sivil toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sivil toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2014 Perşembe

Sivil Sesler Buluşması SOMA Basın Açıklaması


Geçen hafta katıldığımız Sivil Sesler Buluşması'nda Soma'da yaşanan katliam üzerine bir basın Açıklaması yapıldı. Biz de buluşmanın düzenleyicisi STGM'nin moderatörlüğünde bir forum düzenleyerek oluşturduğumuz bu basın açıklamasına "Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri" olarak imza attık.

Basına ve Kamuoyuna;

Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nce 15-16 Mayıs 2014 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen “Sivil Sesler” buluşmasında bir araya gelen biz aşağıda imzası olan sivil toplum örgütleri, 13 Mayıs Salı günü Soma’da kömür madeninde meydana gelen ve son derece büyük bir üzüntü yaratan felaketi düzenlemiş olduğumuz bir forumla tartışarak aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmayı uygun gördük;

- Acımızın büyük olduğunu bir kere daha vurgulayarak,

- Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmeleri’nden, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nden, Avrupa Sosyal Şartı’ndan kaynaklanan yükümlülüklerini hatırlarak,

- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin uluslararası düzeyde kabul gören insan haklarına saygı duymak, korumak ve bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumlu olduğunu belirterek,

- Konuyla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 numaralı "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi" ni ve Avrupa Sosyal Şartı’na Toplu Şikayet Usulünü getiren Ek Protokolü dahil olmak üzere, henüz onaylamadığı uluslararası insan hakları sözleşmelerini ivedilikle onaylaması ve koyduğu çekinceleri kaldırması gerektiğini belirterek,

- Soma’da yaşanan felaketle ilgili olarak resmi açıklamalarla bölgeden gelen resmi olmayan açıklamalar arasında, kamuoyunun vicdanını son derece rahatsız edecek şekilde, büyük çelişkiler olduğuna işaret ederek,

- Felaket sonrasında, Somalı emekçilerin ve ülkemizin dört bir yanındaki duyarlı insanların demokratik protestolarına karşı gösterilen acımasız şiddet tavrını kınadığımızı bildirerek,

- İşyerlerinde yaşananlar sonucunda ölen işçilerin sayısına bakılmaksızın, her türlü yaşam kaybını eşit şekilde önemsediğimizi belirterek,

- Ülkemizde yaygınlaşan cezasızlık pratiğine karşı adalet arayışımızın kolektif sorumluluğumuz olduğunun altını çizerek,

- Sivil Toplum Örgütleri olarak temel haklar ve özgürlükler konusunda sendikalarla işbirliği yapmaya hazır olduğumuzu ifade ederek,
Felaketin mağdurlarına yönelik etkin bir giderim sağlanmasını ve sorumluların derhal bağımsız ve tarafsız bir soruşturma ile adalet önüne çıkartılmasını ve aşağıdaki konuların ivedilikle açıklığa kavuşturulmasını talep ediyoruz;

- Mevcut haliyle kayıtlı olup halen maden ocağında kalan işçi sayısı kaçtır?

- Maden ocağında kayıt dışı kaçak işçi çalıştırılmış mıdır?

- Kaçak olarak çalıştırılan işçilerin arasında çocuk işçiler mevcut mudur?

- Madeni işleten Soma A.Ş.’nin hukuki konumu nedir? Ruhsat sahibi midir, yoksa taşeron mudur? Eğer Maden’in ruhsatının sahibi olan TKİ ise hukuki sorumlulukları nelerdir?

- Madene yönelik önceki dönemde yapılan denetimlerde herhangi bir usulsüzlük yaşanmış mıdır?

- Maden ocaklarını denetleyen müfettişlerin yeterlilikleri ne şekilde test edilmektedir?

- Kamu adına denetim yapan Teknik nezaretçilerin hizmetlerinin yeterliliği nasıl ölçülmektedir? Ücretlerini maden sahibinden alan denetçilerin hizmetlerinin güvenilirliği nasıl sağlanmaktadır?

- Maden ocaklarında yaşanan kazaların soruşturulması ile ilgili olarak TBMM’ye verilen araştırma önergesi neden reddedilmiştir?

- Madende hayatını kaybeden işçilerin yakınlarına, kendilerine yapılacak sosyal yardımlar karşılığında dava açmamaları konusunda bir muvafakatbelgesi imzalatılmakta mıdır?

- Maden ocağının şu anki sahibi olan şirkete ve maden ocağına yönelik adli ve idari inceleme ve soruşturma başlatıldığı söylenmektedir. Bu sürece konuyla ilgili uzman meslek örgütlerinin, sendikaların ve ilgili diğer sivil toplum örgütlerinin dâhil edilmesi düşünülmekte midir?

- Bundan sonra bu tür kazaların önlenmesi için ne tür tedbirler alınması düşünülmektedir?

- Türkiye’de izinsiz bir şekilde işletilen kaçak maden ocakları kaç tanedir?

- Madencilik sektöründe faaliyet gösteren Soma A.Ş. Soma madeniyle ilgili olarak işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili herhangi bir vergi muafiyetinden yararlanmış mıdır? Bu konuda herhangi kamu fonunu kullanmış mıdır?

- Yaşanan felaket sonucunda ortaya çıkan, özellikle yakınlarını kaybeden kadınlar ve çocuklar göz önünde bulundurarak, ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunların giderilmesi için uzun vadeli olarak alınması düşünülen tedbirler nelerdir?

Bu basın bildirisinde ortaya koyduğumuz sorunların ve taleplerin uzun vadede takipçisi olacağımızı belirtiriz:
Adana Kadın Dayanışma Merkezi ve Sığınmaevi Derneği(AKDAM)
Adana Sürdürülebilir Kalkınma Çevre Tüketim Koruma ve Kültür Derneği
AFS Gönüllüleri Derneği
Amid Kent Kültürü ve Kimliğini Geliştirme Derneği
Atölye Deneme Sanat ve Ekolojik Çalışmalar Derneği
Başka Bir Okul Mümkün Derneği - Ankara BBOM Eğitim Kooperatifi
Bilgi Açık Kapı
Buca Engelliler Derneği
Buca Evka-1 Kadın Kültür ve Dayanışma Evi-BEKEV
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil toplum Derneği
Cumaovası Kadın Derneği
Batman Çevre Gönüllüleri Derneği
Çiğdemim Eğitim Çevre ve Dayanışma Derneği
Çiğli Evka 2 Kadın Kültür Evi Derneği-İzmir
Çocuklar Aynı Çatının Altında Derneği-ÇAÇA
Denizli Belediyesi Kent Konseyi Kadın Meclisi
Denizli Koruyucu Aile Derneği-DEKAD
Dersim Roştîya Asmê LGBTİ Oluşumu
Dijital Düşün Derneği
Doğal Yaşam Derneği
Engelli Bireylere İş ve Meslek Edindirme Derneği
Engelli Kadın Derneği
Göç ve İnsani Yardım Vakfı
Gönüllü Hareketi Derneği
Grup Genç Kahramanlar
Haydi Tut Elimi Derneği
Helsinki Yurttaşlar Derneği
Herkes İçin Mimarlık Derneği
Hun Danışmanlık/ İnsan Hakları Temelli Hukuki ve Stratejik Danışmanlık
Iğdır Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Derneği
İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi
İnsan Hakları Derneği-Diyarbakır Şubesi
İnsan Hakları Derneği-Urfa Temsilciliği
Ka.Der-Ankara
Kadın ve Çocuk Hakları Derneği
Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED)
Kalp Ankara Eğitim ve Gençlik Merkezi-(Ankara Oyuncak Kütüphanesi)
Kaos GL Derneği
Kar Toplumsal Dönüşüm Derneği
Kars Homofobi ve Transfobi Karşıtı Platform
Kırıkkale Kadın Platformu Derneği
Kırıkkale Önce Kadın Derneği
Kırmızı Biber Derneği
Mahsus Mahal Derneği
Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Derneği
Mavigöl Kadın derneği
Özürlüler Vakfı
Pembe Hayat Derneği
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği-Ankara Şubesi
Psikolojik Danışmanlar Derneği
Puruli Kültür Sanat Derneği
Roman Gençlik Derneği
S.S. Umut Işığı Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi
S.S. Yaşam Kadın Çevre Kültür Ve İşletme Kooperatifi-YAKA-KOOP
S.S.Engelsiz Atölyeler Üretim ve Tüketim Kooperatifi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği-SGDD
Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği
Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği
Sof Dağı Gençlik ve Spor Kulübü Derneği
Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği
Trans Danışma Merkezi Derneği
Türkiye Gençlik Federasyonu
Türkiye Sakatlar Derneği-Gaziantep Şubesi
Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı
Van İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği
Volumeteer Org Social Tools
Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
Yeşeren Düşler Tüm Engelliler ve Engelli Aileleri Koruma Dayanışma Eğitim Kültür Sanat Derneği

21 Mart 2013 Perşembe

Kampanya yapmak, harekete geçmek...


Şunu hepimizin iyi bilmesi gerekir: Toplumu ilgilendiren ve etkileyecek bir sorunla ilgili atılacak en önemli adım, hedefinize koyduğunuz sorunlar neyse, onları toplumsal ve politik gündemin üst sıralarına yerleştirmek ve mümkünse çözüme kadar orada tutmaktır.

Bir kampanya yapmak, insanları harekete geçirmek istiyorsanız öncelikle iyi sonuçları değil, ağır aksak giden ve isteksiz davranan "kitleleri" göze alarak sizi yılgınlığa sürükleyecek tüm gelişmelere karşı aşılı bir biçimde davranmanız gerekir.

Çünkü, özellikle toplumun kendi temel sorunları konusunda farkındalığının yüksek olmadığı ve insan hakları bilincinin yaygınlaşmadığı toplumlarda, herhangi bir konuda sürdürülen sivil toplum hareketleri (mücadeleleri) çok uzun yıllar sürebilir. Bunda kamu otoritesinin duyarsızlığı kadar, mücadele verecek insan sayısının düşük olması, sorunun çözümü için çalışan kişilerin “özel” beklentilerine hitap edip etmemesi, aktivist olarak bilinci, nihai hedefe ulaşmak konusundaki iradesi, gücü, kaynakların yeterliliği çok etkilidir.

Hele bizimki gibi "acul" bir toplumda, süreçteki kazanımları görmezden gelmekte ısrarlı, "motivasyon manyağı" gruplarla, sonuç almaya odaklanmakla, sadece sonuca odaklılığı sık sık karıştıran grup üyeleriyle her şey çok daha zor yürüyor.

Yaptığımız kampanyada olduğu gibi, insanlar, temel bir insan hakkı olan “seyahat özgürlüğü” veya tüm yurttaşlarımızın Anayasal hakkının ihlalini önlemek için mücadele ettiklerini de düşünebilirler ya da pahalı pasaporta daha “ucuza” sahip olmak için de. İnsanların sonuca ulaşmak için direnç ve ilgileri farklı olabilir, burada özellikle pragmatik davrananlara karşı eleştirel ve dışlayıcı bir dil geliştirmek yerine, proaktif, yaratıcı, uygulanabilir mücadele taktiklerine zaman ayırmak, herkes için daha yararlı olacaktır.

Kitleleri küstürerek, dışlayarak değil ortak iyi ve faydayı bıkmadan göstererek çalışmak, bir sivil toplum aktivistinin içselleştirmesi gereken temel bir özelliktir. Yapamıyorsanız, hızla oradan ayrılın ve "yakınanlar" kulübüne üyeliğinizi hemen yenileyin:)

Seyahat özgürlüğü mücadelesi için, çok farklı toplum kesimleri destek verdi ve veriyor. Özellikle “gezgin” gruplarında, gezmeye “tutku” derecesinde bağlı olduğunu söyleyen kişiler içinde de kendi gruplarını/hareketlerini sorgulama ve temelde insan hakları bilinci konusundaki duyarlılıkların çapını gözlemleme şansı da yarattı, bu kampanya. 

Örneğin “pasaport”un harç ve ücretindeki indirimin (Haziran 2010 %50) kolaylıkla “daha ne olsun” gibi bir sonuca insanları kolaylıkla taşıyabildiği, “gemisini kurtaran kaptanın” denizi ve diğer gemileri pek umursamadığı ortaya çıktı. Yani değerlendirme yapmak isterseniz birçok açıdan da eğitici ve oldukça olumlu etkilere vesile olduğunu da gözlemlemek mümkün, seyahat özgürlüğü mücadelesinin.

Süreç içinde ektiğiniz tohumların, küçük kampanyalar ve taleplerin kimi zaman kamu otoritesine karşı farklı ve mevzi başarılarını görmek elbette teşvik edici olsa da, birçok insan için "buraya kadar" tepkisine de yol açabiliyor. Hatta "görev tamam" yargısına da...

Ancak bütün bunlar olurken süreç devam ediyor. Ve şunu açıklıkla görüyorsunuz: Hepimizin birbirimizi doldurmak, amiyane deyimiyle "gaz vermek" yerine, daha yapıcı katkılara ihtiyacı var. Örneğin bir medya mensubuna ulaşmak, bir bürokrat veya siyasetçi kanalıyla temel taleplerimizin duyulmasını, "ısrarımızı" dillendirmek gibi... Demokrasinin tam anlamıyla bir ilişki sporu olduğu Türkiye'de bazen "lobiciliklerin" bile sayısız faydaları olabiliyor. Bu satırların yazarı, TBMM'de asla bir araya gelmeyecek farklı parti ve milletvekillerinin 2012-2013 yılında aynı düzlemde farklı birkaç soru önergesinde "seyahat özgürlüğü" konusunda  buluşabileceğine bizzat yakından tanıklık etti. 


Sevgili Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, hayatımızı öncelikle biz adaletli hale getirebiliriz. Ancak ne istediğinin farkında olanlar, stratejik ve taktik zekalarını kullanan sivil aktivistler, ağır giden değişimi hızlandırabilirler. 

Haklarını istemeyi bilenler, talep edenler, direnenler, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda da konformist politikacıları harekete geçirebilirler. 

Hiçbir zaman unutmayın, bir insan, bir kadın, bir Amerikalı Rosa Park bir gün otobüste oturduğu yerden kalkmayı reddetmeseydi, bugün ne Barack Obama başkan olabilirdi, ne de Güney Afrika’da Mandela!

5 Aralık 2012 Çarşamba

Dünya Gönüllüler Gününde Gönüllü Olmak...

Bugün tüm gönüllülerin günü... 5 Aralık Birleşmiş Milletler Dünya Gönüllüler Günü...

Gönüllü olmak, bilgi ve becerilerini toplum ve insanlık yararına kullanmak, bunun için hiçbir maddi karşılık beklememek demektir. Dünyanın hiçbir dilinde karşılığı bulunmayan "gönül", gönlünden kopanları hayata geçirmek ülkemizde henüz tam anlamıyla sivil toplum perpektifinden mümkün olamadı.

STK'ler, vakıflar, dernekler, inisiyatifler ve diğer gönüllü kuruluşlar hala çok zayıf ve güçsüz. Ama bütün bunlara rağmen Türkiye'de de kararlı ve "gönülden" çalışan hayatın her alanında yer alan sivil toplum örgütlerini görmek mümkün. 

Sadece kurumsallaşmış örgütler değil, Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri gibi temel insan hakları ve özgürlüklerle ilgili sorunların çözümü etrafında  birleşmiş, inisiyatif ve topluluklar da farklı, örnek mücadele yöntemleri geliştiriyorlar.

Seyahat özgürlüğünün bir temel insan hakkı, Anayasal bir hak olduğunun bilincinde hepimiz sivil toplumun, birer "etkin yurttaş" olmanın bilinciyle hareket etmeye çalışıyoruz. Aramıza katılacak arkadaşlara da bu yaklaşımı aktarmaya ve destek olmaya çalışıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki temelde her sivil toplum mücadelesi bir temel hakkın ve özgürlük alanının genişlemesi ve bu konudaki duyarlılıkların artması için yapılıyor.

Bu nedenle gönüllüler artık Türkiye'de de her alanda hayatın içinde yer alıyor. Bir depremde ya da felaketlerde ilk onlar yardıma koşuyor, kurtarıyor, yaraları sarıyor. Özgürlük alanlarımıza , çevreye, ormanlarımıza ya da kültürel mirasımıza yönelik saldırılara ilk onlar ses çıkarıyor. Her mücadele geleceğimiz çocuklarımızın ve toplumumuzun da ufkunu genişletiyor, farkındalığını artırıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1985 yılında 5 Aralık tarihini "Uluslararası Gönüllüler Günü" ilan etmişti. Uluslararası Gönüllüler Günü 27 yıldan bu yana ülkemizin de aralarında bulunduğu 171 ülke tarafından gönüllü çalışmaların faydalarını dünya çapında duyurmak ve gönüllü programlara katılımı arttırmak amacıyla kutlanıyor.


Gönüllü olmak, "gönlüm olursa" demek değildir. Hayatı hepimiz için daha yaşanılır kılmanın, en güzel yollarından biridir. İnsan haklarının verilerek değil, ancak mücadeleyle "alınarak" gerçekleştiği zaman daha değerli ve korunabilir olduğunu unutmadan...

23 Şubat 2011 Çarşamba

Son çağrı: Seyahat özgürlüğü imza kampanyası için...

“Seyahat özgürlüğümüzü geri istiyoruz” kampanyasının “imza kampanyası” aşamasını 4 Mart tarihinde bitirip, imzalarımızı Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Maliye Bakanına ileteceğiz.

Şu ana kadar 1.350 civarında imza topladık. Açıkcası hepimiz daha fazla bir destek bekliyorduk. İmza kampanyasında TC Kimlik numarasını zorunlu kılmamız, sadece internette kampanyayı yürütmemiz ve her imzalayan kişinin bir “gerçek TC yurttaşı” olması arzumuz, bize binlerce imzaya mal oldu, diyebilirim.

Ancak 1.350 veya 11.350 imza da olsa öncelikli hedefimiz “seyahat özgürlüğü” konusunda ülkemizdeki bir haksızlığa ve temel bir insan hakkı ihlaline dikkat çekmekti, bunu başardığımızı düşünüyorum. Özellikle 2010 yılında elde edilen, %50‘lik pasaport ücret ve harçlarındaki indirim konusundaki katkımız bu açıdan önemli bir merhaleydi.

Şimdi “imza kampanyası” aşamasının sonuna yaklaşıyoruz. Dünyanın en pahalı pasaportuna karşı, yurttaşlarını bir “müşteri” gibi gören, vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesini ona yüksek ücretle “satan” kamu otoritesine karşı sesimizi duyurmaya çalışacağız.

Başlangıçta biz ne istiyorduk:

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının da tüm dünyada olduğu gibi 50 dolar ücretle10 yıllık pasaport alabilmesini; Anayasamızın “eşitlik” ilkesine aykırı bir şekilde harç ödemeyen ve vize ayrıcalıklarına sahip olan Yeşil Pasaport sahibi devlet memurları ve aileleriyle aynı hakları olmasını; “değerli kağıt” olan pasaportların harçlar kanunun dışında değerlendirilmesini, her yıl zam yapılmamasını istiyoruz.

Hala da aynı şeyleri istiyoruz.

Sonuçlandıracağımız imza kampanyasının ardından bu konuda bir ilerleme sağlanamazsa, daha önce de dile getirdiğimiz gibi bu mücadeleye, hukuksal haklarımızı kullanarak devam etmekten de çekinmeyeceğiz.

Şunu hepimizin iyi bilmesi gerekir: Toplumu ilgilendiren ve etkileyecek bir sorunla ilgili atılacak en önemli adım, hedefinize koyduğunuz sorunlar neyse, onları toplumsal ve politik gündemin üst sıralarına yerleştirmek ve mümkünse çözüme kadar orada tutmaktır.

Çünkü, özellikle toplumun kendi temel sorunları konusunda farkındalığının yüksek olmadığı ve insan hakları bilincinin yaygınlaşmadığı toplumlarda, herhangi bir konuda sürdürülen sivil toplum hareketleri (mücadeleleri) çok uzun yıllar sürebilir. Bunda kamu otoritesinin duyarsızlığı kadar, mücadele verecek insan sayısının düşük olması, sorunun çözümü için çalışan kişilerin “özel” beklentilerine hitap edip etmemesi, aktivist olarak bilinci, nihai hedefe ulaşmak konusundaki iradesi çok etkilidir.

Bu kampanyada olduğu gibi, insanlar, temel bir insan hakkı olan “seyahat özgürlüğü” veya tüm yurttaşlarımızın Anayasal hakkının ihlalini önlemek için mücadele ettiklerini de düşünebilirler ya da pahalı pasaporta daha “ucuza” sahip olmak için de. İnsanların sonuca ulaşmak için direnç ve ilgileri farklı olabilir, burada özellikle pragmatik davrananlara karşı eleştirel ve dışlayıcı bir dil geliştirmek yerine, proaktif, yaratıcı, uygulanabilir mücadele taktiklerine zaman ayırmak, herkes için daha yararlı olacaktır.

Seyahat özgürlüğü mücadelesi için, çok farklı toplum kesimleri destek verdi ve veriyor. Özellikle “gezgin” gruplarında, gezmeye “tutku” derecesinde bağlı olduğunu söyleyen kişiler içinde de kendi gruplarını/hareketlerini sorgulama ve temelde insan hakları bilinci konusundaki duyarlılıkların çapını gözlemleme şansı da yarattı, bu kampanya. Örneğin “pasaport”un harç ve ücretindeki indirimin, (%50) “daha ne olsun” gibi bir sonuca insanları kolaylıkla taşıyabildiği, “gemisini kurtaran kaptanın” denizi ve diğer gemileri pek umursamadığı ortaya çıktı. Yani değerlendirme yapmak isterseniz, birçok açıdan da eğitici ve oldukça olumlu etkilere vesile olduğunu da gözlemlemek mümkün, seyahat özgürlüğü mücadelesinin.

2011 Evliya Çelebi yılı ve biz “seyahat özgürlüğü gönüllüleri” bir yandan Evliya Çelebi’yi anarak bir yandan da böylesi büyük bir gezginin anıldığı yılda “torunlarının” maruz kaldığı haksızlıkları göstererek yukarda andığımız taleplerimizi sürdüreceğiz. Kamu otoritesine yönelik çabalarımızı artıracağız. Alternatif her türlü öneri ve eyleme açık olduğumuzu belirtmeme sanırım gerek yok.

Aynı zamanda bu yazı, 4 Mart’a kadar imza kampanyası için bir son çağrı, kampanyamızı duyurmak için son bir çaba harcayın, (Türkiye’nin genel seçime gittiği bir dönemde zamanlama açısından güçlükler olduğu da açık) kamu otoritesine gidecek talebi/imza sayısını artıralım.

Sevgili Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, hayatımızı öncelikle biz adaletli hale getirebiliriz. Ancak ne istediğinin farkında olanlar, stratejik ve taktik zekalarını kullanan sivil aktivistler, ağır giden değişimi hızlandırabilirler. Konformist politikacıları harekete geçirebilirler. Hiçbir zaman unutmayın, bir insan, bir kadın, Rosa Parks otobüste oturduğu yerden kalkmayı reddetmeseydi, bugün ne Barack Obama ABD'de başkan olabilirdi, ne de Güney Afrika’da Mandela.

21 Aralık 2010 Salı

"Vize : sivil toplum diyaloğu önünde bir engel" peki ya pasaport ücretleri?

"Vize : sivil toplum diyaloğu önünde bir engel" bu başlık Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nin (ABGS) Sivil toplum diyalog toplantılarının 4. sünde (11.12.2010-Cevahir Kongre Merkezi-İstanbul) oluşturulan bir çalışma grubunun ele aldığı konuydu. Bu grupta ben de "Genç Gönüllüler Derneği" adına bir "seyahat özgürlüğü gönüllüsü" olarak çalışmalara katıldım. Vize problemlerinin hemen her boyutu ele alınırken Türkiye'nin önce kendi ülkelerinde vatandaşlarına koyduğu "vize"yi gündeme getirmeye çalıştım: Fahiş Pasaport ücretleri...

Dünyanın en pahalı pasaportu olan T.C. pasaportu, bugün tüm yurttaşlarımızın önünde adeta bir vize uygulaması niteliğindedir. Toplantılarda gerek söz alarak gerekse sorularla konunun bu boyutunun da gündeme alınması için bir çaba harcadım. Bu gerçeğin hemen hiç kimse tarafından düşünülmediğini, hiç dikkate alınmadığını hatta tamamen görmezden gelindiğini büyük bir açıklıkla söyleyebilirim. Konuyu söz alıp gündeme getirdiğim zaman yüzlerde oluşan "şaşkın" ifadeler, her sözümün, örneğin ardından özellikle yönetim (ABGS) tarafında inip kalkan onaylayan baş hareketlerini gözlemlemek mümkündü...

Türkiye'nin önce pasaport ücretini dünya ortalaması olan 50 dolar düzeyine indirmesi gerektiğini, 5-10 yıllık biyometrik pasaport ücretleri içinde ciddi bir eşitsizlik yaratarak temel bir insan hakkı olan "seyahat özgürlüğünü" çiğnediğini anlattım. Anayasamızın 23. maddesinde güvence altına alınan bu hakkın, devlet tarafından yok sayıldığını, devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için fahiş bir ücret talep ettiğini, dünyadan örneklerle aktardım.

ABGS ilgilileri ve toplantıyı yöneten akademisyenler, talebimizi not aldıklarını, "çok haklı" olduğumuzu ısrarla vurguladılar. Buna rağmen sonuç bildirgesine konuyla doğrudan ilgisi olmadığı için koyamayacaklarını belirttiler.Birçok katılımcı, STK temsilcisi de aynı yönde görüş bildirmesine rağmen Türkiye içindeki "vize" bu toplantıda resmi kayıtlara geçemedi. Belli bir farkındalık oluşturabilsek de STK'lar içinde de konuya çok yabancı bir kitle var. Herkes yapılan indirimle oluşan pasaport ücretine razı bir izlenim yaratıyor. Bu ücretin nasıl bir mücadele ile indirildiğini, sadece 6 ay önce 2 katı olduğunu tekrar hatırlatmak zorunda kaldım.

Ancak anlaşılan o ki hem bu yönde gerçekleşen toplantılara sürekli katılarak devlet yetkililerini bu gerçekle daha fazla yüzleştirmeli hem de STK'lar arasında özellikle  "insan haklarını" önemseyen, bu alanda çalışan örgütlerle ortak çalışmalar yapmalı, dayanışma göstermeliyiz.

Vize gerçekten Avrupa Birliği'ndeki sivil toplum ile diyaloğunun oluşması önünde somut ve "utanç" verici bir engel, ancak bu utançtan kurtulmak için önce başka bir utancı yenmemiz ve yurttaşlarımızın makul ücretlerle pasaport alabilmesini sağlamamız gerekiyor.

Seyahat özgürlüğü gönüllülerini alması gereken daha çok yol var. Yılmadan, bıkmadan temel insan hakları mücadelesi temelinde çalışmak gerekiyor. Seyahat özgürlüğünün temel bir insan hakkı olduğunu bilmeyen çok kişi var.

8 Ekim 2010 Cuma

Yetinmek, güvensizlik, atalet, gönüllülük...

Seyahat özgürlüğü sayfasındaki bir yazı için ilginç bir başlık değil mi?

Ama kaçınılmazdı. Bu yazıya birçok kişinin hissettiğini düşündüğüm "duyguları" paylaşma isteği yol açtı. Baştan söyleyeyim bir şeyden vazgeçtiğim, geldiğimiz noktayı kabullendiğim falan yok. Ancak madem bunları düşünüyorum, madem birçok kişinin de ucundan kıyısından bu hissiyata sahip olduğu kanısındayım, yazmak istedim.

İmza kampanyamız başlayalı 20 gün oldu. (Daha dur bir ay bile olmamış, demeyin) Kampanya sayfamızda 480 imza var. Bu bloğu günde 30-40 kişi ziyaret ediyor. (tıklama değil ziyaretçi, 300 kişinin ziyaret ettiği günler de oldu) Facebook grubumuzda üye sayımız 13.300'ün üzerine ulaştı. Ayrıca Facebook sayfamızda 650 üyemiz daha var. Dailymotion ve vidivodo video sayfalarımızı ziyaret edip, filmleri izleyenleri sayısı 8.000'i geçti. Friendfeed ve Twitter'da zayıfız, henüz 100 kişiye ulaşmadık.

Bugüne kadar radyo, televizyon, gazete, dergi gibi geleneksel medya araçlarını da sıklıkla ve başarıyla kullandık. Kullanıyoruz. Toplumsal farkındalığı artırdık, belli bir stratejiyle bütünleşik bir iletişim/sosyal medya kampanyası yürüttük. Ancak kampanyamızı başarıya taşıyan "sosyal ağ"daki gücümüz ve etkililiğimiz oldu. Yüzlerce insan kamu otoritesine karşı taleplerini özellikle internet üzerinde yoğunlaşarak iletti. Ve pasaport harç ve ücretinde %50 gibi çok yüksek bir indirim yapılmasında ciddi pay sahibi oldular.

Gerçekten oldular, hep birlikte yaptık.

Pasaportun ücreti o kadar yüksekti ki, 5 yıllık bir pasaport 500 dolardı. Dünya ortalamasının 10 katıydı. Burada sağlanan %50'lik indirim, herkeste beklenmedik bir "şok" etkisi yarattı.

Ve şimdi görüyorum ki bu indirimin en büyük "etkisi", ciddi bir "kanaat etme" duygusunu, "yetinme, daha ne olsun" kültürünü açığa çıkarmak olmuş. Bir arkadaşım daha amiyane bir söz etti, onu da paylaşayım: "Abi baktılar iş büyüyor ve muhalefet yükseliyor, adamlar akıllı, milletin gazını öyle yüksek bir oranla aldılar ki, hem insanlarda başardık duygusu yarattılar, hem de hala çok fahiş olan bir ücreti koruma şansı elde ettiler. Tamam, daha ne olacak canım dedirttiler. Baksana şimdi gazetecilere de yeşil pasaport vereceklermiş. Sen bu konudan bahsedecek, yayınlayacak medya organını da biraz zor bulursun artık."

 Aslında, "seyahat özgürlüğü" konusundaki temel insan hakkı talebimizi daha da haklı ve zorunlu kılan da tam bu durum. "Biz buna boyun eğmeyiz" dememizi gerektiren...

4 aylık kısa bir sürede kazanılan başarı, temel bir insan hakkı ihlaline karşı sesini yükseltme isteğini, daha fazlasını başarma duygusunu tetiklemedi. Çünkü bu "duygu" insanları gerçekten harekete geçiren bir etken olarak varsa tetiklenebilir. Bu "farkındalık" kadar ve belki daha fazla toplumumuzda "insan hakları bilinci"nin yokluğu sorunu.

Ancak bu kampanya bu "sorunla" ve bu "soruna" rağmen yürümek zorunda. Eğer sadece "ücret" ise insanları motive eden, şimdi herkese şunu anlatmak, göstermek zorundayız: Pasaport ücreti şimdi yaklaşık 250 dolar, dünya ortalamasının neredeyse 5 katı. Makul mü? Yine değil, yine fahiş, yine çok yüksek!

Ama indirimin etkisi ve üstelik 5 yıllık fiyatına 10 yıllık biyometrik pasaport alabilme olanağına da kavuşulması, baştan destek veren birçok kişiyi pasaport ücretleri konusunda artık "ilgisiz/kayıtsız" kalabileceği bir noktaya çekmiş görünüyor.

İmza kampanyasına katılma konusunda "gerçek" kişilerden oluşan bir imza listesi olsun düşüncemizin de, katılımı sınırladığı yönünde yaygın bir kanı var. Kurduğumuz sistem, "KESİNLİKLE" T.C. Kimlik numaralarını saklamıyor. Sadece  imza atan kişinin gerçek kimliğini devletin sisteminden sorgulamak için kullanılıyor.Buna rağmen birçok kişi T.C. kimlik numarasını yazmaya çekindiğini ve güven duymadığını söylüyor.

Bir de kampanyaya başından beri büyük destek veren, Türkiye'nin çeşitli illerinde ve dünyanın birçok ülkesinde yaşayan "çekirdek grubumuzun" bir kısmı kimi "özel" kimi yukarıda da saydığım nedenlerle ciddi bir atalet içinde. Facebook grubumuzla da iletişim sıkıntısı yaşıyoruz. Çünkü Facebook, 5 bin kişiyi geçen gruplarda üyelere mesaj yollama uygulamasını kaldırıyor.

Bu hareket sosyal ağda büyümüş, başarıya ulaşmış bir sivil toplum hareketi.  Ve hareketi büyüten insanların en büyük becerisi, hiçbir beklenti içine girmeden kendi inisiyatifleriyle yaratıcı katkılar sunmaları, haklılığımıza inançla motivasyonlarını yüksek tutmalarıydı. Bu blogta yaktığım kıvılcımı, bir meşaleye dönüştüren, "seyahat özgürlüğü gönüllülerini" ortaya çıkaran da buydu. Çünkü bir sivil toplum hareketinde "gönüllülük", "gönlüm olursa" demek değildir. Haklarını bilen, cesaretle talep eden, sorumluluklarının bilincinde olan akıllı ve vicdanlı insanların buluşma noktasıdır, sivil toplum hareketleri.

Silkinmek, yaratıcı öneriler, inisiyatif kullanma, ön alma, proaktif  katkılar...

Şimdi de ihtiyacımız olan yine bunlar!

Anlamak ve anlatmak zorundayız: Seyahat özgürlüğü temel bir insan hakkıdır ve fahiş pasaport ücretleri bu hakkımızı sınırlandırmakta, elimizden almaktadır. Yeşil pasaport uygulaması Anayasamızın eşitlik ilkesine aykırıdır. Hizmet pasaportunun olduğu bir ülkede yeşil pasaport, bazı devlet memurları ve ailelerine sağlanan imtiyazdan başka bir şey değildir. Devlet tüm yurttaşlarına, eşit davranmak, yeşil pasaporta sağladığı olanakları vermek zorundadır.

Hakkımızı istiyoruz. Lütfen unutmayın: Hak verilmez, alınır!

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Seyahat Özgürlüğü "Sırtçantam" gezi dergisinde


Seyahat Özgürlüğü Gönüllüsü Onur İnal "sırtçantam" adlı gezi kültürü dergisi için "seyahat özgürlüğümüzü geri istiyoruz" adlı kampanyamızı anlatan bir yazı kaleme aldı:




‘Evliya Çelebi’nin Torunları 

Seyahat Özgürlüklerini Geri İstiyor’

Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi için herşey, bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görmesi ve ondan “şefaat ya Resulallah” diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp “seyahat ya Resulallah” demesiyle başlamış. Peygamberden ona gönlünce gezme, uzak ülkeleri görme imkanı verdiğini düşünen Çelebi ömrü boyunca da gezmiş.

2011 yılında 400. doğum yılını kutlayacağımız dünyaca ünlü seyyahımız Evliya Çelebi'yi UNESCO ‘Man of the Year' yani ‘yılın şahsiyeti' ilan etti. The Young Foundation adlı kuruluş tarafından Londra'da, Avrupa Konseyi tarafından da Strazburg'da açılan sergilerle Evliya Çelebi'nin kültürler ve medeniyetler arasında kurduğu köprüye vurgu yapılıyor. Dahası, Avrupa Konseyi Evliya Çelebi'yi ‘insanlık tarihine damgasını vuran' 20 önemli şahsiyetten birisi olduğunu duyurdu. Kısacası Evliya Çelebi'nin seyyahlığı ve kültür tarihine katkısı tescillendi.

Peki, Evliya Çelebi'nin torunları olan bizler neden onun kadar seyahat etmiyoruz? Göçebe bir geçmişe sahip olan bizler dış dünyayı, başka diyarları merak etmiyor, diğer ülke vatandaşları kadar seyahat etmeyi sevmiyor olamayız? Peki o zaman ekonomik koşullar, sosyal, kültürel ve dini farklılıklar, yabancı dil bilgisinin çok yaygın olmaması mı seyahat etmemize engel? Ya da vize gibi uygulamalarla örülen duvarlar mı?
Yeryüzünün En Pahalı Pasaportu Bizde!
Toplumda yaygın olan kanaat, Türk vatandaşlarının seyahat etmesinin önündeki en büyük engelin alması maddi manevi külfet olan ‘vize'ler olduğu biçiminde. Türk vatandaşlarına uygulanan vizelerin vatandaşların özgürce dolaşımını engellediği yanlış değil. Bugün dünya ülkelerinin % 80'i umumi pasaporta sahip Türk vatandaşlarına vize uyguluyor. Vize için bir yığın belgeyi toplamak, kuyruklarda beklemek, konsolosluk görevlilerince hor görülmek insanı canından bezdiriyor. Her seferinde “ben bu vizenin…” diyoruz, ama bize en çok eziyet eden AB ülkelerine seyahat ediyoruz. Ama bize vize uygulamayan ülkelere de sıklıkla gitmiyoruz. Kalkıp da Gürcistan'a, İran'a, Suriye'ye, Ürdün'e, Libya'ya, Arnavutluk'a, Hırvatistan'a AB ülkelerine seyahat ettiğimiz kadar etmiyoruz. Demek ki başka bir engel daha var önümüzde. Aslında hepimizin yıllardır gözü önünde ama gözlerden kaçan.
Ben size bu engelin ne olduğunu söyleyeyim: Türk pasaportunun fiyatı! Bu öyle bir fiyat ki %50 indirim yapılsa bile hala dudak uçuklatıyor!
Bugün Türkiye'de ve yurtdışında 5-6 milyon civarında TC pasaportuna sahip birey bulunuyor. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarını dahil etsek bile iyimser bir tahminle her 14 Türk vatandaşından sadece birisinin pasaportu var. Yani bir diğer deyişle Türk vatandaşlarının sadece %7'sinin yurtdışına seyahat etmişliği var.
İşin ilginç tarafı Türkiye, Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün rakamlarına göre 25,5 milyon ziyaretçiyle 2009 yılında dünyada en çok turist çeken 7. ülke konumunda. İstanbul ise 7,51 milyon ziyaretçiyle dünyada en çok ziyaret edilen şehirler arasında 8. sırada. Bir ülke düşünün ki dünyada en çok ziyaret edilen ülkeler arasında ilk 10 içerisinde yer alsın , fakat bu ülkenin vatandaşlarının %93'ü sınırlarının dışına adım dahi atmamış olsun. Neden? Pasaportlarının fahiş fiyatından!
Evet, bir Türk vatandaşının yeni çıkan çipli/biyometrik pasaport alabilmesi için ödemesi gereken ücret dünya ortalamasının çok üzerinde. Neredeyse 5 katı!
Peki, pasaport ücretlerinde dünya standardı ne? ABD vatandaşları 10 yıllık pasaport için 97 dolar ödüyor. AB ülkelerinin vatandaşları ise 10 ila 90 avro arasında değişen bir ücret ödüyorlar. AB'de pasaport ücreti ortalama 48 avro. İsviçreliler 84, Yunanlar 70, Almanlar 59, İtalyanlar 45, Bulgarlar ise 20 avro ödüyor. 20 avro veya doların altında pasaport ücreti ödeyen birçok ülke var.
Dünyada çok az sayıda devletin pasaport ücreti 100 doların üzerinde. Bunlar arasında da Türkiye açık ara birinci sırada. Türkiye Cumhuriyeti devleti 5 yıllık çipli/biyometrik pasaport için vatandaşından 360 TL yani yaklaşık 225 dolar alıyor! Üstelik bu fiyat daha birkaç gün evvel yapılan % 50 indirimden sonraki fiyat! Sadece 1 ay önce bu pasaport için tam 500 dolar ödüyorduk. Diğer bir deyişle, Türk pasaportu yeryüzündeki en pahalı pasaport!
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 13. Maddesi'nin 2. fıkrası diyor ki: ‘Herkes, kendi ülkesi de dâhil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.' 1966 tarihli Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 12. Maddesinin 2. Fıkrası da ‘Herkes, kendi ülkesi de dâhil, istediği ülkeyi terk edebilir' diyerek seyahat özgürlüğünü yasal garanti altına alıyor.
Sadece onlar değil bizim Anayasamız da yurttaşlarının seyahat özgürlüğüne sahip çıkıyor. Anayasanın ‘Yerleşme ve seyahat hürriyeti' başlıklı 23. Maddesi, ‘Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir' diyor. Bu temel bir insan hakkıdır ve sınırlandırılamaz.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti devleti kendi anayasasında da yazan seyahat özgürlüğü hakkını ‘seyahat etmek isteyen bu parayı bayılır' demekle ihlal ediyor. Asgari ücretin 550 TL olduğu ülkemizde devlet 360 TL (yaklaşık 225 dolar) pasaport fiyatı belirleyerek vatandaşın seyahat özgürlüğünü elinden alıyor.
Sivil Toplumun Gücü
Buna “dur” diyen, bu gerçekle toplumu ve devleti yüzleştiren insanlar artık mücadele etmeye başladı. Pasaport ücretlerinin bu derece yüksek, siyasi ve sosyal tartışmalara aktif katılımın ise düşük olduğu Türkiye'de yapılması gerekeni binlerce kişi kendi inisiyatifi ile yapıyor şu günlerde.
Kendilerini ‘Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri' olarak tanımlayan, Mart 2010 tarihinde kurulan www.seyahatozgurlugu.com bloğunun çatısı altında ve sosyal paylaşım ağları Facebook, Friendfeed ve Twitter'da bir araya gelen 13 bini aşkın kişi, O. Suat Özçelebi'nin kıvılcımıyla dur durak bilmeden çalışıyor. Her kesimden insanımızın desteği ile yürüyen, benim de üyesi olduğum bu topluluk Mart ayında ‘Seyahat Özgürlüğümüzü Geri İstiyoruz' adlı bir kampanya başlattı. Topluluk üyeleri Başbakan'a, Dışişleri, İçişleri ve Maliye bakanlarına, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'na ve çipli pasaportlar başvurularının alındığı www.epasaport.gov.tr sitesine e-posta, faks, mektuplar göndererek fahiş pasaport fiyatlarını durumu protesto ettiler. Tüm bu çabalar sonuç verdi ve ‘büyük' bir başarı sağlandı. Belki de Türkiye'de temel bir soruna yönelik , internet ve özellikle sosyal medya kullanılarak oluşturulmuş, yürütülmekte olan bir kampanya bu kadar hızlı büyüdü ve sonuç aldı.
Yazının devamı için lütfen: TIKLAYIN!

22 Haziran 2010 Salı

Taraf Gazetesi ve CNNTürk.com'a AÇIK TEŞEKKÜR!


Seyahat Özgürlüğü bloğunda başlayan kampanya yurttaşlarımızın ilgisi ve desteği, bazı basın yayın organlarının çabalarımıza destek vermesi ve konuyu ısrarla işlemeleri sonucunda bir sonuca ulaştı. Bir ilki hep birlikte başardık, diye düşünüyorum. %50 indirim çok ciddi bir başarı...

Bu sonuç basına yansıdığı zaman, 20 haziran tarihinde Facebook'da 11.000 bloğumuzda yüzlerce kişi pasaport ücretlerini düşürerek Anayasal haklarına sahip çıkmak için çaba harcıyordu. 4 aydır yüzlerce e-posta, faks, mektup, blog yazıları, bannerlar, haber-röportaj, TV programları ve ellerindeki her türlü iletişim aracını kullanarak, sorunun ve çözümün odağı olan Başbakanlık, İçişleri, Dışişleri ve Maliye Bakanlığı'na seslerini ulaştırdılar, taleplerini ilettiler.

Taleplerini aynı zamanda medyada da güçlü bir biçimde yansıttılar, toplumsal farkındalığı artırdılar...

Ve kampanya doğru bir strateji ile ulaşması gereken kanallara ulaştı, önemli ve somut bir sonuç elde edildi.

Ancak olanlar yine hemen oldu. Aylardır süren kampanya başarıya ulaşınca, bu konuda 3-4 haber yapmış, bazı basın organları "biz" yaptık, "biz başardık" diye ortaya döküldü. Daha da üzücü ve ibret verici olan binlerce kişinin emeğini yok sayıp her şeyi kendine mal edenler, bu emeği ısrarla "görmezden" de gelmeyi sürdürdüler. Kendilerine iletilen, soru soran, tepki maillerine "ibretlik" yanıtlar verdiler.

Bu konuda "seyahat özgürlüğü gönüllüleri"nin hakkını teslim eden objektif tek haber, dün Taraf Gazetesi'nde yayınlandı.: 


"Pasaport ücretlerinin yüksekliği nedeniyle pasaport sahipleri internette harçların düşürülmesi için www.seyahatozgurlugu.com adlı bir site kurarak ücretlerin düşürülmesini istedi. Pasaport harçlarının yüksekliğine gösterilen tepkileri dikkate alan Bakanlar Kurulu, pasaportlarda yüzde 50’ye varan indirim yapıldı."

Ve yine bugün, bir gün gecikmeyle de olsa CNNTürk.com, bazılarına ders olacak nitelikte bir vurguyla "seyahat özgürlüğü gönüllüleri"nin ve bu bloğun "seyahat özgürlüğü ve pasaport" konusunda hakkını teslim etti:

" CNNTurk.com'un çok önemli notu: SeyahatOzgurlugu.blogspot.com'un başlattığı pasaport hareketi basının da desteğiyle ilk başarısını elde etti. Ancak hatırlatmak istiyoruz ki, bu "hıbır" veren basın organlarının dediği gibi Devletin bizlere bir lütfu ya da "hıbır" veren bazı sitelerin "Bir çaktık, gol oldu" mantığıyla attıkları başlıklarla gelen bir başarı değildir.Fahiş ücretlerle "kaz" yerine konulmak istenen halk sesini çıkarmış ve hakkını aramıştır. Basın kuruluşları olarak bizler bu seslerin kamuoyuna iletilmesi görevini üstlendik. Bazı "hıbır" siteleri indirimi aldık her şey bitti mantığıyla yan gelip yatışa geçebilirler."

Her iki medya organına da "seyahat özgürlüğü gönüllüleri" adına çok teşekkür ederim.

Bu ülkede "görmezden gelmenin" şiddetine karşı örnek oldukları, hakkı teslim etmenin özellikle Türkiye'de çok cılız olan sivil toplum ve demokratik HAK ARAMA geleneğine nasıl büyük bir katkı sunabileceğini gösterdikleri için...

Herkes elbette öğrenecek, "hak verilmez, alınır!"

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri