aylardır dönemeyen okul çağındaki birçok çocuğumuz malesef mevcut.

Avrupa Birliği ve üye ülkeler açısından en yüksek ve en son yargılama mercii Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)'dır. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Divan içtihadı nitelikte kararlar verir ve ulusüstü özellikteki bu kararlar 27 AB üye ülkesini bağlar. Bu kararlar öncelikle uygulanır ve üye ülkelerin yasalarıyla çatıştığında onları ikame eder.

Türkiye ile Avrupa Birliği 1963 yılında Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması'nı (Ankara Antlaşması) imzalamışlardır. Avrupa Hukuku'nun sahip olduğu tüm özellikleri kapsayan bu antlaşma daha sonra 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile daha da somutlaştırılmış ve uygulamaya yönelik olarak şekillendirilmiştir. Bu Protokol'un 41'inci maddesinin 1'inci paragrafı uyarınca, antlaşmanın tarafları kendi aralarında, “yerleşim özgürlüğü ve serbest hizmet dolaşımı ile ilgili yeni kısıtlamalar '' getirmeyeceklerini kararlaştırmışlardır.

ABAD ilk kez 2000 yılında verdiği kararla (C-37/98, Savaş), Katma Protokol'un 41. maddesinin doğrudan etkili bir hüküm olduğunu ve yerleşim serbestisi ile hizmetin serbest dolaşımında mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağını kesinleştirmiştir. Bu sonuca göre, 1 Ocak 1973 tarihi itibariyle A(E)T/AB Türkiye ilişkilerinde akit taraflar karşılıklı olarak mevcut hakları kötüleştirecek yeni sınırlamalar getiremeyeceklerdir. ABAD daha sonraki yıllarda da bu içtihadını geliştirerek bu konuda şimdiye kadar toplam 6 karar almıştır. Daha açık olarak ifade edilirse ABAD, 11 Mayıs 2000 yılında Abdülnasır Savaş (C-37/98), 2003 yılında Abatay/Şahin (C-317/01), 2007 yılında Tüm/Darı (C-16/05), 2009 yılında Soysal/Savatlı (C-228/06), Eylül 2009 tarihinde Şahin (C-242/06) ve nihayet 9 Aralık 2010 tarihinde Toprak (C-300/09) kararları ile bu alanda üye ülkeler tarafından uygulanması gerekli genel bir çerçeve oluşturmuştur.

Akdeniz Üniversitesi Senatosu 22.10.2010 tarih ve 155 sayılı kararıyla bu tezleri tüm dünyaya duyurmuştur. Bu tarihi ve üye ülkeleri hukuken bağlayan kararlara rağmen AB üye ülkeleri hukuk dışı uygulamalarını aynen devam ettirmektedirler.

Bugün bu hukuki güvencesizliği oluşturan uygulamalara karşı başta Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık olmak üzere vatandaşlarımız bireysel olarak yerel mahkemelere başvurmaktadırlar. Hukuki yollara başvurunca üye ülkeler açılacak davaları kaybedeceklerini bildiklerinden yanlış uygulamalarından hemen çark etmektedirler ve davaları düşürmektedirler. Hatta idari makamlar bir adım daha ileri giderek Avrupa Hukuku'ndan doğan haklarını bilmeyen ve bunları özellikle talep etmeyen Türklere bu haklarını vermemektedirler. Bu doğrultuda Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın kaleme aldığı bir iç yazısı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Avrupa'da hukukun üstünlüğüne ancak bu düzeyde saygı duyulmaktadır. Avrupa'nın bu tutumu sebebiyle herkesin haklarının takipçisi olması gerekmektedir. Haklar organize ve bilinçli bir şekilde takip edebilirse, meşru haklarımız hayata geçirtilebilinir. Örneğin:

1) AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren Hizmet sektöründeki Türk firmalarına ve onların çalıştırdıkları personele karşı yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez.

2) A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri, Türk firmaları ve onların personelleri için uygulayamazlar.

3) 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku'na ters düşmekteyse, onların uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.

Haklarda kısıtlama yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye'de bulunan işverenlerin de Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.

Köln toplantımızın bir gayesi de, AB üye ülkelerinde Avrupa Hukuku'nu gözardı etme sonucu yaratılan Hukuki Güvencesizliğe karşı Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde kazanılmış haklarını korumak; çeşitli iç ve dış oyunlarla örtbas edilmeye, geri alınmaya çalışılan ve hayata geçirilmeyen hakları da uygulatmaktır.

Tüm bu çabalara rağmen, AB üye ülkeleri vize ve vize ötesi hakları uygulamaya koymayarak, ABAD kararlarını açıkça çiğnemekte, Türk vatandaşlarının kazanılmış haklarını inkar etmekte, insanımızın sırtından yıllardır harçlar ile milyonlarca avro para kazanmaktadırlar. Bundan daha vahim olarak, Türkiye'deki bazı yetkililer ve en önde gelen sivil toplum örgütlerinin liderleri, “vize kolaylığı '' , “AB ile vize müzakereleri '' vb. söylemlerle Türkiye'nin kazanılmış haklarını açıkça inkar etmekte ve pazarlık konusu yapmaktadırlar. Tüm bilgilendirmelere rağmen, devam etmekte olan bu söylemler, bilgisizlik, vurdumduymazlık, ürkeklik ya da milli çıkarları inkar kategorilerinden birine girmektedir.

Buna karşın aşağıdaki yollar denenmelidir:

 Üye ülke idare mahkemelerinde Francovich (C-6/90) ve Brasserie du Pecheur (C-46/93) örnekleri uyarınca zarar ziyan davaları açmak.
 AB Hukuku'nun üye ülkelerde uygulatılmasından birinci derecede sorumlu olan Avrupa Komisyonu'nun vize uygulayan ülkelere dava açmasını sağlamak için gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak Komisyon'a sunmak.
 ABAD kararları uygulanmadığı sürece 'Geri Kabul Antlaşması'na' dönük her türlü müzakereden kaçınmak. Gerekirse tamamlanan Gümrük Birliği sürecinin sorgulanabileceği mesajını vermek,
 Mevcut haklarımızı her ortamda tüm yetkili ağızlardan dile getirerek kamuoyu oluşturmak.
 Konuyu, Alman Parlamentosu'nda (5 kez) olduğu gibi TBMM'de tartışmaya açarak toplumumuzun doğru bilgilenmesini sağlamak.
 Avrupalılığın gereklerinden olan hukukun üstünlüğüne saygı, akılcı yöntemler kullanma ve AB üye ülkeleri nezdinde oyunu kurallarına göre oynadığımızı göstererek mevcut haklarımızı müzakere etmeyeceğimizin altını çizmek.

Saygılarımızla
Levent Taşkıran

Not : 6 Kasım 2012 tarihinde, Köln tren istasyonunun alttarafında bulunan Otobüs durağından sabah saat 05:00'te Avrupa Adalet Divanında görüşülecek olan Leyla Ece Demirkan
davası için otobüs Luxemburg'a hareket edecektir. Seyahat ücretsizdir. Katılmak isteyenlerin adlarını telefon ya da eposta ile bildirmeleri rica olunur.
levomax@gmx.de
hilalbozbiyik@googlemail.com


ÇALIŞTAY VE DAVETİYE 

Avrupa Birliği'nde Türk vatandaşlarının vize sorunu ve ABAD kararları
3.Kasım.2012
Toplantı yeri 
Universität zu Köln-Wiso Fakultät-Hörsaal 1 
50931 Köln, Universitätstrasse 24 
Saat 
10:00 - 16:30 

Konuşmacılar 
Prof. Dr. Harun Gümrükçü - Akdeniz Üniversitesi 
Ra. Björn Maibaum - Avukat - Köln 
Ra. Ali Durmuş - Avukat - Amsterdam/Istanbul 
Ra. Fenari Narman - Avukat - Hamburg 
Ra. Oğuz Korumtay - Avukat - Köln/Istanbul 
Hasan Özdoğan - Vorsitzender der UETD e.V. 
Ismail Hakkı Yıldız - Vorsitzender der AMTB e.V. 

Organize Edenler Akademie Platform 
TD - Platform e.V. 
Türk-Ünid e.V. 

Destekleyenler 
Hukukun üstünlüğünü savunan AB ve Türk Vatandaşları, Kurum ve Kuruluşları 


* Bu yazıdaki tüm unsurlar 31 Ekim 2012 Çarşamba - NİLGÜN ATAR- turizmhaberleri.com adresinden alıntılanmıştır.

30 Ekim 2012 Salı

Pasaport 500 TL oluyor, susacak mısınız?


Pasaporta yeni zam kapıda diyorduk. Artık kapıdan içeri girmek üzere. T.C. pasaportu dünyada her yıl otomatik olarak zamlanan tek pasaport ve bu zam oranı da değerli kağıt olduğu için Ekim ayını kapsayan 12 aylık Üretici Fiyat Endeksine göre belirleniyor.


İşte bu endekse göre zam oranının % 8 civarında olması gerekiyor. 446.-TL olan pasaport ücreti 483.-TL olması gerekir. Ama hayır, devlet-hükümet "seyahat özgürlüğü" konusunda bizleri yurttaş değil birer müşteri gibi gördüğü için Bakanlar kurulu zam oranlarını %50 artırma yetkisini de kullanarak, %8 değil % 12 zam yapabilir.. Geçen yıl yaptıkları gibi...

2012 yılında yüzde 10.2 olan yeniden değerleme oranı, pasaport ve kimlikler üzerinden alınan harçlar için yüzde 15 olarak belirlenmişti.

Hatırlıyor musunuz, hemen aşağıda yer alan blog yazısında da yer verdiğimiz gibi birkaç ay önce AB bakanımız Egemen Bağış "yüksek" buldukları pasaport ücretleri için "çalışma" yaptıklarını söylemişti.

Çalışmalar demek yeterince pahalı değil daha da artıralım biçiminde sonuçlandı. 

Tekrar, tekrar, bıkmadan soracağız: Dünyanın en pahalı pasaportuna her yıl zam yapmak, temel bir insan hakkı olan "seyahat özgürlüğü"nün kısıtlamak anlamına gelmiyor mu?

Bu zam politikası hükümetin dünya ülkeleriyle vizeleri kaldırma hedeflerinin tam karşıtı bir uygulama değil mi? Hangi mantıkla, gerekçeyle pasaport ücret ve harçlarını her yıl artırıyorsunuz?

Tüm seyahat özgürlüğü gönüllülerini pasaporta değil, "seyahat özgürlüğü"ne karşı yapılan bu OTOMATİK ZAMMA karşı çıkmaya, sesini yükseltmeye, dur demeye çağırıyoruz.

Bakanlar kurulunu bu haksız zammı durdurmaya, yeniden değerleme oranında zammı uygulamamaya Anayasal hakkımızı daha fazla sınırlandırmamaya çağırıyoruz.

Biz bu ülkenin pasaportunu taşımaktan gurur duymak istiyoruz, bize bedelsiz vermeniz gereken bir kimlik belgesi için devletimizden "müşteri" muamelesi görmek istemiyoruz.

Dünyada ortalama 50-60 dolar olan bir kimlik belgesi için 275 dolar ödemek istemiyoruz.

Başka ülkelerden vizelerini kaldırmalarını isterken kendi vatandaşlarına pasaport ücret ve harçlarıyla "vize" koyan bir ülke olmak size de yanlış, haksız gelmiyor mu? 

3 Ekim 2012 Çarşamba

Otomatik pasaport zammı kapıda!

Yeni bir yıla daha yaklaşırken "otomatik" pasaport zammımız yine bizi bekliyor. Pasaportu değerli kağıt kapsamında tutan devlet, her yıl sonunda, yılbaşından geçerli olmak üzere "değerli kağıtlara" zam yapıyor. Bu zam geçen yıl %12-16 arasında gerçekleşmişti. Pasaport ücretleri de enflasyonun üzerinde %12 artırılmıştı.

Dünyanın hiçbir ülkesinde her yıl pasaportlara otomatik zam gelmiyor. Bırakın zammı bazı ülkeler pasaport ücretlerinde indirime bile gidiyor, mesela geçen yıl İngiltere, Yeni Zelanda indirim yaptı.

Ayrıca söyleye söyleye dilimizde tüy bitti: T.C. pasaportu zaten dünyanın en pahalı pasaportu. Bu zam neyin zam mı? 

Hem dünya ülkeleriyle , komşularımızla karşılıklı olarak vizeleri kaldırmaya çalışıp, bir yandan da sürekli pasaporta zam yapmak büyük bir çelişki değil mi? Başka ülkelerden Türk vatandaşlarına vizelerin kaldırılmasını talep ederken, kendi ülkemiz bize yeni bir "vize" koymuş olmuyor mu?

Asgari ücretin yaklaşık 750 TL olduğu bir ülkede 446 TL'ye vatandaşlarına pasaport satan bir devletimiz var. Ve bu pasaportun ücreti yıl sonunda yaklaşık 500 TL olacak! Vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesini bu kadar fahiş bir fiyata "satan" dünyada başka bir ülke yok!

Otomatik zam konusunda 2 temel sorunumuz var, bunların çözülmesini talep ediyoruz:
1. Devlet pasaportu acilen değerli kağıtlar kapsamından çıkartmalıdır.
2. Her yıl "yasa gereği" diyerek otomatik zam yapmaya son vermelidir. 

Seyahat özgürlüğü temel bir insan hakkıdır, Anayasamız tarafından da güvence altına alınan hakkımız keyfi bir biçimde her yıl daha fazla sınırlandırılmamalıdır. Pasaport satılabilecek bir "meta" değildir, devletin vatandaşlarına sağlamak zorunda olduğu bir kimlik belgesidir.

Tekrarlıyoruz: Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin müşterisi değil, yurttaşlarıyız!

21 Eylül 2012 Cuma

12 Eylül 2012 Çarşamba

12 Eylül ve Yeşil pasaportun yeniden keşfi...

12 Eylül askeri darbesi Türkiye'de tüm hak ve özgürlüklerin üzerinden bir silindir gibi geçti. Yapılan Anayasa tüm toplumu bir cendereye sıkıştıracak şekilde dizayn edildi. 

Ancak yapılan askeri darbeye birçok Batılı ülke çeşitli tepkiler verdi. Bunlardan birisi de hem darbeye tepkiyi göstermek hem de kaçakları, göçleri engellemek, seyahatleri zorlaştırmak için Türk vatandaşlarının "seyahat özgürlüğü"nü elinden alan ve bugüne kadar çeşitli biçimde süren vizeler koymak oldu. 12 Eylül askeri rejimi pasaport vermediği insanlar ve muhalifler için de bunu adeta bir fırsat bildi.

İşte vizeler yüzünden bu ülkelerle yapılan pazarlıklar sonucu T.C. bir pasaportunu "yeniden keşfetti", daha önce (1950'den beri)* kısıtlı bir kitleye verilen "hususi pasaportu" ilerde gittikçe büyüyecek ve ayrıcalık/ayrımcılık sağlayacak bir hale dönüştürdü. Bizlerin bugün daha çok Yeşil pasaport olarak andığımız "hususi pasaport" sağlanan haklarla dünyada benzeri olmayan bir pasaporta dönüştü. Aradan geçen 32 yıla rağmen bu pasaport hala var, ayrıcalıkları, kapsamı genişledi ve üstelik o kadar benimsendi ki şimdi AB üyesi ülkelerin vizelerini aşmak için bir araç gibi görülüyor. İş adamlarına, avukatlara veya farklı gruplara verilmesi düşünülerek vize engeli bazı ülkeler için aşılmaya çalışılıyor.

Net biçimde ifade edelim: Yeşil pasaport 12 Eylül zihniyetiyle birlikte gittikçe genişleyen bir ayrımcılıktır. Devletin bürokrat ve ailelerinin ağızlarına Türkiye'ye uygulanan vizeler karşısında çaldıkları bir parmak baldır. Üstelik bu bal Türkiye'nin AB yolculuğunda bu kesimin "serbest dolaşım" hakkı için vereceği mücadeleye de ket vurmuş, Ankara anlaşması ile kazanılmış hakların müzakere edilmesine yol açmış, "vizelerin kalıcı hale gelmesine devletin kabul vermesini sağlamıştır. Belki de "eşitsizlik" dışında en büyük zararı budur.

Tüm dünyada devlet görevlilerinin kullandığı "hizmet pasaportu", (GRİ pasaport) biz de de olmasına rağmen, üst düzey bürokratlar, aileleri ve devlet görevlileri, emekliliklerinde de daha rahat seyahat etsin, harç ödemesin, bazı ülkelerde vize kuyruklarında "normal" vatandaşlar gibi çile çekmesin diye "yeşil pasaport"a dönüştürülmüştür.

12 Eylül'ün tüm kısıtlamalarından kurtulmayı, tüm ayrımcılıklarına son vermeyi düşünenler nedense bu dönemde genişleyen imtiyazları terk etmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemektedirler. Üstelik ayrımcılıkları sona erdirmek yerine yeni gruplara imtiyazlar sağlamayı tercih ediyorlar. As olan eşitliktir, "seyahat özgürlüğü"dür. AB'nin haksız vize uygulamalarıyla mücadelenin yolu, her türlü pasaport ayrımcılığına son vermekten de geçmektedir. 

Bu konuda daha önce yaptığımız kampanyanın, basın açıklamasının bazı linkleri aşağıda, lütfen okuyun ve bu mücadelemize de destek verin!

Basın Açıklaması: Yeşil pasaport imtiyazdır, ayrımcılıktır! 
Basın Açıklamamız Habertürk'te! 
İş adamları için "hususi" pasaport hazırladık!
Bianet: "Yeşil Pasaport Ayrımcıdır"

* 1938'deki pasaport kanununda da çok sınırlı bir bürokrat kesim için vardır.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Aya ilk ayak basan insanı kaybettik!

Dünyanın en güzel seyahatlerinden birini yapan, maceralarından birini yaşayan, Aya ilk ayak basan insanı Neil Armstrong'u bugün kaybettik, toprağı bol olsun.

Birçok insanın hayalini süsleyen, Jules Verne okuyarak büyüyen her çocuğun bir gün yapmak istediğini gerçekleştiren ABD'li astronot Armstrong, insanlık tarihindeki benzersiz yerini hep koruyacaktır.

1969'da aya ilk ayak basan Armstrong'du ama uzaya ilk çıkan insanın 1961 yılında Rus kozmonot Yuri Gagarin olduğunu da unutmayalım.

82 yaşında hayata veda eden Armstrong, Aya ilk adımını attığında "Benim için küçük, insanlık için dev bir adım" demişti. Gerçekten öyle oldu. İnsanlık seyahat, keşfetme, merak ve yeni dünyalar arama duygusunu 20. yüzyılda uzaya da taşımayı başardı. 21. yüzyıl Mars'ın ve güneş sisteminin sırlarını çözdüğümüz bir yüzyıl olmaya aday! 

İnsan yaşadıkça, özgür oldukça seyahat edecek, ister dünyada olsun ister uzayda...

7 Ağustos 2012 Salı

Günün Sözü Elie Wiesel'den...




"Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı." 
Elie Wiesel

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Sayın Egemen Bağış'a açık mektup ve sorular!


Sayın Egemen Bağış,
Sayın Bakanım,


1. 2 Ağustos 2012 tarihinde A Haber'de Sevilay Yükselir'in %100Siyaset programına yolladığımız soru üzerine "Pasaport harçları düşürüldü, ama hala yüksek" dediniz. Bunu sizin ağzınızdan duyduğumuz için memnun olduk. Ve nedeni olarak da çipli pasaportların  maliyetlerini gösteriyorsunuz. Çipli pasaportlar için son alım Temmuz 2012 tarihinde (ihalesiz) yapıldı. Ve Gemalto firmasından çipli pasaport kapakları tanesi 1,85€'ya alındı. (Medya'da haberleri yayınlandı, bu blogda da bunları bulabilirsiniz) Ama 10 yıllık biyometrik pasaportun ücreti 200€... Sayın bakan eskisi gibi kağıt, mürekkep, cilt bir şey tutmuyorsa, hadi olsun 5 olmadı 10 €, niye vatandaştan 190 € daha fazla alıyorsunuz?


2. "Bu devletin de bir gelir kaynağı" diyorsunuz. Devlet yurttaşına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için böylesine fahiş bir ücret isteyebilir mi? Hele temel bir insan hakkı ve Anayasal hak olan "seyahat özgürlüğü"nü kısıtlayacak biçimde bunu yapabilir mi? Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin müşterisi değil yurttaşlarıyız!


3.Avrupa ülkelerindeki pasaport ücretleriyle ilgili "arkadaşlarınızla" bir çalışma yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu çalışmaya katkı verelim. Biz de bir "Evliya Çelebi Seyahat Özgürlüğü İndeksi" hazırlıyoruz. AB ülkelerinde ortalama ücret 50-60 € seviyesinde. Yani Türkiye'deki ücretin neredeyse dörtte biri! Üstelik ne AB'de ne de dünyada her yıl zam yapılan bir "pasaport" bulunuyor! Bu yıl başında pasaportlara yine otomatik ZAM yapacaksınız sayın Bakan haberiniz var mı?


4. "Hem fiyatlar yüksek diyoruz, bir yandan da devlet pasaport yetiştiremiyor, şu anda pasaport almak için bekleyen 300 bin vatandaşımız var" diyorsunuz. Sayın bakan en çok bu sözlerinizi büyük bir şaşkınlıkla dinledik. Her halde yurttaşlarına pasaport veremediği için, ihalesini zamanında yapamadığı için aylarca pasaport beklettiği binlerce yurttaşı ile "övünen" tek ülke biziz ve tek bakan sizsiniz. Söylediğiniz 300 bin kişi tatile, iş seyahatine, eğitime, hacca gidebilmek, başka ihtiyaçlarını karşılamak, Anayasal haklarını kullanmak, vermek zorunda olduğunuz bir kimlik belgesini/pasaportlarını alabilmek için "kuyruktalar"! "Gelir durumumuz yükseldi, refahımız arttı hadi bir yurt dışına çıkıp gelelim" diye pasaport şubelerine akın etmediler... Sanırım siz Türkiye'de neredeyse 10 yıldır pasaport sahibi vatandaş sayısında doğru dürüst bir artış bile olmadığının da farkında değilsiniz! Arkadaşlarınız araştırsın sayın bakan, bu ülkede kaç kişinin pasaportu var? Bakın size bir örnek: Türkiye'nin nüfusu 74,7 milyon. TUİK'e göre 2011'de yurtdışına çıkan TC vatandaşı sayısı 6,2 milyon! Mesela 1 Ağustos'ta karşılıklı vizeleri kaldırdığımız Ukrayna'da durum: Ukrayna'nın nüfusu 45,8 milyon. 2011 yılında yurtdışına çıkan Ukraynalı sayısı 20,3 milyon! Bir bilgi daha: Ukrayna pasaportu 350 Hryvnias (45 $), T.C pasaportu ise 446 TL (245 $)


5. Sayın bakan biz iyi niyetinizden şüphe etmiyoruz. Sadece seyahat özgürlüğünün Anayasal ve temel bir insan hakkı olarak önemsenmediğini, hatta açıkca çiğnendiğini düşünüyoruz. Türkiye'de seyahat özgürlüğünün önündeki tek engel fahiş pasaport ücret ve harçları değildir. Yurt dışına çıkış harcı da, yeşil pasaport ayrımcılığı da, medeni birçok ülkede çocuk, yaşlı ve engellilere indirimli pasaportlar sağlanırken Türkiye'de bunların kimsenin aklına bile gelmemesi de aynı bakış açısının bir yansıması...


Vizesiz Avrupa hedefinize/hedefimize önce kendi yurttaşlarımızın önüne koyduğumuz "vizeleri" kaldırarak ulaşabiliriz. AB'nin haksız vize uygulamalarına karşı çıkarken içinde bulunduğumuz durum tam bir çelişki oluşturuyor. Mevcut durum, hükümetinizin tüm dünyada Türkiye'ye vize koyan ülkelerle vizeleri kaldırma politikasıyla tezat oluşturuyor. Bu ülkelere gidebilmek için insanımızın önce pasaport alması gerekecek... Ve yurttaşlarımız sadece iş adamlarından oluşmuyor!


Sayın Bakan son olarak şunları söylemek istiyoruz: Hükümetimizin her medeni ülkenin yurttaşlarından esirgemediği "seyahat özgürlüğü" haklarını, kendi yurttaşlarına da verebileceğini, böyle bir vizyonu olduğuna inanıyoruz. Çünkü son Anayasa oylamasında "seyahat özgürlüğü"nü genişleten düzenlemeyi de yine hükümetiniz gerçekleştirdi. Şimdi de yurttaşlarımızın bu taleplerinin karşılanmaması için hiçbir sebep yok!


Elbette, "hak verilmez, alınır" gerçeğinin farkında yurttaşlar olarak biz meşru ve hukuki yollardan taleplerimizi, mücadelemizi sürdüreceğiz.


Saygılarımızla,


Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sırtçantalılar Topluluğu

3 Ağustos 2012 Cuma

Egemen Bağış: "Pasaport fiyatları için çalışma yapıyoruz"

Dün A Haber'de Gazeteci Sevilay Yükselir'in sunduğu %100 Siyaset programının konuğu AB Bakanı Sayın Egemen Bağış'tı. Biz de Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i nerede bulursak soru yağdırdığımız gibi Sayın Bağış'a da "seyahat özgürlüğü" ve "pasaportlar" konusunda twitler yolladık. Ve bu sefer twitlerimizden biri sayın bakana Sevilay Yükselir tarafından soruldu.

Soru şuydu: Sayın @Egemen_Bagis neden #vizesizavrupa hedefine dünyanın en pahalı pasaportu ile gitmeye çalışıyoruz, bizim günahımız ne? @yuzdeyuzsiyaset

Sayın Bakan bu soruya oldukça geniş ve şaşırtıcı yanıtlar verdi. Ama yanıtının bir bölümünde bu ücretin yüksek olduğunu ve bu konuda çalışma yaptıklarını da belirtti, Sevilay Yükselir'e... 

Aslında bu konuşmanın "seyahat özgürlüğü" ile ilgili ilginç, şaşırtıcı ve hatta çelişkili  bölümlerini bu blogda yayınlacağız. Ama önce bu haberi duyurmak istedim, bakalım Sayın Bakan ne tür çalışmalar yaptırıyor. Gerçekten yaptırıyor mu? Bundan sonra bu "çalışmaların" peşinde olacağız.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Pasaport krizi kötü yönetiliyor

Yaklaşık 3 aydır bir pasaport krizi yaşıyoruz. Türkiye'de "pasaport bitti". Bu "bitiş" ile ilgili ve nedenleri için ayrı ve uzun bir yazı yazılabilir. Bu konuda özellikle Zaman Gazetesi'nde Ahmet Dönmez'in haberlerini izlemek de çok fikir verebilir. Şimdi ihalesiz bir alım yapıldı, sonra 2. alım yapıldı. (üstelik ihale ile alınandan daha ucuza mal oldu, çipli pasaport kapakları ihalesi söz ettiklerim) Bunun da nedenleri, daha önce yediğimiz milyonlarca Euroluk kazıklar hepsi ayrı birer yazı konusu... 

Ben bu yazıyı bir ülkede pasaport bitmesi gibi bir durumun ortaya çıkması ve sonra nasıl yönetilemediğini adeta belgeleyen bir durumu gözler önüne sermek için yazıyorum. 

İnsanların bütün seyahat programları alt üst oldu, tatilleri, iş görüşmeleri, ziyaretleri her şey berbat oldu. 40-50 gün sonra pasaportlarını yeni alanlar var. Hala bekleyenler var. Çünkü açıkça bir yetkili çıkıp, uzun bir süre durum şudur ve şu tarihten itibaren de çözülecektir demek için kılını kıpırdatmadı. Bir süre sonra e pasaport sitesinde şöyle bir açıklama belirdi.
25.06.2012 - Yurtiçinden ve Yurtdışından Bilgi Talebinde Bulunacak Vatandaşlarımızİçin İletişim Bilgileri!!!
Türkiye’de; e-pasaport başvurusu hakkında bilgi almak isteyenvatandaşlarımız
taleplerin kayıt altına alındığı www.epasaport.gov.tr web sitesi anasayfasında
yer alan Bize Yazın bölümünden veya 0 312 4978090 numaralı çağrı merkezimizaracılığı ile bilgi talebinde bulunabilirler. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız ise 90 312 292 29 29 numaralı telefonu arayarak bilgi alabilirler.
Burada yer alan telefonlar bir süre sonra DUVAR oldu, çünkü ne verilen bilgiler bir işe yarıyordu ne de telefonlar açılıyordu. İnsanlar pasaportlarını almak için Ankara'ya pasaport düzenlenen yerlere gidip elden aldılar, almaya çalıştılar!

Neredeyse 1 ay kimse bir açıklama yapmadı, sadece Emniyetten sıkıntı yoktur, merak etmeyin türünden 1-2 açıklama geldi. Ardından e-pasaport sitesine aşağıdaki açıklama kondu.
25.07.2012 - Umuma Mahsus Pasaport Müracaatında Bulunan Vatandaşlarımızın Dikkatine !!!
Darphane tarafından yapılan pasaport sevkiyatı ihtiyacı karşılayacak seviyeye ulaşmış, Pasaport Tanzim Sistemindeki uyum çalışması da başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu zamana kadar sistemde bekleyen pasaportların en kısa sürede tanzim edilebilmesi için 24 saat kesintisiz pasaport tanzimine başlanmıştır. Hac müracaatı yapmış vatandaşlarımızın bu zamana kadar bekletilmekte olan pasaportları tanzim edilmiş ve postalanma aşamasındadır. 2012 Haziran ayı içerisinde müracaatta bulunanların 29 Temmuz 2012 tarihine kadar, 2012 Temmuz ayı içerisinde müracaatta bulunanların ise 05 Ağustos 2012 tarihine kadar pasaportlarının tanzim edilmesi planlanmaktadır.25/07/2012
Hemen ertesi gün ise bu açıklamaya yer verildi.
26.07.2012 - Umuma Mahsus Pasaport Müracaatında Bulunacak Vatandaşlarımızın Dikkatine !!!
Son günlerde, vatandaşlarımızın pasaportlarını 3-4 ay gibi bir süre sonra alabilecekleri şeklinde yanlış bilgilendirildiği ve endişeye kapılan vatandaşların da pasaportlarını almak üzere Pasaport Daire Başkanlığına yönlendirildiği müşahade edilmiştir. Daha önce yapılan duyurularda da belirtildiği şeklide Darphanenin pasaport sevkiyatı yeterli düzeye ulaşmış ve bekleyen müracaatların ise 05 Ağustos 2012 tarihine kadar tanzim edilmesi planlanmıştır. Bu durumda bu gün müracaat eden bir vatandaşımız 10 içerisinde pasaportunu alacak olup, Ağustos ayının ilk haftasından sonra daha önce olduğu gibi pasaportların 1-2 gün içerisinde tanzim edilmesi sağlanacaktır.26/07/2012
3 gün sonra ise aşağıdaki açıklama kondu e-pasaport sitesine ve yukardaki 2 açıklama siteden kaldırıldı. Çünkü hepsi birbiriyle çelişki halinde...
30.07.2012 - Umuma Mahsus Pasaport Müracaatında Bulunan Vatandaşlarımızın Dikkatine!!!
Pasaport Tanzim Sisteminde bekleyen müracaatların en kısa sürede üretilerek postalanabilmesi için 7 gün 24 saat kesintisiz pasaport üretimine devam edilmektedir. 2012 Haziran ayında yapılan pasaport müracaatlarının tamamı tanzim edilerek postalanmıştır. 2012 Temmuz ayı içerisinde yapılan pasaport müracaatlarının ise, Darphane tarafından yapılan pasaport defteri sevkiyatının yeterli düzeyde devam etmesi halinde bir hafta içerisinde tanzim edilerek postalanması planlanmaktadır.30/07/2012
Bu 3 açıklama, aslında bu krizin nasıl kötü yönetildiğini, yönetilemediğini, Anayasal hakları "seyahat özgürlüğü" ihlal edilen yurttaşlarımızın nasıl "oyanlandığını" ya da oyanladıklarının zannedildiğini gösteren birer belge. Birbiriyle tamamen çelişen, sürekli pasaport teslim zamanlarını öteleyen bu açıklamaların, üstelik biteceği gibi bir izlenim de yok!

Bu son açıklama da artık kimseyi tatmin etmiyor, herkes "kuzu kuzu" pasaportunun gelmesini bekliyor. Hele bu açıklamada yer alan: "Darphane tarafından yapılan pasaport defteri sevkiyatının yeterli düzeyde devam etmesi halinde..." cümlesi/çekincesi hala ne sorunun tümüyle çözüldüğünü ne de pasaportların zamanında tanzim edilmesinin garanti olduğunu söylüyor. Yani daha hala bekleme riski var!

Ayrıca vatandaşlar pasaportlarını beklerken, bu geçen süre pasaportlara eklenmiyor. Parasını ödedikleri süre, Emniyette geçiyor. Gönderilen pasaportlara bu süre mutlaka eklenmeli (en az 2 ay) ya da daha sonra düzenlenecek yeni pasaportlara bunu aktarmanın bir yolunu bulmalı devlet!Başvuru tarihi ölçü alınmamalı, gönderim tarihi pasaportta yer almalı!

Farkındaysanız e-pasaport sitesinin her duyuru cümlesinin sonunda "Dikkatine!!!" ibaresi yer alıyor, sanırım bu duyuruların en doğru bölümü bu 3 ünlem: !!!

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Günün Sözü Michener'den...

“Eğer yemekleri reddedersen, adetleri görmemezlikten gelirsen, dinden korkar, insanlardan kaçarsan, evinde oturman senin için daha iyi olacaktır.” /James A. Michener

27 Temmuz 2012 Cuma

Boğaz köprülerindeki 2 Bilet haksızlığı giderildi.

Hızlı sonuç aldığımız için sevindim. İstanbul'daki köprü onarımları nedeniyle köprü geçişleri ücretsiz yapılmıştı. Ancak İETT belediye otobüsleri de ücretsiz geçtikleri halde vatandaşlardan 2 bilet almayı sürdürüyorlardı.


Otomobilleri veya başka araçları kullananlar bedava geçerken, halkımız hiçbir değişiklik olmamış gibi, üstelik toplu taşım araçlarını kullanarak trafik sıkışıklığını rahatlattıkları halde adeta cezalandırılmışlardı.


2-3 gündür hem sosyal medyada hem de @ibbbeyazmasa ya başvurarak bu haksızlığın giderilmesi için mesajlar attık, kamuoyu oluşturmaya çalıştık. Ancak İstanbul Büyük şehir belediyesi bu kez çok hızlı davranarak olumlu kararlar aldı.


Hem şehir hatları vapurları hem de boğaz köprülerini kullanan belediye otobüslerinde %50 indirime gitme kararı aldı. Pazartesi günüden itibaren bu karar uygulanmaya başlanacak. İstemeden hiç bir şey olmuyor, yine bir kez daha kanıtlandı ki hak verilmez alınır!


İBB sitesinden yapılan resmi açıklama şöyle:
Şehir Hatları vapurları ile köprü geçişli İETT otobüsleri, Pazartesi gününden itibaren 2 ay boyunca indirimli yolcu taşıyacak.
İstanbul büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın aldığı karar ile 30 Temmuz Pazartesi gününden itibaren Şehir Hatları Vapurları, Akbil ve İstanbulkart kullanılan tüm seferlerde (Adalar hariç) iki ay süreyle tarife üzerinden yüzde 50 indirimli yolcu taşıyacak.
Boğaz Köprülerinden geçen İETT otobüslerinde de iki ay süreyle tek bilet uygulamasına geçilecek.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Zengine bedava fakire 2 bilet

İstanbul boğazını geçmek zengine bedava, fakire 2 bilete dönüştü! Köprülerde başlayan yol onarım çalışmaları İstanbul boğazını  geçmeye çalışan herkes için uzun zamandır tam bir kabus. Açıkça "seyahat özgürlüğü" insanların ellerinden alındı. Yollarda saatlerce perişan oldular.


Üstelik bu trafikteki eza, cefa sadece İstanbullulara değil, bu köprülerden geçmek zorunda kalan herkese yaşatıldı ve yaşatılıyor.


Yetkililerin çözüm bulmakta çok geç kalmaları, neredeyse bunun için hiçbir önlem düşünmemiş olmaları herkesin perişanlığını daha da artırdı. Bulunan formüllerden biri de köprüleri bedava yapmaktı. Başbakan tarafında "müjdelenen" bu yöntemin ise belli düzeyde bir faydası olduğu söyleniyor. Ancak bu yöntem başka bir eşitsizliği gündeme getirdi.


Köprüleri kullanan İstanbullular belediye otobüsüne binerse 2 bilet atmak zorunda, ancak otomobiliyle geçerse hiçbir ücret ödemiyor. Yani trafik sıkışıklığına katkıda bulunanlar bedava, toplu taşım araçlarını kullananlar ise ücretli. 


Köprülerin onarımı konusunda önceden bir önlem almayı akıl edemeyen yetkililerin, önerdikleri çözüm yöntemlerinin farklı yansımaları konusunda bir şeyler düşünmelerini beklemek elbette hayal. Hele bunlar "seyahat özgürlüğü", "eşitlik" gibi temel haklar söz konusu olduğunda...


Şimdi bu uygulama bariz bir "eşitsizliğe" yol açmış durumda. Bunu gidermek için Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprü geçişlerini kullanan belediye otobüsleri de bu onarım süresince ya ücretsiz olacak ya da araçların benzin maliyeti düşünülerek indirimli. 


Bu konuda İETT yetkililerine ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisine iş düşüyor, köprü geçişlerinde 2 bilet uygulamasını tek bilete düşürmek için bir karar alabilirler. Toplu taşım araçlarını kullanmak yönünde bu önlemin bir teşvik tarafı da var. Ben bu isteğimi Twitter üzerinden @ibbbeyazmasa'ya ilettim. Siz de iletin, talep edin!


İdeal çözüm ise artık maliyetlerini kat be kat çıkaran bu köprülerin tamamen bedava olması ve doğal olarak belediye otobüslerinin de daha indirimli...

Yoksa bu belirgin adaletsizlik, "eşitsizlik"  karnemize bir eksinin daha yazılmasına yol açacak. Zenginlerin yine kazandığı, fakirlerin tıkır tıkır ödediği bir Türkiye...

12 Temmuz 2012 Perşembe

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Sırtçantalılar Radyo 1'de "seyahat özgürlüğü" istedi

Birlikte Türkiye'de "seyahat özgürlüğü"nün genişlemesi ve önündeki engellerin kaldırılması için mücadele verdiğimiz Sırtçantalılar Topluluğu'nun kurucuları bugün TRT Radyo 1'de saat 20'de yayınlanan  "Öğrenci İşleri" programının canlı yayın konuğu oldu.


Sırtçantalılardan Onur İnal, uzun zamandır birlikte yürüttüğümüz kampanyalar hakkında bilgi verdi ve şöyle dedi: " Kardeş grubumuz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleriyle çeşitli kampanyalar yapıyoruz ve Türkiye'deki seyahat özgürlüğü önündeki engellemelerin kalkması için kamuoyu yaratmaya çalışıyoruz"


Programda İnal, fahiş pasaport ücreti/harcı, yurt dışına çıkış harcı ve vize konularının Türkiye'de seyahat özgürlüğü'nün önünde nasıl bir engel yarattığını da örneklerle vurguladı. %95'i yurt dışına çıkmamış bir ülkede yaşadığımızı vurgulayan İnal, birlikte yürüttüğümüz "farkındalık" yaratmaya yönelik kampanyaları artırarak sürdüreceğimizi de belirtti.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Bir gezgin ile turist arasındaki fark nedir?

Twitter'daki @seyahatozgurluk hesabımızdan "takipçilerimize" sorduk: "Bir gezgin ile bir turist arasındaki en büyük fark nedir?"


Genellikle bir "gezginin" gözünden yanıtlar geldi, üstelik turistleri biraz küçümseyen yanıtlar. Aslında bir çoğumuz kimi zaman bir gezgin gibi kimi zamanda bir "turist" gibi davranıyoruz. Elbette has "gezginlere" söyleyecek sözüm yok... Ama turizme ve "turistlere" de çok haksızlık etmeyelim...


İşte @seyahatozgurluk'a gelen yanıtlar:

hakan gokce ‏@hakangokce
gezgin icin yol bitmez, turist icin aldigi izin biter.,


IQT ‏@Aykutik
Bir gezgin ile bir turist arasındaki en büyük fark, bence sonraki duraklarıdr; birisininki ev, diğerininki başka bir "yer".


Tarkan Dalgin ‏@tarkandalgin
gezgin "her zaman" yoldadır..


Kemal Kaya ‏@maxmajestic
 Gezgin sokaklarda kaybolmayi sever, turist rehberi kaybetmekten korkar.


Semih Diken ‏@loplopculer
Gezginin yemek yediği yerde turist yoktur. Turistin yemek yediği yerde yerel insan yoktur.


Kenan YILDIRIM ‏@kykenanyildirim
turistin konfor kaygısı varken;gezginin konfor ve hizmet kaygısı yoktur.Zor durumlarda bile zevk almasını bilir.


hayriye avci ‏@AvciHayriye
 gezgin araştırmacı ve keşfeden turist ise daha çok hazır paketi tüketendir


devrim kilicer ‏@legoist
Gezgin sırtını şehre dönerek fotoğraf çektirmez.


aytunç erçifci ‏@aercifci
turist cebine parasını doldurup sağda solda saça saça gezer, gezgin parası olmasa da bir yolunu bulur ve gezer


cengiz şahin ‏@ekspercengiz
"Gezgin" 2 den fazla öğün yiyemez! "Turist" aç iken dergi bile okumaz!


aykan aydın ‏@ayknaydn
gezgin gezer, turist izler.


alper afşin ‏@alperafsin
Turist, konsantre meyve suyu icmek, gezgin ise dalindan kopardigi meyveyi yemek gibidir. 


Emre Herdem ‏@ehrdm
Turist, işten izin 1-2 hafta alır gezer. Gezgin, şöyle 6 ay falan ücretsiz izin patlatır öyle gezer... 


TheJoker ♠ ‏@TheJokerFace
Turistte bilgi eksikligi vardir bu acigini da daha fazla para harcayarak kapatmaya calisir.

Gezgin ise nerede, neyi nereden almasi gerektigini bilir, turistik yerlerden uzak durur. Tatil ucuza gelir

Gökçe ‏@gokcizm
Turist, topladığı anıları ve geride kalan herşeyi evine götürmek üzere yola çıkar. Gezginse sıradaki durağına...


Ozlem SOYDAN ‏@OzlemSoydan4
Merdivenlerden oluşan daracık bir sokak ileride kıvrılyor ve sonunu göstermiyorsa, merdivenleri koşarak çıkan içgüdü gezgindir


kumru ‏@kumrukush
turist bakar, gezgin görür!


july ‏@purplebullet
turist otelde kalir, gezgin ya ev tutar ya da orada yasayan birinin evinde kalir.


ismail alacaoğlu ‏@nothingism
seyahate çıkmanın amacı yaşadığın dünya ile birlikte kendini tanımaktır, bunu yapabiliyorsan aldığın sıfatın önemi yoktur.


Furkan Kilicaslan ‏@kilicaslanfurka
Turist anlara o an ki yaşadığı zamana asık olur gezgin zaten o maceraci ruha coktan asık olmuştur


Bunyamin Tokmak ‏@MuharrirAntalya
Turist huzur arar, gezgin macera.

Turist, bir gittiği yere 10-20 kez gidebilir. Gezgin her seferinde yeni yerler keşfetmek ister.


süleyman kumaş ‏@suleymankumas
Tur-ist, tur atar gider onu irgalamaz ama gez-gin gezer durur onu hersey irgalar o da herseyi irdeler.


Selda Yilmaz Öncel ‏@selda1802
turist tatil amaciyla seyahat eder,gezgin icin ise bu vazgecilmez bir ask,karsi konulmaz bir zorunluluktur..

Engin Kaban ‏@Engin_Kaban
 #Turist olunur, #Gezgin doğulur. Bu biraz fazla iddialı oldu sanki ;)
#Gezgin yol acar, #Turist ancak açılan yolu takip eder. 
#Gezgin nereye gideceğini bilmez; #Turist nerede olduğunu.


Gunes AKDOGAN ‏@lizardOnTheRoad
 turist nereye gideceğini bilir. Gezgin ise nereden geldiğini.


Geliş sırasına göre yer verdim. Atladıklarım varsa özür dilerim. Lütfen katılmak isteyenler, yorum kısmına devam ederek bu yazıyı daha da zenginleştirebilirler. Katılan herkese ve @sirtcantalilar a da tekrar teşekkürler.

3 Temmuz 2012 Salı

Twitter'da "seyahat özgürlüğü" mücadelesi...

Aslında yazının adı "sosyal medyada seyahat özgürlüğü mücadelesi" olmalıydı. Ancak son dönemde kampanyalarımızın büyük çoğunluğunu Twitter'da yapıyoruz ya da oradan yönlendiriyoruz. Facebook, bu blog, diğer ürettiğimiz kampanya materyalleri, e-posta, SMS, banner, fotoğraf gibi araçlar tamamen bu ana mecranın etrafında şekilleniyor.

Kampanyayı bir basın açıklaması ile destekliyorsak buna, mektup, faks vb. iletişim araçları da ekleniyor elbette, ama kampanyanın hedefindeki kişi ve kurumlara mesajlarımızı daha çok "Twitter" üzerinden iletiyoruz. Her şeyi 140 karaktere bölerek, bir banner, bir afiş, bir fotoğraf ya da reklam spotu ya da video ekleyerek oluşturuyoruz kampanya mesajlarını...


Seyahat özgürlüğü mücadelesi bu blogla başladı, Facebook'da (sayfa ve grupta) büyüdü, mücadele ettiği konuda büyük başarı sağladı (pasaport ücretlerinin/harçlarının %50 düşürülmesinde büyük rol oynadı) şimdi Twitter'da daha da genişliyor, daha büyük hedeflere odaklanıyor.

Ancak bu uzun girişten sonra, yazıyı yazma nedenime gelmek istiyorum. Twitter'da gerçekleştirdiğimiz kampanyalarda daha yüksek verim elde etmek, hedeflerimize biraz daha hızlı ulaşmak istiyoruz. Daha verimli ve etkisi yüksek kampanyalar yapmak...

Takipçi ve aktivistlerimizin şu aşağıda yazdığım noktalara dikkat etmelerini istiyoruz:

1. Başta Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olmak üzere, resmi kişi ve kurumlara attığımız twitlerin RT yapılması diğer twitlerden daha önemli. Bu kişi ve kurumlara doğrudan ulaşıyor. Ayrıca sizlerin bu kişi ve kurumlara belli aralıklara aynı konularda twitler yollamanız da aynı derecede etkili.

2. Bir konuda özel kampanya yaptığımız zaman (bir hashtag-tabela saptamak dahil, #seyahatcunku ile yaptığımız gibi) ya da bir TV programına katılacak resmi kişi ve kuruma mesajlarımızı iletmek istediğimiz zaman bunu bazen 1-2 saat önce duyurabiliyoruz. Önceliği bu tür duyuruların yayılmasına vermelisiniz. Daha sonra da o kampanyaya katılmak üzere bilgisayar başında olmak gerek, bazen 5-10 kişiyle bile ciddi bir etki yaratmak mümkün, ben olmasam da olur demeyin.

3. Herkesin farklı konularda farklı düşünceleri ve siyasal eğilimleri olabilir, birbirimize kızmak değil, ortak bir amacı "seyahat özgürlüğü" gerçekleştirmek için bir aradayız. En önemlisi "Türkiye'yi kurtarmıyoruz"...

4. Türkiye'deki haksız seyahat özgürlüğü sınırlamalarına, Anayasa ihlali olduğunu düşündüğümüz yasa ve uygulamalara karşı mücadele ediyoruz, farkındalığı artırmaya, resmi kişi ve kurumları bunları düzeltmeye "iknaya" çalışıyoruz. Bazen de medyanın bu konulara ilgisini çekmeye çalışıyoruz. Gazetecilere konuları aktarmak "bıktırmadan" önemli...

5.Seyahat özgürlüğü "şemsiyesi" altına girebilecek her türlü haksız ve çelişkili uygulama ve sorunlarda da diğer grup ve kişilerle dayanışma göstermeye çalışıyoruz. #gencliktreni konusunda olduğu gibi... (Hoş bu konu da Sırtçantalılar ve bizim üzerimizde kaldı gibi...)

6. Sosyal medyada büyümek önemli @seyahatozgurluk bizim Twitter hesabımız. Bunu, bloğumuzu, Facebook grubumuzu ve sayfamızı (ikisi ayrı şeyler) ara sıra paylaşmalı ve diğer takipçilerinize duyurmalısınız. Bu tür insan hakları mücadeleleri uzun soluklu ve erimli mücadeleler, bizim gücümüz bu konuda önemli mevzi kazanımlar elde etmiş olmamızda. Bu başarıların sürekliliği sizin ilginizin sürekliliğine doğrudan bağlı...

7. Bu bloğun hemen yukarda "KAMPANYA MALZEMELERİ" adlı bir bölümü var. Buradaki malzemeleri, bannerları kullanarak, kendi bloğunuzda, sayfanızda, sitenizde yayınlayabilir, bize link verebilirsiniz, insanları davet edebilirsiniz. Bloğumu 20 kişi okuyor ne olacak demeyin, ilk kampanyamızda bu sayede Facebook'da 13.000 kişilik bir güce ulaştık unutmayın!

İnsanlar önceliklerini belirlemekte özgürdür. Biz dokunabileceğimiz, etkimiz olabilecek ve düzeltebileceğimiz sorunlara "çare" üretmeye, onları görünür kılmaya, yurttaşlarımızın farkındalığını artırmaya devam edeceğiz. Ve her zaman dediğimiz gibi: "dayanışma hepimize daha anlamlı bir varoluşun kapılarını aralayabilir"...

2 Temmuz 2012 Pazartesi

25 Haziran 2012 Pazartesi

Gençleri kız-erkek ayrı seyahate zorlamak...

Uzun zamandır bu blogta "seyahat özgürlüğü" başlığı ile ilgili birçok konuyu ele aldık. Ağırlıklı olarak pasaport, vize, harç sorunları ve temel insan hakları bağlamında yeni yazı konularımız oldu. Ancak "seyahat özgürlüğü"ne karşı tüm girişim ve engellerle de mücadele etmeye çalıştık.

Şimdi de Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın bazı projelerinde yapılan kız-erkek ayrımcılığı ve farklı dönemlerde birlikte seyahat etmelerinin engellenmesiyle karşı karşıyayız.

Önce yaz kamplarında başlayan bu uygulama çeşitli gençlik örgütlerinin tepkisine, bakanlığa mektup göndermesine rağmen hala sürdürülürken, aynı zamanda farklı projelerle de yaygınlaştırılıyor.

Özellikle Gençlik Treni  ve yeni başlayan Seyyah Projesi  nde de aynı şekilde kız-erkek ayrımcılığını yapılıyor. Projelerin sitelerinde katılım şartlarının belirtildiği bölümlerde hep şu ibare var: Kız ve erkek dönemleri ayrıdır.

Her iki proje de fikir olarak çok güzel, ayrıntılar da özenle düşünülmüş, ama bu kız-erkek ayrımcılığını anlamak mümkün değil. Bu konuda bir imza kampanyası yapan gençler kanalıyla durumdan haberdar oldum, basın da bu konuya yeterli ilgiyi göstermiyor. Birkaç site dışında sanırım sadece Birgün Gazetesi'nde konuyla ilgili bir haber yapıldı.

Bu konuya daha çok sosyal medyada tepkiler yoğun olarak sürüyor, biz de Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, Sırtçantalılarla birlikte Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç'a sorular yöneltiyoruz. Neden bu tür bir ayrımcılık yapıyorsunuz diye. Henüz bir yanıt alamadık. Ama Gençlik Treni'nin Facebook sayfasına yazdığımız sorulara, soruları önce silerek, sonra anonim gençlerin ağzından bir yanıt yazdılar: 
T.C Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenen Gençlik Treni ve Lider Gençlik Kampları etkinliklerinde; daha rahat bir hareket ortamı, duygu ve düşüncelerin daha rahat ifade edilebilmesi için etkinliklere katılacak bayan ve erkek arkadaşlarımızın farklı dönemlerde seyahatinin ve farklı dönemlerde kamp yapmasının programların verimliliği açısından oldukça yerinde olduğunu düşünmekteyiz. Şüphesiz ki Gençlik ve Spor Bakanlığı bu etkinlikler ile gençlerin bilgi ve birikimlerinin artmasını, deneyim kazanmalarını ve bunun yanında sosyalleşmelerini amaçlamaktadır. ‘Cinsiyet ayrımı yapılmaktadır’ şeklindeki karalama kampanyalarını biz gençler nezdinde hiçbir karşılık bulamayacağını ve Gençlik ve Spor Bakanlığının yaptığı ve biz gençler açısından çok verimli geçeceğine can-ı gönülden inandığımız bu etkinliklere desteklerimizin ilelebet süreceğini belirtiriz. Bu tarz etkinliklerin altından art niyet arayanları Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ gençler olmaya davet eder, organize edilen etkinliklerle gençliğin gelişimi için çaba harcayan Gençlik ve Spor Bakanlığımıza tekrar teşekkürlerimizi sunarız.Hadi, hep beraber önce Gençlik Treni’ne, sonra Lider Gençlik Kampına…
Bu yanıtın neresinden tutacağımızı bilemiyorum, ama biz yanıtımızı almış olduk. Kız-erkek birlikte seyahat ederlerse nelerin olmayacağı ortaya çıktı:
1. daha rahat bir hareket ortamı, 
2. duygu ve düşüncelerin daha rahat ifade edilebilmesi 
3. programların verimliliği 

Ayrıca şu da belli oldu, bakanlık kendisine yönelik eleştirileri başka "gençler" aracılığıyla "karalama" olarak nitelemeyi tercih ediyor. "Beni eleştirmeyin ne yapıyorsam doğru yapıyorum" diyor. Bir de eleştirmeyi "art niyet" aramakla özdeşleştirmişler ki tam evlere şenlik! Bizi, "kız ve erkeklerin birlikte faaliyet yapmasında nasıl bir art niyet arıyorsunuz" diye sormak zorunda bırakıyorlar.

Fakat her şey bir yana  tüm sorular yerinde duruyor, Sayın Suat Kılıç, bakanlığınız gençlik treni ve seyyah projesinde şunları amaçladığını ilgili projelerin sayfalarında belirtmiş:
gençlerin bilgi ve birikimlerinin artmasını, deneyim kazanmalarını ve bunun yanında sosyalleşmeleri...
gençlerin seyahat etmeleri, akranlarıyla tanışmaları ve kaynaşmaları ve ülkemizin doğal ve tarihi güzelliklerini yerinde görmeleri...
gençler arasında hoşgörü ve diyaloğun arttırılması, sosyal korku ve ön yargıların giderilmesi, toplumsal bütünleşmeye katkı sağlanması, gençlerin farklı coğrafi bölgelerde yaşayan akranlarıyla tanışmaları, kaynaşmaları ve kültürel alışverişte bulunmaları...
gençlerimizin tarihinden ve kültüründen haberdar olması, bu topraklar uğruna verilen mücadelelerimizi görerek, bizzat gezerek öğrenmesi, dünyanın başka hiçbir yerinde bulunmayan ülkemizin doğal, tarihi ve kültürel güzelliklerinden gençlerimizin mahrum kalmaması...
Sayın Bakan, lütfen açık ve seçik olarak kamuoyuna açıklar mısınız?: 

Kız ve Erkeklerin birlikte/karma seyahat etmeleri yukardaki amaçlarınızdan hangisine engel olabilir? Yoksa tam tersine bu amaçların çok daha iyi gerçekleşmesini mi sağlar? 

Bu tür bir cinsiyet ayrımcılığı projelerde amaçladığınız birçok şeyin gerçekleşmesini engellemez mi? 

Bu kararı alırken gençlerle ilgili hangi psikososyal, pedagojik bilimsel ölçütleri veya referansları kullandınız?