En pahalı pasaport ücreti hala Türkiye'de. Dünya ortalaması 60 dolar düzeyinde bulunuyor. Türkiye'de 4-10 yıllık biyometrik pasaport ücreti yaklaşık 200 dolara inse de hala çok yüksek. Her yıl pasaportlara OTOMATİK ZAM geliyor. Bu durum Anayasamızın 23. maddesinde tanımlanan "seyahat hürriyeti"nin açıkça ihlalidir. DÜNYANIN EN PAHALI PASAPORTLARINI KULLANMAK, DELİ DUMRUL HARÇLARINI ÖDEMEK VE AYRIMCILIĞA UĞRAMAK İSTEMİYORUZ. Vizesiz Türkiye, Vizesiz Avrupa, Vizesiz Dünya İstiyoruz!
ABAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABAD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mayıs 2013 Salı
Vizesiz Avrupa yolunda Demirkan davası için ortak görüş!
Vizesiz Avrupa yolunda hayati bir adım olan ABAD'da süren Leyla Demirkan davasında gelinen son aşama ve yayınlanan dava raporuyla ilgili olarak bir toplantı yapıldı. Toplantıya katılan Türkiye'de, yurt dışında davayı takip eden bilim adamı, uzman ve akademisyenler ortak bir açıklama yayınladılar:
C-221/11 sayılı Leyla Ecem Demirkan ile Federal Almanya Arasındaki
Davaya ilişkin Kanun Sözcüsünün Raporu Hakkındaki Görüşlerimiz
1)
Bazı AB üyesi ülkeler ve AB Konseyince, Türkler için vize yükümlülüğünün bulunmasının
hizmet alım ve sunumunda engel teşkil etmediği yönündeki görüşleri Kanun Sözcüsü
tarafından -haklı olarak- yanlış bulunmuştur. Kanun Sözcüsü, ayrıca vize almanın tabii olarak
zaman ve para gerektirdiğini ve böyle bir durumun da hizmetlerin serbest dolaşımını
engellediğini belirtmiştir.
Bundan başka Kanun Sözcüsü üye ülkelerin, AB ve Türkiye arasındaki Ortaklık Antlaşmasını
tamamlayan Katma Protokol’ün 41. maddesinin 1. fıkrası gereğince haklarda kötüleştirme
yasağı çerçevesinde Türk Vatandaşlarının giriş şartlarının kötüleştirilmemesine ilişkin
yükümlülüğünün Avrupa Birliği’nin vize ve sığınma yetkileriyle çelişmediğini
vurgulamaktadır.
2)
Kanun Sözcüsü’nün hizmet serbestisi kavramının Avrupa hukuku açısından uzun zamandır
tartışmalı olduğu yönündeki değerlendirmesi isabetsizdir. 1964’de çıkan Avrupa Ekonomik
Topluluğu’nun (AET) 64/220 nolu Yönergesinde hizmetlerin serbest dolaşımı kavramı pasif
hizmet serbestisini de içermektedir. Öğretide bazı kişilerin ve iki Kanun Sözcüsü’nün bunu
tartışmaya açmış olmalarının hiçbir önemi yoktur. Zira 1984 yılında verilen Luisi ve Carbone kararı ile bu gereksiz tartışma sonlandırılmıştır.
3)
Kanun Sözcüsü, Türkiye ile yapılan Antlaşmanın iç pazar engellerinin kaldırılması hedefinin
bulunmadığını iddia etmektedir. Bunun sonucu olarak Avrupa birincil hukukundaki hizmet
serbestisinin doğrudan ve aynı şekilde Ortaklık Hukuku’na aktarılamayacağını ileri
sürmektedir. Oysa gerçek şudur ki, AET ve Türkiye arasındaki Ortaklık Hukuku sadece
ekonomik yönüyle sınırlı değildir. AET’nin AB’ye dönüşmesi ve her genişlemesi ile Türkiye,
yapılan protokollerle her yeni üyeyi Antlaşmanın tarafı olarak kabul etmiştir. Böylece
Türkiye, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin yapısındaki değişikliği kabul etmiş ve Birliğe
girme isteğini Avrupa Birliği’nin yeni politik şekline göre genişletmiştir. Bunun karşılığı
olarak Avrupa Birliği de ortaklık ilişkisinin yapısındaki değişiklikleri kabul etmiştir.
4)
Yeterli olmamasına rağmen, AET-Türkiye Ortaklık Hukukunun sadece ekonomik boyutu
olduğu varsayılsa bile Kanun Sözcüsü’nün hizmetlerin serbest dolaşımının tüketicilerin
serbest seyahat haklarını kapsamadığı yönündeki görüşü kesinlikle problemlidir. Kanun
Sözcüsü’nün düşüncesinin aksine pasif hizmet serbestisi, tüm serbest dolaşımların
gerçekleşmesine hizmet etmez. Bilakis hizmetin serbest dolaşım hakkının sonucu şudur ki,
sadece hizmet sunanlar değil, hizmeti alanlar da bu hizmet pazarına dâhildir.
5)
Kanun Sözcüsü, Türkiye’nin de Belçika ve Hollanda’dan gelen turistlere vize uygulamasından hareketle Türkiye’nin de Katma Protokol’ün ilgili maddesinin vize alma zorunluluğunu teyit ettiği sonucunu çıkartması, aynı şekilde haklı ve doğru bir gerekçe değildir.
Türkiye’nin 1980 sonrası Belçika ve Hollanda vatandaşlarından vize istediği gerçeği,
Türkiye’nin de hizmetlerin serbest dolaşımı serbestisine aynı şekilde yorum getirdiği
anlamına gelmez. Aksine bu şekilde davranışı ile Türkiye kendisi de Katma Protokol’ün 41.
maddesinin 1. fıkrasını ihlal etmiştir. Bir hak ihlâli, ihlâl edilen hükmün kapsamının
belirlenmesine ilişkin yorumda gerekçe teşkil etmez.
6)
Kanun Sözcüsü, vizesiz giriş hakkını mevcut haklarda kötüleştirme yasağı çerçevesinde aile
ziyaretlerini de kapsadığını reddetmektedir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun
8. maddesi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Belgesi’nin 7. maddesi böylesi durumlarda aile
ziyaretlerini ticari ziyaretlerden daha güçlü bir şekilde sınırlanmasını yasaklamaktadır.
7)
Kanun Sözcüsü, 6 nolu argümana bir cevap veremediğinden dolayı onun ayrıca hizmetlerin
serbest dolaşımı ile aile ziyaretleri arasındaki ilişkileri yorumlamamız gerekmektedir.
Kanun Sözcüsü hizmetlerden yararlanmanın, bir seyahatin temel amacının olması zorunluluğu bulunmadığını teyit etmektedir. Dolayısıyla Türk vatandaşları aile ziyaretleri çerçevesinde hizmet alımında bulunarak hizmetin serbest dolaşımı hakkına dayanabilirler.
Ancak bu durum, hizmet alımının çok az ve küçük bir rolü söz konusu olduğunda geçerli
değildir. Unutmamak lazımdır ki, çok kısa süreli aile ziyaretinde bile, seyahat eden kişinin
hizmet çeşitliğinden istifade etmesi söz konusu olacaktır (kültür, spor, nakliye, gastronomi,
perakende ticaret, vs.). Böylesi bir ziyaret söz konusu olduğunda bu kişi ile bir turistin tek
farkı, bir otel hizmetinden faydalanıp faydalanmamasıdır.
8)
Belçikalı ve Hollandalılar için vize yükümlülüğünün derhal kaldırılması ve böylece
Türkiye’nin hakları ihlâl etmesini sonlandırması bu sorunlarda Türkiye’nin yararına olacaktır.
Antalya, 7 Mayıs 2013
Toplantıya katılarak yukardaki görüşün oluşmasına katkıda bulunan uzmanlar:
Prof. Dr. Wolfgang Voegeli; Hamburg
Prof. Dr. Harun Gümrükçü; Antalya
Yrd. Doç. Dr. Hamdi Pınar, Ankara
Av. Memet Kılıç, Berlin
Prof. Dr. Şafak Aksoy, Antalya
Prof. Dr. Muharrem Kılıç, Antalya
6 Kasım 2012 Salı
Leyla Demirkan'a Sosyal Medya'da Destek Yağdı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı'nda "Vizesiz Avrupa" için bugün çok önemli bir dava vardı. 2 haftadır bu dava ile ilgili gelişmeleri bloğumuzdan yansıtıyoruz.
Bugün Lüksemburg'da 9.30'da başlayan davada Leyla Demirkan'a tüm seyahat özgürlüğü gönüllüleri, sırtçantalılar topluluğu, gezginler ve yurttaşlarımız özellikle Twitter'da biraraya gelerek #vizesizavrupa etiketiyle "yalnız değilsin" dedik.
Bu mesajların tümüne #vizesizavrupa etiketini Twiter'da tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ben bazılarını sizlerle paylaşıyorum:
Seyahat Özgürlüğü @seyahatozgurluk
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan şu anda AB Adalet Divanında hepimizin "seyahat özgürlüğü"nü savunuyor, siz de destek verin!
Sırtçantalılar @sirtcantalilar
Mahkeme heyetinin büyüklüğü ve davaya büyük salonda bakılması#VizesizAvrupa davasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor
Engin Kaban @Engin_Kaban
Lüksemburg Avrupa Adalet Divanı Büyük salonda 15yargıçlı#VizesizAvrupa davasına, vizesiz davacı katılamadı!
Nurgül EryıldırGünay @nurguleryildir
#vizesizavrupa için Leyla'ya destek olalım
Serkan Özdemir @Sequieros
#vizesizavrupa icin AB hukuksuzluguna karsi ABAD'da verilen hukuk mucadelesini sonuna kadar destekliyoruz. Seyahat ozgurlugu engellenemez !!
Alis @alisteaparty
3 günlük seyahat için bir aylık stres ve uğraş. Üç dilek hakkım olsa biri#vizesizavrupa olurdu herhalde.
Simurg @simurg7
#vizesizavrupa için şu an 27 avrupa ülkesine dava var bizim en kültürlümüz bile 6-0 diyor.
Seyyahca @SeyyahcaFigen
Dünyaya 1 kere geliyoruz.Avrupa'da doğmadığım için;seyahat etme özgürlüğümü kısıtlamaya ve elimden almaya kimsenin hakkı yok.#VizesizAvrupa
denizerden @denizerden
#VizesizAvrupa icin Leyla Ecem'in davasi, bugun Avrupa Birligi Adalet Divani onunde. Hepimizin seyahat ozgurlugu icin destekliyoruz!
ismail alacaoğlu @siradanbiroteki
yarın 60 € vize ücreti 30 € hizmet harcı bayılacağım İsveç konsolosluğuna,onca evrak ve stres de cabası.O yüzden#VizesizAvrupa
Nurhayat @Nurhayat____
Yurdum insanı Bu gün 6 Kasım ve #vizesizavrupa için mahkeme günü. Lütfen destek verin. GS FB olayından kopabilirseniz tabiii
evren® @evrentekesin
Şu an #VizesizAvrupa için 27 AB ülkesine karşı dava var. Duyun, duyurun! http://seyahatozgurlugu.blogspot.com/2012/11/vizesiz-avrupa-davas-der-spiegelde-ya.html …@seyahatozgurluk @sirtcantalilar
O. Suat Özçelebi @suatozcelebi
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan 27 AB ülkesine karşı hepimizin temel insan hakkını savunuyor. Onu destekliyorum. Yalnız değilsin!
cengiz @cesi68
#Türkiyeninnotu .. 14 yaşındaki Leyla Ecem Demirkan bugün 09:30'da #VizesizAvrupa için mahkeme karşısında. Gerçek notumuz burada.
Uzm.Dyt.Merve Tığlı @dytmervetigli
seyahat ihtiyactir #VizesizAvrupa icin Leyla'yi destekliyor ve dava sonucunu merakla bekliyoruz @seyahatozgurluk @sirtcantalilar
Hamdi PINAR @hamdipinar
ABAD'da bugün tarihi bir gün yaşanacak. Duruşmaya katılacaklardan gelişmeleri bildirmelerini bekliyoruz #VizesizAvrupa
Fahri Kaan Arslan @fka_smus
Ülkemize çok rahat giriş yapabilen AB vatandaşları ile eşit haklar istiyoruz... Bu milletin haysiyet davasıdır. #vizesizavrupa
Onur Inal @Onur_Inal
Benim vize derdim yok ama birazdan ABAD'da baslayacak#VizesizAvrupa davasini merakla takip ediyorum, Demirkan'i hakli davasinda destekliyrm
tamer durak @stdurak
#VizesizAvrupa hakkımızı istiyoruz. Bu kadar yalın ve kısa.
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan şu anda AB Adalet Divanında hepimizin "seyahat özgürlüğü"nü savunuyor, siz de destek verin!
Sırtçantalılar @sirtcantalilar
Mahkeme heyetinin büyüklüğü ve davaya büyük salonda bakılması#VizesizAvrupa davasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor
Engin Kaban @Engin_Kaban
Lüksemburg Avrupa Adalet Divanı Büyük salonda 15yargıçlı#VizesizAvrupa davasına, vizesiz davacı katılamadı!
Nurgül EryıldırGünay @nurguleryildir
#vizesizavrupa için Leyla'ya destek olalım
Serkan Özdemir @Sequieros
#vizesizavrupa icin AB hukuksuzluguna karsi ABAD'da verilen hukuk mucadelesini sonuna kadar destekliyoruz. Seyahat ozgurlugu engellenemez !!
Alis @alisteaparty
3 günlük seyahat için bir aylık stres ve uğraş. Üç dilek hakkım olsa biri#vizesizavrupa olurdu herhalde.
Simurg @simurg7
#vizesizavrupa için şu an 27 avrupa ülkesine dava var bizim en kültürlümüz bile 6-0 diyor.
Seyyahca @SeyyahcaFigen
Dünyaya 1 kere geliyoruz.Avrupa'da doğmadığım için;seyahat etme özgürlüğümü kısıtlamaya ve elimden almaya kimsenin hakkı yok.#VizesizAvrupa
denizerden @denizerden
#VizesizAvrupa icin Leyla Ecem'in davasi, bugun Avrupa Birligi Adalet Divani onunde. Hepimizin seyahat ozgurlugu icin destekliyoruz!
ismail alacaoğlu @siradanbiroteki
yarın 60 € vize ücreti 30 € hizmet harcı bayılacağım İsveç konsolosluğuna,onca evrak ve stres de cabası.O yüzden#VizesizAvrupa
Nurhayat @Nurhayat____
Yurdum insanı Bu gün 6 Kasım ve #vizesizavrupa için mahkeme günü. Lütfen destek verin. GS FB olayından kopabilirseniz tabiii
evren® @evrentekesin
Şu an #VizesizAvrupa için 27 AB ülkesine karşı dava var. Duyun, duyurun! http://seyahatozgurlugu.blogspot.com/2012/11/vizesiz-avrupa-davas-der-spiegelde-ya.html …@seyahatozgurluk @sirtcantalilar
O. Suat Özçelebi @suatozcelebi
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan 27 AB ülkesine karşı hepimizin temel insan hakkını savunuyor. Onu destekliyorum. Yalnız değilsin!
cengiz @cesi68
#Türkiyeninnotu .. 14 yaşındaki Leyla Ecem Demirkan bugün 09:30'da #VizesizAvrupa için mahkeme karşısında. Gerçek notumuz burada.
Uzm.Dyt.Merve Tığlı @dytmervetigli
seyahat ihtiyactir #VizesizAvrupa icin Leyla'yi destekliyor ve dava sonucunu merakla bekliyoruz @seyahatozgurluk @sirtcantalilar
Hamdi PINAR @hamdipinar
ABAD'da bugün tarihi bir gün yaşanacak. Duruşmaya katılacaklardan gelişmeleri bildirmelerini bekliyoruz #VizesizAvrupa
Fahri Kaan Arslan @fka_smus
Ülkemize çok rahat giriş yapabilen AB vatandaşları ile eşit haklar istiyoruz... Bu milletin haysiyet davasıdır. #vizesizavrupa
Onur Inal @Onur_Inal
Benim vize derdim yok ama birazdan ABAD'da baslayacak#VizesizAvrupa davasini merakla takip ediyorum, Demirkan'i hakli davasinda destekliyrm
tamer durak @stdurak
#VizesizAvrupa hakkımızı istiyoruz. Bu kadar yalın ve kısa.
5 Kasım 2012 Pazartesi
Vizesiz Avrupa Davası Der Spiegel'de, Ya Türk Medyası?
"Avrupa ‘nın en tanınmış ve etkili haftalık dergilerinden olan Der Spiegel “ Vizesiz Avrupa “ konusunu bir makale ile bu haftaki sayısında okuyucuları ile paylaştı. Her pazartesi saat 09:00‘da üst düzey Alman bürokratlarının ve Bakanlarının ele alıp gözden geçirdikleri dergi haftada, beşyüzbin baskı yapmakta ve iki milyon insan tarafından okunduğu bilinmektedir.
45 yaşındaki anne Sttutgart’ta kurban bayramında arkadaşlarıyle bir restoranda otururken ve bayramı kutlarken „ kızını çok özlediğini“ ifade ederek , özellikle kendi kendine sormakta: „Nasıl bir idare ki, kızının annesini görmesini yasaklıyor?“ Eylem ve Jörg Huber çifti beş yıl önce Mersin’de tanışırlar ve kısa bir müddet sonra evlenerek eşiyle birlikte Stuttgart’a yerleşirler. Eylem hanımın birinci evliliğinden olan kızı Mersin’de kalarak okulunu bitirmeğe çalışır. Huber ailesi, kızlarının kendilerini düzenli bir şekilde ziyaret edeceklerinden yola çıkmışlardı. Ancak bu hesabı Ankara’daki Alman Büyükelçiliği o tarihte 14 yaşında olan kıza vize vermeyerek bozmuştur. Eylem ve Jörg Huber çifti kızlarının adına Alman hükümetini dava ediyorlar. Dava Berlin’de birinci ve ikinci mahkeme tarafından görüldükten sonra, bir ön görüş alınmak üzere Luxemburg’ta olan ABAD’a göndiriliyor. Önümüzdeki Salı günü Avrupa hakimleri Luksemburg’ta Leyla’nın arzusunu görüşeceklerdir. Büyük bir ihtimalle vize alma zorunluluğunun tüm Türkler için kaldırabilecektir.
Bu konuda yıllardır Avrupa ve Türkiye’de çalışmalar yürüten Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Harun Gümrükçü şöyle konuştu: “Bu dava 22 yıllık uğraşımızda sağlanan birkaç başarıdan biri olacaktır. İlk kez üye ülkelerin 27 ülkesinin tamamının negativ görüş bildirdiği nadir davalardan birisi de Demirkan davası olmuştur. Bu davanın ilginç bir boyutuda ilk kez davacının babası Alman vatandaşı olan bir dava olma özelliğidir. Buda gösteriyor ki, hukukun üstünlüğüne saygı kalmadığı zaman insanlar vatandaşlıklarına bakmaksızın el-ele vererek tekrar hukuki güvenceyi sağlamaları gerekmektedir. Bu dava bu açıdan da iyi bir örnek oluşturmaktadır. Daha önce aynı dayanışma bilim insanları arasında yaşanmaktaydı. Vizenin hukusuz olduğunu Almanya’dan, Avusturya‘dan, Hollanda‘dan ve Birleşik Krallık‘tan birçok bilim insanı düzenlediğimiz uluslararası sempozyumlarda dile getirmekteydiler. Ayrıca yayınladığımız üç ayrı dilde ( Almanca-Türkçe-İngilizce),beş kitapta yazdıkları makalelerde de bunun gerekliliğini ve vizenin hukusuzluğunu tekrarlamaktaydılar. Buna karşın bu konuda yazı yazan birçok Türk uzman Avrupa Hukukunu yanlış yorumlamaktaydılar ve buna bağlı olarak Türklerin vizesiz AB üye ülkelerine seyahatlerinin hukuki temelinin olmadığını iddia ediyorlardı.
Bu anlamda enteresan bir resim ortaya çıkmaktadır. Bazı Avrupalılar Türklerin ortaklık hukuna dayanarak, vizesiz seyahat hakkının bulunduğunu savunurken, bazı Türk bilim insanları da AB üye ülkelerinin hükümetleri gibi düşünerek, yazırlarında bu hakkı reddediyorlardı.
Buna karşın, Alman Parlamentosu hazırlattığı bilimsel raporunda „Türklerin AB’ye vizesiz seyahat etme haklarının olduğunu“ 2011 yılında tespit ediyordu. Bu rapora göre,“ Türklere uygulanan vize geçersizdi“. Bu bilimsel rapora rağmen Alman hükümeti yasalarında gerekli değişikleri yapmayarak hukuku çiğnemeye devam etmiştir. Hatta bir adım daha ileriye giderek, daha önce ABAD’ın 2000 yılından başlayarak 2010 yılına kadar verdiği altı kararıda çok dar anlamda yorumlamıştır.
Bu yoruma göre, Almanya’ya hizmet almaya gelecek Türklerin vizesiz seyahat hakkı bulunmuyordu. Mersin’li 14 yaşındaki bir kızımızın davasıyla Luksemburg’ta 15 hakim tarafından haklı bulunduğunda Türkler için vize duvarı yıkılacaktır. Davanın kararının açıklanması 2013 yılı içerisinde olacak . O zaman Luksemburg‘ta da HAKİMLER VAR diyebilinecek mi? Ümit edelim ki, Avrupa değerlerini yansıtacak olan böyle bir karar, 27 ülkenin temsilcilerinin mahkeme üzerinde kurduğu siyasi baskının, kurbanı olmaz." *
Derginin Avrupa bölümünden Maximillian Popp’un kaleme aldığı “ KIZIM ADINA“ ( Im Namen der Tochter) başlıklı yazıda Almanlar‘ın Türkiye’ye vizesiz seyahat edebildiklerine dikkat çektikten sonra Türklerin karşılıklı olarak bu hakkı kullanamadıklarının altını çizmektedir. Yazara göre üye ülkelerin en yüksek ve son yargı mercii olan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) „sınırları açabilir“.Leyla Ecem Demirkan’ın annesi Eylem Huber ; „Kızımla birlikte, Stuttgart’taki köşk ve sarayları gezmeyi çok arzu ederdim: onunla dağlara çıkmayı ve üniversiteye gitmeyi çok isterim. Anne Eylem hanım sözlerine devamla „ kızım Almanya’yı sevebilir“.
45 yaşındaki anne Sttutgart’ta kurban bayramında arkadaşlarıyle bir restoranda otururken ve bayramı kutlarken „ kızını çok özlediğini“ ifade ederek , özellikle kendi kendine sormakta: „Nasıl bir idare ki, kızının annesini görmesini yasaklıyor?“ Eylem ve Jörg Huber çifti beş yıl önce Mersin’de tanışırlar ve kısa bir müddet sonra evlenerek eşiyle birlikte Stuttgart’a yerleşirler. Eylem hanımın birinci evliliğinden olan kızı Mersin’de kalarak okulunu bitirmeğe çalışır. Huber ailesi, kızlarının kendilerini düzenli bir şekilde ziyaret edeceklerinden yola çıkmışlardı. Ancak bu hesabı Ankara’daki Alman Büyükelçiliği o tarihte 14 yaşında olan kıza vize vermeyerek bozmuştur. Eylem ve Jörg Huber çifti kızlarının adına Alman hükümetini dava ediyorlar. Dava Berlin’de birinci ve ikinci mahkeme tarafından görüldükten sonra, bir ön görüş alınmak üzere Luxemburg’ta olan ABAD’a göndiriliyor. Önümüzdeki Salı günü Avrupa hakimleri Luksemburg’ta Leyla’nın arzusunu görüşeceklerdir. Büyük bir ihtimalle vize alma zorunluluğunun tüm Türkler için kaldırabilecektir.
Bu konuda yıllardır Avrupa ve Türkiye’de çalışmalar yürüten Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Harun Gümrükçü şöyle konuştu: “Bu dava 22 yıllık uğraşımızda sağlanan birkaç başarıdan biri olacaktır. İlk kez üye ülkelerin 27 ülkesinin tamamının negativ görüş bildirdiği nadir davalardan birisi de Demirkan davası olmuştur. Bu davanın ilginç bir boyutuda ilk kez davacının babası Alman vatandaşı olan bir dava olma özelliğidir. Buda gösteriyor ki, hukukun üstünlüğüne saygı kalmadığı zaman insanlar vatandaşlıklarına bakmaksızın el-ele vererek tekrar hukuki güvenceyi sağlamaları gerekmektedir. Bu dava bu açıdan da iyi bir örnek oluşturmaktadır. Daha önce aynı dayanışma bilim insanları arasında yaşanmaktaydı. Vizenin hukusuz olduğunu Almanya’dan, Avusturya‘dan, Hollanda‘dan ve Birleşik Krallık‘tan birçok bilim insanı düzenlediğimiz uluslararası sempozyumlarda dile getirmekteydiler. Ayrıca yayınladığımız üç ayrı dilde ( Almanca-Türkçe-İngilizce),beş kitapta yazdıkları makalelerde de bunun gerekliliğini ve vizenin hukusuzluğunu tekrarlamaktaydılar. Buna karşın bu konuda yazı yazan birçok Türk uzman Avrupa Hukukunu yanlış yorumlamaktaydılar ve buna bağlı olarak Türklerin vizesiz AB üye ülkelerine seyahatlerinin hukuki temelinin olmadığını iddia ediyorlardı.
Bu anlamda enteresan bir resim ortaya çıkmaktadır. Bazı Avrupalılar Türklerin ortaklık hukuna dayanarak, vizesiz seyahat hakkının bulunduğunu savunurken, bazı Türk bilim insanları da AB üye ülkelerinin hükümetleri gibi düşünerek, yazırlarında bu hakkı reddediyorlardı.
Buna karşın, Alman Parlamentosu hazırlattığı bilimsel raporunda „Türklerin AB’ye vizesiz seyahat etme haklarının olduğunu“ 2011 yılında tespit ediyordu. Bu rapora göre,“ Türklere uygulanan vize geçersizdi“. Bu bilimsel rapora rağmen Alman hükümeti yasalarında gerekli değişikleri yapmayarak hukuku çiğnemeye devam etmiştir. Hatta bir adım daha ileriye giderek, daha önce ABAD’ın 2000 yılından başlayarak 2010 yılına kadar verdiği altı kararıda çok dar anlamda yorumlamıştır.
Bu yoruma göre, Almanya’ya hizmet almaya gelecek Türklerin vizesiz seyahat hakkı bulunmuyordu. Mersin’li 14 yaşındaki bir kızımızın davasıyla Luksemburg’ta 15 hakim tarafından haklı bulunduğunda Türkler için vize duvarı yıkılacaktır. Davanın kararının açıklanması 2013 yılı içerisinde olacak . O zaman Luksemburg‘ta da HAKİMLER VAR diyebilinecek mi? Ümit edelim ki, Avrupa değerlerini yansıtacak olan böyle bir karar, 27 ülkenin temsilcilerinin mahkeme üzerinde kurduğu siyasi baskının, kurbanı olmaz." *
Herkesi 6 Kasım salı günü saat 9:30’da ABAD'ın mahkeme salonunda Leyla Demirkan'a destek vermek üzere orada olmaya çağırıyoruz.
Her şeyden önce yurttaşlarının seyahat hakkı/özgürlüğü için Türk Hükümeti'ni ve medyamızın güzide temsilcilerini...
*Türk Üniversiteler ve Akademisyenler Derneği açıklaması - 5.11.2012
*Türk Üniversiteler ve Akademisyenler Derneği açıklaması - 5.11.2012
1 Kasım 2012 Perşembe
Köln'deki "Vize Çalıştayı"na katılın!
ABAD Leyla Demirkan Davası öncesinde 3 Kasım'da Köln'de Türk Üniversiteliler ve Akademisyenler Dernegi TürkÜNID e.V. - US Akademisyenler Platformu USAP - Türk-Alman Akademisyenler Platformu TD-Plattform e.V. tarafından bir Çalıştay düzenleniyor. Aynı organizasyon davayı izlemek için de 6 Kasım'da destek verenleri Lüksemburg'a götürecek. Detaylı bilgiler bir önceki blog yazısında.
31 Ekim 2012 Çarşamba
6 Kasım'da Vizesiz Avrupa için...
Değerli Basınımıza ve Davetlilerimize,
Malumunuz olduğu gibi Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ortaklık (Tam üyelik) ilişkisinin işleyişinde halen birçok sorun yaşanmakta. Bunların başında insanlığın doğuştan kazandığı hak olarak uluslararası sözleşmelerle kabul edilen seyahat hakkını engelleyen vize mecburiyeti özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın aile bütünlüğünü tehdit niteliğindedir.
Avrupa Adalet Divanında 6 Kasımda görüşülecek olan Leyla Ecim Demirkan davasında, Bayan Demirkan'ın Almanya'da yaşayan annesini ziyareti engelendiği için yürütülmekte. Pasaportundaki ikametgah süresi dolduğu için Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaretten aylardır dönemeyen okul çağındaki birçok çocuğumuz malesef mevcut.
Avrupa Birliği ve üye ülkeler açısından en yüksek ve en son yargılama mercii Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)'dır. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Divan içtihadı nitelikte kararlar verir ve ulusüstü özellikteki bu kararlar 27 AB üye ülkesini bağlar. Bu kararlar öncelikle uygulanır ve üye ülkelerin yasalarıyla çatıştığında onları ikame eder.
Türkiye ile Avrupa Birliği 1963 yılında Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması'nı (Ankara Antlaşması) imzalamışlardır. Avrupa Hukuku'nun sahip olduğu tüm özellikleri kapsayan bu antlaşma daha sonra 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile daha da somutlaştırılmış ve uygulamaya yönelik olarak şekillendirilmiştir. Bu Protokol'un 41'inci maddesinin 1'inci paragrafı uyarınca, antlaşmanın tarafları kendi aralarında, “yerleşim özgürlüğü ve serbest hizmet dolaşımı ile ilgili yeni kısıtlamalar '' getirmeyeceklerini kararlaştırmışlardır.
ABAD ilk kez 2000 yılında verdiği kararla (C-37/98, Savaş), Katma Protokol'un 41. maddesinin doğrudan etkili bir hüküm olduğunu ve yerleşim serbestisi ile hizmetin serbest dolaşımında mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağını kesinleştirmiştir. Bu sonuca göre, 1 Ocak 1973 tarihi itibariyle A(E)T/AB Türkiye ilişkilerinde akit taraflar karşılıklı olarak mevcut hakları kötüleştirecek yeni sınırlamalar getiremeyeceklerdir. ABAD daha sonraki yıllarda da bu içtihadını geliştirerek bu konuda şimdiye kadar toplam 6 karar almıştır. Daha açık olarak ifade edilirse ABAD, 11 Mayıs 2000 yılında Abdülnasır Savaş (C-37/98), 2003 yılında Abatay/Şahin (C-317/01), 2007 yılında Tüm/Darı (C-16/05), 2009 yılında Soysal/Savatlı (C-228/06), Eylül 2009 tarihinde Şahin (C-242/06) ve nihayet 9 Aralık 2010 tarihinde Toprak (C-300/09) kararları ile bu alanda üye ülkeler tarafından uygulanması gerekli genel bir çerçeve oluşturmuştur.
Akdeniz Üniversitesi Senatosu 22.10.2010 tarih ve 155 sayılı kararıyla bu tezleri tüm dünyaya duyurmuştur. Bu tarihi ve üye ülkeleri hukuken bağlayan kararlara rağmen AB üye ülkeleri hukuk dışı uygulamalarını aynen devam ettirmektedirler.
Bugün bu hukuki güvencesizliği oluşturan uygulamalara karşı başta Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık olmak üzere vatandaşlarımız bireysel olarak yerel mahkemelere başvurmaktadırlar. Hukuki yollara başvurunca üye ülkeler açılacak davaları kaybedeceklerini bildiklerinden yanlış uygulamalarından hemen çark etmektedirler ve davaları düşürmektedirler. Hatta idari makamlar bir adım daha ileri giderek Avrupa Hukuku'ndan doğan haklarını bilmeyen ve bunları özellikle talep etmeyen Türklere bu haklarını vermemektedirler. Bu doğrultuda Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın kaleme aldığı bir iç yazısı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Avrupa'da hukukun üstünlüğüne ancak bu düzeyde saygı duyulmaktadır. Avrupa'nın bu tutumu sebebiyle herkesin haklarının takipçisi olması gerekmektedir. Haklar organize ve bilinçli bir şekilde takip edebilirse, meşru haklarımız hayata geçirtilebilinir. Örneğin:
1) AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren Hizmet sektöründeki Türk firmalarına ve onların çalıştırdıkları personele karşı yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez.
2) A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri, Türk firmaları ve onların personelleri için uygulayamazlar.
3) 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku'na ters düşmekteyse, onların uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.
Haklarda kısıtlama yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye'de bulunan işverenlerin de Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.
Köln toplantımızın bir gayesi de, AB üye ülkelerinde Avrupa Hukuku'nu gözardı etme sonucu yaratılan Hukuki Güvencesizliğe karşı Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde kazanılmış haklarını korumak; çeşitli iç ve dış oyunlarla örtbas edilmeye, geri alınmaya çalışılan ve hayata geçirilmeyen hakları da uygulatmaktır.
Tüm bu çabalara rağmen, AB üye ülkeleri vize ve vize ötesi hakları uygulamaya koymayarak, ABAD kararlarını açıkça çiğnemekte, Türk vatandaşlarının kazanılmış haklarını inkar etmekte, insanımızın sırtından yıllardır harçlar ile milyonlarca avro para kazanmaktadırlar. Bundan daha vahim olarak, Türkiye'deki bazı yetkililer ve en önde gelen sivil toplum örgütlerinin liderleri, “vize kolaylığı '' , “AB ile vize müzakereleri '' vb. söylemlerle Türkiye'nin kazanılmış haklarını açıkça inkar etmekte ve pazarlık konusu yapmaktadırlar. Tüm bilgilendirmelere rağmen, devam etmekte olan bu söylemler, bilgisizlik, vurdumduymazlık, ürkeklik ya da milli çıkarları inkar kategorilerinden birine girmektedir.
Buna karşın aşağıdaki yollar denenmelidir:
Üye ülke idare mahkemelerinde Francovich (C-6/90) ve Brasserie du Pecheur (C-46/93) örnekleri uyarınca zarar ziyan davaları açmak.
AB Hukuku'nun üye ülkelerde uygulatılmasından birinci derecede sorumlu olan Avrupa Komisyonu'nun vize uygulayan ülkelere dava açmasını sağlamak için gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak Komisyon'a sunmak.
ABAD kararları uygulanmadığı sürece 'Geri Kabul Antlaşması'na' dönük her türlü müzakereden kaçınmak. Gerekirse tamamlanan Gümrük Birliği sürecinin sorgulanabileceği mesajını vermek,
Mevcut haklarımızı her ortamda tüm yetkili ağızlardan dile getirerek kamuoyu oluşturmak.
Konuyu, Alman Parlamentosu'nda (5 kez) olduğu gibi TBMM'de tartışmaya açarak toplumumuzun doğru bilgilenmesini sağlamak.
Avrupalılığın gereklerinden olan hukukun üstünlüğüne saygı, akılcı yöntemler kullanma ve AB üye ülkeleri nezdinde oyunu kurallarına göre oynadığımızı göstererek mevcut haklarımızı müzakere etmeyeceğimizin altını çizmek.
Saygılarımızla
Levent Taşkıran
Not : 6 Kasım 2012 tarihinde, Köln tren istasyonunun alttarafında bulunan Otobüs durağından sabah saat 05:00'te Avrupa Adalet Divanında görüşülecek olan Leyla Ece Demirkan
davası için otobüs Luxemburg'a hareket edecektir. Seyahat ücretsizdir. Katılmak isteyenlerin adlarını telefon ya da eposta ile bildirmeleri rica olunur.
levomax@gmx.de
hilalbozbiyik@googlemail.com
Avrupa Adalet Divanında 6 Kasımda görüşülecek olan Leyla Ecim Demirkan davasında, Bayan Demirkan'ın Almanya'da yaşayan annesini ziyareti engelendiği için yürütülmekte. Pasaportundaki ikametgah süresi dolduğu için Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaretten aylardır dönemeyen okul çağındaki birçok çocuğumuz malesef mevcut.
Avrupa Birliği ve üye ülkeler açısından en yüksek ve en son yargılama mercii Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)'dır. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Divan içtihadı nitelikte kararlar verir ve ulusüstü özellikteki bu kararlar 27 AB üye ülkesini bağlar. Bu kararlar öncelikle uygulanır ve üye ülkelerin yasalarıyla çatıştığında onları ikame eder.
Türkiye ile Avrupa Birliği 1963 yılında Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması'nı (Ankara Antlaşması) imzalamışlardır. Avrupa Hukuku'nun sahip olduğu tüm özellikleri kapsayan bu antlaşma daha sonra 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile daha da somutlaştırılmış ve uygulamaya yönelik olarak şekillendirilmiştir. Bu Protokol'un 41'inci maddesinin 1'inci paragrafı uyarınca, antlaşmanın tarafları kendi aralarında, “yerleşim özgürlüğü ve serbest hizmet dolaşımı ile ilgili yeni kısıtlamalar '' getirmeyeceklerini kararlaştırmışlardır.
ABAD ilk kez 2000 yılında verdiği kararla (C-37/98, Savaş), Katma Protokol'un 41. maddesinin doğrudan etkili bir hüküm olduğunu ve yerleşim serbestisi ile hizmetin serbest dolaşımında mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağını kesinleştirmiştir. Bu sonuca göre, 1 Ocak 1973 tarihi itibariyle A(E)T/AB Türkiye ilişkilerinde akit taraflar karşılıklı olarak mevcut hakları kötüleştirecek yeni sınırlamalar getiremeyeceklerdir. ABAD daha sonraki yıllarda da bu içtihadını geliştirerek bu konuda şimdiye kadar toplam 6 karar almıştır. Daha açık olarak ifade edilirse ABAD, 11 Mayıs 2000 yılında Abdülnasır Savaş (C-37/98), 2003 yılında Abatay/Şahin (C-317/01), 2007 yılında Tüm/Darı (C-16/05), 2009 yılında Soysal/Savatlı (C-228/06), Eylül 2009 tarihinde Şahin (C-242/06) ve nihayet 9 Aralık 2010 tarihinde Toprak (C-300/09) kararları ile bu alanda üye ülkeler tarafından uygulanması gerekli genel bir çerçeve oluşturmuştur.
Akdeniz Üniversitesi Senatosu 22.10.2010 tarih ve 155 sayılı kararıyla bu tezleri tüm dünyaya duyurmuştur. Bu tarihi ve üye ülkeleri hukuken bağlayan kararlara rağmen AB üye ülkeleri hukuk dışı uygulamalarını aynen devam ettirmektedirler.
Bugün bu hukuki güvencesizliği oluşturan uygulamalara karşı başta Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık olmak üzere vatandaşlarımız bireysel olarak yerel mahkemelere başvurmaktadırlar. Hukuki yollara başvurunca üye ülkeler açılacak davaları kaybedeceklerini bildiklerinden yanlış uygulamalarından hemen çark etmektedirler ve davaları düşürmektedirler. Hatta idari makamlar bir adım daha ileri giderek Avrupa Hukuku'ndan doğan haklarını bilmeyen ve bunları özellikle talep etmeyen Türklere bu haklarını vermemektedirler. Bu doğrultuda Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın kaleme aldığı bir iç yazısı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Avrupa'da hukukun üstünlüğüne ancak bu düzeyde saygı duyulmaktadır. Avrupa'nın bu tutumu sebebiyle herkesin haklarının takipçisi olması gerekmektedir. Haklar organize ve bilinçli bir şekilde takip edebilirse, meşru haklarımız hayata geçirtilebilinir. Örneğin:
1) AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren Hizmet sektöründeki Türk firmalarına ve onların çalıştırdıkları personele karşı yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez.
2) A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri, Türk firmaları ve onların personelleri için uygulayamazlar.
3) 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku'na ters düşmekteyse, onların uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.
Haklarda kısıtlama yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye'de bulunan işverenlerin de Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.
Köln toplantımızın bir gayesi de, AB üye ülkelerinde Avrupa Hukuku'nu gözardı etme sonucu yaratılan Hukuki Güvencesizliğe karşı Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde kazanılmış haklarını korumak; çeşitli iç ve dış oyunlarla örtbas edilmeye, geri alınmaya çalışılan ve hayata geçirilmeyen hakları da uygulatmaktır.
Tüm bu çabalara rağmen, AB üye ülkeleri vize ve vize ötesi hakları uygulamaya koymayarak, ABAD kararlarını açıkça çiğnemekte, Türk vatandaşlarının kazanılmış haklarını inkar etmekte, insanımızın sırtından yıllardır harçlar ile milyonlarca avro para kazanmaktadırlar. Bundan daha vahim olarak, Türkiye'deki bazı yetkililer ve en önde gelen sivil toplum örgütlerinin liderleri, “vize kolaylığı '' , “AB ile vize müzakereleri '' vb. söylemlerle Türkiye'nin kazanılmış haklarını açıkça inkar etmekte ve pazarlık konusu yapmaktadırlar. Tüm bilgilendirmelere rağmen, devam etmekte olan bu söylemler, bilgisizlik, vurdumduymazlık, ürkeklik ya da milli çıkarları inkar kategorilerinden birine girmektedir.
Buna karşın aşağıdaki yollar denenmelidir:
Üye ülke idare mahkemelerinde Francovich (C-6/90) ve Brasserie du Pecheur (C-46/93) örnekleri uyarınca zarar ziyan davaları açmak.
AB Hukuku'nun üye ülkelerde uygulatılmasından birinci derecede sorumlu olan Avrupa Komisyonu'nun vize uygulayan ülkelere dava açmasını sağlamak için gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak Komisyon'a sunmak.
ABAD kararları uygulanmadığı sürece 'Geri Kabul Antlaşması'na' dönük her türlü müzakereden kaçınmak. Gerekirse tamamlanan Gümrük Birliği sürecinin sorgulanabileceği mesajını vermek,
Mevcut haklarımızı her ortamda tüm yetkili ağızlardan dile getirerek kamuoyu oluşturmak.
Konuyu, Alman Parlamentosu'nda (5 kez) olduğu gibi TBMM'de tartışmaya açarak toplumumuzun doğru bilgilenmesini sağlamak.
Avrupalılığın gereklerinden olan hukukun üstünlüğüne saygı, akılcı yöntemler kullanma ve AB üye ülkeleri nezdinde oyunu kurallarına göre oynadığımızı göstererek mevcut haklarımızı müzakere etmeyeceğimizin altını çizmek.
Saygılarımızla
Levent Taşkıran
Not : 6 Kasım 2012 tarihinde, Köln tren istasyonunun alttarafında bulunan Otobüs durağından sabah saat 05:00'te Avrupa Adalet Divanında görüşülecek olan Leyla Ece Demirkan
davası için otobüs Luxemburg'a hareket edecektir. Seyahat ücretsizdir. Katılmak isteyenlerin adlarını telefon ya da eposta ile bildirmeleri rica olunur.
levomax@gmx.de
hilalbozbiyik@googlemail.com
ÇALIŞTAY VE DAVETİYE
Avrupa Birliği'nde Türk vatandaşlarının vize sorunu ve ABAD kararları
3.Kasım.2012
Toplantı yeri
Universität zu Köln-Wiso Fakultät-Hörsaal 1
50931 Köln, Universitätstrasse 24
Saat
10:00 - 16:30
Konuşmacılar
Prof. Dr. Harun Gümrükçü - Akdeniz Üniversitesi
Ra. Björn Maibaum - Avukat - Köln
Ra. Ali Durmuş - Avukat - Amsterdam/Istanbul
Ra. Fenari Narman - Avukat - Hamburg
Ra. Oğuz Korumtay - Avukat - Köln/Istanbul
Hasan Özdoğan - Vorsitzender der UETD e.V.
Ismail Hakkı Yıldız - Vorsitzender der AMTB e.V.
Organize Edenler Akademie Platform
TD - Platform e.V.
Türk-Ünid e.V.
Destekleyenler
Hukukun üstünlüğünü savunan AB ve Türk Vatandaşları, Kurum ve Kuruluşları
* Bu yazıdaki tüm unsurlar 31 Ekim 2012 Çarşamba - NİLGÜN ATAR- turizmhaberleri.com adresinden alıntılanmıştır.
Avrupa Birliği'nde Türk vatandaşlarının vize sorunu ve ABAD kararları
3.Kasım.2012
Toplantı yeri
Universität zu Köln-Wiso Fakultät-Hörsaal 1
50931 Köln, Universitätstrasse 24
Saat
10:00 - 16:30
Konuşmacılar
Prof. Dr. Harun Gümrükçü - Akdeniz Üniversitesi
Ra. Björn Maibaum - Avukat - Köln
Ra. Ali Durmuş - Avukat - Amsterdam/Istanbul
Ra. Fenari Narman - Avukat - Hamburg
Ra. Oğuz Korumtay - Avukat - Köln/Istanbul
Hasan Özdoğan - Vorsitzender der UETD e.V.
Ismail Hakkı Yıldız - Vorsitzender der AMTB e.V.
Organize Edenler Akademie Platform
TD - Platform e.V.
Türk-Ünid e.V.
Destekleyenler
Hukukun üstünlüğünü savunan AB ve Türk Vatandaşları, Kurum ve Kuruluşları
* Bu yazıdaki tüm unsurlar 31 Ekim 2012 Çarşamba - NİLGÜN ATAR- turizmhaberleri.com adresinden alıntılanmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



