Vizesiz avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vizesiz avrupa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2016 Perşembe

Seyahat Özgürlüğü Engellenemez!*

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti süreci, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahatinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor. Bu 72 kriter üzerinde çalışılırken temel seyahat özgürlüğü hakkı gözden kaçıyor. Seyahat özgürlüğü, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de Türkiye anayasasının 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ne var ki özellikle yurt içindeki uygulamalarda, kamu otoritesinin istediği zaman sınırlanabiliyor hatta yok sayılabiliyor. 

Mart 2010 tarihinde yüksek pasaport harçlarına tepki göstermek için internette Suat Özçelebi’nin kurduğu Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, çeşitli sloganlar ve kampanyalarla temel seyahat özgürlüğü hakkını savunuyor. Grubun en son güncel kampanyası, vize muafiyeti sürecinde pasaportların AB standartlarında yenilenmesinde yurttaşlardan istenen ücret... Mevcut pasaportlarına ödeme yapmış kişilerden tekrar para istenmesine karşı sosyal medyada #yenipasaportaparayok sloganıyla bir imza kampanyası düzenleniyor.


Seyahat özgürlüğü hakkı Türkiye’de sıkça göz ardı edilirken ülke içinde vatandaşlara adeta “vize” uygulanıyor. Örneğin bir kente gitmek, girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkılacağı kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Hatta bu zihniyet o kadar egemen ki “turizm” konusunda yaşanan sıkıntıları gidermek için, “yurttaşların yurt dışı çıkışlarına sınırlama getirilsin”, “harçlar artırılsın” diyerek çözme heveslileri bile var. Benzer şekilde çok uzun yıllardır, yurt dışına çıkmak, seyahat etmek de büyük eşitsizlikler ve hak ihlalleri içeriyor. Yekililer, başka ülkelerin Türkiye’ye koyduğu vizelerden yakınırken, kendisi yurttaşlarına adeta yurt dışına çıkış “vize”si koymuş durumda.

Öğrenciler ve yurt dışındaki yurttaşlar için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün alanını bir yandan genişletirken, diğer yandan büyük eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Yakın zamanda Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bir torba yasa değişikliği ile "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara” harçsız pasaport alma hakkı getirildi. Bu, iktidar partisinin öğrencilere seçimlerdeki bir vaadinin yerine getirilmesiydi. Aynı biçimde yurt dışında yaşayanlar için de konsolosluklardan pasaport almak, yaklaşık yüzde 50 ucuzlatıldı, ortalama 100 avro düzeyine indirildi. Artık Harçlar Kanunu'nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. Fıkrasına eklenen "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar" bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler.

Bu önemli değişiklikler belli kesimlerde memnuniyet yaratırken, aslında var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirdi; Türkiye’de “seyahat özgürlüğü” konusunu kapsadığı gruplar açısından iyice tartışmalı bir hale dönüştürdü.

Dünyanın En Pahalı Pasaportu Türkiye’de


Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportu kullanılıyor. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 avro düzeyinde 10 yıllık biyometrik/çipli bir pasaport Türkiye’de 620,60 Türk Lirası (yaklaşık 190 avro). Bunun 87,5 Türk Lirası defter parası, geri kalanı harç.

Pasaport bir “değerli kağıt” olduğu için aynı zamanda harçlar yasasına tabii ve her yıl “yeniden değerleme” oranında otomatik zam görüyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu.

Seyahat özgürlüğüne temelde en zıt uygulamalardan “yurtdışı çıkış harcı” da sadece Türkiye’de ödeniyor. Her çıkışta ödenen 15 TL’lik harcın kaldırılması için verilen yasa teklifleri, çok uzun zamandır anlaşılmaz bir biçimde bekletiliyor.

Son yasal değişikliklerle oluşan ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan durum şu şekilde:

Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi ya da arkadaşı aynı 5 yıllık pasaporta 620,6 lira ödemeyi sürdürecek.
Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
Yurt dışında yaşayan bir vatandaş 100 avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurt içindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 avro ödemek zorunda kalıyorlar.

#YeniPasaportaParaYok

Bütün bu eşitsizlikler AB ile yapılan 72 Kriter pazarlıklarında bir hak ihlali daha eklendi. Devlet, 72 kriter kapsamında vizesiz Avrupa için 2016 yılında bütün pasaportları değiştireceğini ve pasaport ücretini yine yurttaşlardan alacağını açıkladı. Aslında bu durum fark edilmeyen bir gerçeğin ortaya çıkmasına yol açtı. Meğer 5 yıl önce dünyanın en güvenli, biyometrik ve çipli pasaportları olarak tanıtılan ve 5 yıl içinde herkesin değiştirilen pasaportları AB standartlarında ve yüksek güvenlikli değilmiş, çiplerine parmak izi kaydedilemiyormuş.

Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıklamıştı. Bu maliyetlere rağmen, devletin yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için fahiş bir fiyat belirleniyor, adeta yurttaşa müşteri muamelesi yapılıyor. Bu noktada yapılması gereken çok basit: Pasaport ücretinin tüm yurttaşlar için “defter ücreti” seviyesine çekilmesi; yeni pasaportların ücretsiz olarak değiştirilmesi; yurttaşlar arasında hiçbir ayrımcılık yapılmaması; çocuk pasaport ücretlerinin en az yüzde 50 oranında düşürülmesi; yeşil, bordo pasaport ayrımının ve yurt dışı çıkış harcının kaldırılması.

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, sosyal medyada ve ulaşabildiğimiz tüm mecralarda, bu haksız uygulamaya karşı bir kampanya yürütüyor: “Parasını ödediğimiz pasaportun parasını bizden alamazsınız, kim zamanında bu ihmali yapmış ve bu pasaportları AB standardında yapmamışsa pasaport paralarını onlardan tahsil edin” diyor.

Bu çerçevede Change.org sitesinde “Yeni pasaporta yeni ücret, yeni harç ödemek istemiyoruz! #YeniPasaportaParaYok” adıyla Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’a iletilmek üzere bir imza kampanyası yapıyor. Kampanya detayları ve mektubu için www.seyahatozgurlugu.comsitesini ziyaret edebilirsiniz.

* Bu yazı Magma dergisi'nin internet sitesinde Mayıs 2016 tarihli12. sayısında yayımlandı. Lütfen tıklayın.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

#YeniPasaportaParaYok Kampanyamıza bir destek de MAGMA'dan.

Yeryüzü dergisi Magma Mayıs sayısında bir sayfasını Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri'ne ayırdı ve #YeniPasaportaParaYok kampanyamıza destek verdi.

"Seyahat Özgürlüğü Engellenemez " başlığıyla AB ile vize muafiyeti sürecinde yenilenmek zorunda olan pasaportlarımızın daha önce ödediğimiz defter ücretini yeniden bizden talep eden devlete karşı yürüttüğümüz kampanyayı okurlarına duyurdu.

MAGMA'ya çok teşekkür ediyoruz.  

Gittikçe aralanan #VizesizAvrupa kapısının önünde adeta 73. kriter gibi kendi devletimizin önümüze diktiği temel seyahat özgürlüğü engellerine/vizelerine ve yeni pasaporta için istenen defter ücretine karşı hep birlikte #YeniPasaportaParaYok demeye devam ediyoruz.



9 Mart 2016 Çarşamba

73. Kriter T.C. Yurttaşlarının Seyahat Özgürlüğü

Suriye'deki iç savaş, Türkiye'yi 2,5 milyonun üzerinde bir göçmen/mülteci(geçici sığınmacılar ifadesi de kullanılıyor) akınıyla karşı karşıya bıraktı. Türkiye insani perspektifi öne alarak bu göçmenlere kapılarını ardına kadar açtı. Ancak kısa bir zamanda hem Avrupa Birliği'nin hem de Türkiye'nin dış politikasındaki zaaflar ve öngörüsüzlükler de bu göçmen, mülteci akınını adeta körükledi.

Şimdi Avrupa kapılarına dayanan ve uzun zamandır Akdeniz'i büyük bir mülteci mezarlığına dönüştüren, uzun yıllardır yaşanmamış boyutta insani bir kriz ile karşı karşıyayız.

Türkiye, AB ile adeta pazarlık yaparak, (Başbakan buna "Kayseri pazarlığı" bile dedi) göçmenler/mülteciler karşılığında para, AB sürecinde ilerleme ve vize muafiyeti istiyor. Bu karşılıklı bir şantaja da dönüşen pazarlıktan, yıllar sonra çok fazla kişinin utanacağı çok açık, (Uluslararası Af Örgütü'nün çekincelerine bakmak yeterli, tıklayın) ancak şimdi kimse yaşananların ahlaki/insani boyutuyla ilgili değil, herkes "mülteci" ihalesini bir biçimde birbirinin üzerinde bırakmaya çalışıyor.



AB'nin pazarlıkta para ve süreçte ilerleme kartlarına evet dediğini, vize muafiyeti için ise yıllardır ileri sürdüğü 72 kriteri yine önümüze koyduğunu görüyoruz. Bu konuda Türkiye kendisini bir tampon bölgeye dönüştürecek olan Geri Kabul Antlaşması şartlarına her zamankinden daha istekli görünse de Haziran ayına hatta Ekim ayına kadar bu kriterlerin yetişmesi güç görünüyor. 

Kriterlerle ilgili Mart ayı itibarıyla tablo şöyle: AB'nin istediği kriterlerden 19'u tamam, 17'si hemen hemen bitmiş gibi, 21'inde iyi ilerleme ve kısmen tamamlanmış görünüyor, 12'si kısmen hazır, ancak 3'ünde henüz hiç ilerleme yok. 


Bu kriterlerin neler olduğu ve ne durumda olduklarını görmek için Al Jazeera ilerleme raporlarındaki metinleri karşılaştırarak, 72 kriteri, yerine getirilen 19 maddesi ve geri kalan 53 maddelik kriterlerin neler olduğunu belirledi.

73. Kriter
Ancak AB'ye uyum konusunda ilerlemeyi de ülkesinde zorunlu olarak kalan mültecilere kaynak/para ve yurttaşları için vize muafiyetine dönüştürmeye çalışan Türkiye, aslında 73. kriter diyebileceğimiz ve bu kriterlerin hepsinin önünde duran bir kriter konusunda uzun yıllardır adım atmıyor. O da kendi yurttaşlarına koyduğu "vizeler".

Türkiye başka ülkelerle sürekli kendisine koydukları vizeleri kaldırmaları için uğraşırken ısrarlı bir biçimde dünyanın en pahalı pasaportunu yurttaşlarına satmaya, her yıl pasaporta otomatik zam yapmaya, yurttaşları arasında yüksek harçlar, pasaportlar, yurt içinde yaşayan yaşamayanlar diyerek ayrımcılık yapmaya, çocuklarına 5 yıllık pasaportu 10 yıllık pasaport ücretine satmaya, dünyada benzeri olmayan yurt dışı çıkış harcını uygulamaya devam ediyor.

Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak Türkiye'nin 72 kriterden önce, her vatandaşımızın hakkı olan bu 73. "seyahat özgürlüğü" kriterini yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.


Anayasal ve temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmak, adeta kendi vatandaşlarınızın önüne koyduğunuz "vizeleri" sona erdirmek, Türkiye'nin en az bu 72 kriteri yerine getirmesi kadar önemli, öncelikli ve üstelik daha kolaydır.

Bu adımlar atılmadan "seyahat özgürlüğü" konusunda kimsenin samimi olduğunu düşünmek mümkün değildir.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Vizesiz Avrupa ve Vizesiz Türkiye Kardeştir!

Eurodesk, Avrupa Birliği ile ilgili bir bilgi ağı. #NoVisaForTurkeyetiketiyle Twitter'da bir kampanya yapıyor. Yarın (02.07.2013) 10:30-12:30 arasında aşağıdaki vize dokümanını paylaşarak resim bölümüne kendi fotoğrafınızı koyun biz de yayınlayalım, duyurusu yaptı. 

Biz resim bölümüne Türkiye'deki "vizelerin" fotoğrafını koyduk. Şimdi sizlerden de bugün ve yarın bu fotoğrafı @eurodesktr ve @ulusalajans adresiyle paylaşmanızı ve "seyahat özgürlüğü" taleplerimizi kamu otoritesine duyurmanızı istiyoruz. 

Lütfen bu fotoğrafı kopyalayıp Twitter'da @eurodesktr ve @ulusalajans adresine yollayın, katılımı artırın!

"Vizesiz Avrupa" ve "Vizesiz Türkiye" Kardeştir!



Fotoğrafı daha büyük görmek için üstüne tıklayabilirsiniz!

23 Mayıs 2013 Perşembe

Avrupa İstikrar İnisiyatifi'nden Vizesiz Avrupa yolu!

Avrupa İstikrar İnisiyatifi (ESI) "Vizesiz Avrupa" yolunda önemli bir rapor yayınladı. Raporda birçok analiz, eleştiri ve önerilere yer verildi. Özellikle Avrupa Birliği’nin "en geç 2015 sonunda Türkiye’ye vize muafiyeti tanıması gerektiği" vurgusu, hem Türk hem de Avrupalı birçok yetkiliye umarız bir yol haritası için daha fazla beklememelerini gösteren bir uyarı işlevi görür.

Raporda daha önce katılım müzakereleri yapan hiçbir ülkenin bu kadar uzun süre vize engeliyle karşılaşmadığına vurgu yapılarak, "Geri Kabul Anlaşması"nın şartlarının Türkiye tarafında nasıl "güven duyulmayan" bir algı yarattığı açık bir biçimde gösteriliyor. 

Ayrıca rapor, vize muafiyeti sürecinde “Gordion düğümünü” kesmek için Türkiye’ye  "vizesiz seyahat " için izlemesi gereken yollara ilişkin temel önerilere de yer veriyor.

Rapor bu önerilerini 5 başlıkta ayrıntılı olarak sunuyor, özetle altı çizilenler şunlar: 

1. Ankara’nın vize diyaloğunun katılım sürecinden ayrı bir süreç ve eşitler arası bir  müzakere olduğunu Brüksel’e hatırlatmalıdır.
2. AB’ye vize diyaloğu sürecinde Türk vatandaşlarının seyahatlerinde sürekli bir iyileşme/kolaylaştırma görmek istediğini Türkiye'nin net bir biçimde vurgulaması gerekiyor.
3. Türkiye’ye, vize muafiyeti için gerçekçi bir tarih ilan edilmeli ve bu tarihin en geç 2015 sonunda vizesiz seyahatin başlatılabilmesi biçiminde olmalıdır.
4. Türkiye AB'ye kendi ülkesinden giden kaçak göçmenler konusunda yeterli önlemleri alacağı konusunda güven artırıcı önlemler ve uygulamalar geliştirmelidir. Türkiye AB'ye geri kabul anlaşmasını karşılıklı yasal yükümlülüklere uyum içinde olunduğu zaman imzalayabileceğini göstermelidir.
5. AB’nin Türkiye'nin belirlediği tarihe kadar adım atmaması halinde geri kabul anlaşmasının geçersiz ilan edilmesi gerekir.

ESI raporunun diğer ayrıntıları ve orjinaline ulaşmak isteyenler şu adresten indirebilirler: Lütfen Tıklayın!

21 Mayıs 2013 Salı

Vizesiz Avrupa yolunda Demirkan davası için ortak görüş!


Vizesiz Avrupa yolunda hayati bir adım olan ABAD'da süren Leyla Demirkan davasında gelinen son aşama ve yayınlanan dava raporuyla ilgili olarak bir toplantı yapıldı. Toplantıya katılan Türkiye'de, yurt dışında davayı takip eden bilim adamı, uzman ve akademisyenler ortak bir açıklama yayınladılar:

C-221/11 sayılı Leyla Ecem Demirkan ile Federal Almanya Arasındaki 
Davaya ilişkin Kanun Sözcüsünün Raporu Hakkındaki Görüşlerimiz
1) 
Bazı AB üyesi ülkeler ve AB Konseyince, Türkler için vize yükümlülüğünün bulunmasının 
hizmet alım ve sunumunda engel teşkil etmediği yönündeki görüşleri Kanun Sözcüsü
tarafından -haklı olarak- yanlış bulunmuştur. Kanun Sözcüsü, ayrıca vize almanın tabii olarak
zaman ve para gerektirdiğini ve böyle bir durumun da hizmetlerin serbest dolaşımını 
engellediğini belirtmiştir.

Bundan başka Kanun Sözcüsü üye ülkelerin, AB ve Türkiye arasındaki Ortaklık Antlaşmasını 
tamamlayan Katma Protokol’ün 41. maddesinin 1. fıkrası gereğince haklarda kötüleştirme 
yasağı çerçevesinde Türk Vatandaşlarının giriş şartlarının kötüleştirilmemesine ilişkin 
yükümlülüğünün Avrupa Birliği’nin vize ve sığınma yetkileriyle çelişmediğini 
vurgulamaktadır.
2)
Kanun Sözcüsü’nün hizmet serbestisi kavramının Avrupa hukuku açısından uzun zamandır 
tartışmalı olduğu yönündeki değerlendirmesi isabetsizdir. 1964’de çıkan Avrupa Ekonomik 
Topluluğu’nun (AET) 64/220 nolu Yönergesinde hizmetlerin serbest dolaşımı kavramı pasif 
hizmet serbestisini de içermektedir. Öğretide bazı kişilerin ve iki Kanun Sözcüsü’nün bunu 
tartışmaya açmış olmalarının hiçbir önemi yoktur. Zira 1984 yılında verilen Luisi ve Carbone kararı ile bu gereksiz tartışma sonlandırılmıştır.
3) 
Kanun Sözcüsü, Türkiye ile yapılan Antlaşmanın iç pazar engellerinin kaldırılması hedefinin 
bulunmadığını iddia etmektedir. Bunun sonucu olarak Avrupa birincil hukukundaki hizmet 
serbestisinin doğrudan ve aynı şekilde Ortaklık Hukuku’na aktarılamayacağını ileri 
sürmektedir. Oysa gerçek şudur ki, AET ve Türkiye arasındaki Ortaklık Hukuku sadece 
ekonomik yönüyle sınırlı değildir. AET’nin AB’ye dönüşmesi ve her genişlemesi ile Türkiye,
yapılan protokollerle her yeni üyeyi Antlaşmanın tarafı olarak kabul etmiştir. Böylece 
Türkiye, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin yapısındaki değişikliği kabul etmiş ve Birliğe 
girme isteğini Avrupa Birliği’nin yeni politik şekline göre genişletmiştir. Bunun karşılığı 
olarak Avrupa Birliği de ortaklık ilişkisinin yapısındaki değişiklikleri kabul etmiştir.
4) 
Yeterli olmamasına rağmen, AET-Türkiye Ortaklık Hukukunun sadece ekonomik boyutu 
olduğu varsayılsa bile Kanun Sözcüsü’nün hizmetlerin serbest dolaşımının tüketicilerin 
serbest seyahat haklarını kapsamadığı yönündeki görüşü kesinlikle problemlidir. Kanun
Sözcüsü’nün düşüncesinin aksine pasif hizmet serbestisi, tüm serbest dolaşımların 
gerçekleşmesine hizmet etmez. Bilakis hizmetin serbest dolaşım hakkının sonucu şudur ki, 
sadece hizmet sunanlar değil, hizmeti alanlar da bu hizmet pazarına dâhildir.
5)
Kanun Sözcüsü, Türkiye’nin de Belçika ve Hollanda’dan gelen turistlere vize uygulamasından hareketle Türkiye’nin de Katma Protokol’ün ilgili maddesinin vize alma zorunluluğunu teyit ettiği sonucunu çıkartması, aynı şekilde haklı ve doğru bir gerekçe değildir. 
Türkiye’nin 1980 sonrası Belçika ve Hollanda vatandaşlarından vize istediği gerçeği, 
Türkiye’nin de hizmetlerin serbest dolaşımı serbestisine aynı şekilde yorum getirdiği 
anlamına gelmez. Aksine bu şekilde davranışı ile Türkiye kendisi de Katma Protokol’ün 41.
maddesinin 1. fıkrasını ihlal etmiştir. Bir hak ihlâli, ihlâl edilen hükmün kapsamının 
belirlenmesine ilişkin yorumda gerekçe teşkil etmez.
6)
Kanun Sözcüsü, vizesiz giriş hakkını mevcut haklarda kötüleştirme yasağı çerçevesinde aile 
ziyaretlerini de kapsadığını reddetmektedir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nun 
8. maddesi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Belgesi’nin 7. maddesi böylesi durumlarda aile 
ziyaretlerini ticari ziyaretlerden daha güçlü bir şekilde sınırlanmasını yasaklamaktadır.
7)
Kanun Sözcüsü, 6 nolu argümana bir cevap veremediğinden dolayı onun ayrıca hizmetlerin 
serbest dolaşımı ile aile ziyaretleri arasındaki ilişkileri yorumlamamız gerekmektedir.
Kanun Sözcüsü hizmetlerden yararlanmanın, bir seyahatin temel amacının olması zorunluluğu bulunmadığını teyit etmektedir. Dolayısıyla Türk vatandaşları aile ziyaretleri çerçevesinde hizmet alımında bulunarak hizmetin serbest dolaşımı hakkına dayanabilirler. 
Ancak bu durum, hizmet alımının çok az ve küçük bir rolü söz konusu olduğunda geçerli 
değildir. Unutmamak lazımdır ki, çok kısa süreli aile ziyaretinde bile, seyahat eden kişinin
hizmet çeşitliğinden istifade etmesi söz konusu olacaktır (kültür, spor, nakliye, gastronomi, 
perakende ticaret, vs.). Böylesi bir ziyaret söz konusu olduğunda bu kişi ile bir turistin tek 
farkı, bir otel hizmetinden faydalanıp faydalanmamasıdır.
8) 
Belçikalı ve Hollandalılar için vize yükümlülüğünün derhal kaldırılması ve böylece 
Türkiye’nin hakları ihlâl etmesini sonlandırması bu sorunlarda Türkiye’nin yararına olacaktır.

Antalya, 7 Mayıs 2013

Toplantıya katılarak yukardaki görüşün oluşmasına katkıda bulunan uzmanlar:

Prof. Dr. Wolfgang Voegeli; Hamburg
Prof. Dr. Harun Gümrükçü; Antalya
Yrd. Doç. Dr. Hamdi Pınar, Ankara
Av. Memet Kılıç, Berlin
Prof. Dr. Şafak Aksoy, Antalya
Prof. Dr. Muharrem Kılıç, Antalya

25 Aralık 2012 Salı

Egemen Bağış: "vizesiz seyahati tavsiye etmem"

AB Bakanı Egemen Bağış TRT Haber'de "Neler oluyor?" programında canlı yayın konuğu oldu. Biz de programa Twitter üzerinden iki soru yolladık. 

@a_ahmetboken @Egemen_Bagis 2 sorumuz var 1.Neden dünyanın en pahalı pasaportuna indirim yerine tekrar yılbaşında zam yapılıyor?

@a_ahmetboken @Egemen_Bagis 2."Hizmet sunanlara" Vizeyi kaldıran 3 AB ülkesine giderken yurttaşlarımız vize olmadan uçağa binebilecekler mi?


TRT Haber Genel yayın yönetmeni ve program sunucu Ahmet Böken 2. sorumuzu Sayın bakana "seyahat özgürlüğü"nün size Twitter'dan yönelttiği soru diyerek aynen okudu:

"Hizmet sunanlara" Vizeyi kaldıran 3 AB ülkesine giderken yurttaşlarımız vize olmadan uçağa binebilecekler mi?

Sayın bakanın yanıtı kısa ve netti: Tavsiye etmem!

Şimdi aklımıza şu sorular geliyor. AB Komisyonu'nun Türkiye'den "hizmet sunanlara" Almanya, Danimarka ve Hollanda'da 2 ve 3'er ay vizesiz seyahat ve bulunma kolaylığı sağlanacak sözünün aslında bir anlamı yok mu?

Bugün bütün medya organlarında yer alan bu haberlere ve ardındaki gerçeklere, Türkiye hükümetinin net bir açıklama getirmesi ve yurttaşlarımızı "gerçek" durum konusunda bilgilendirmesi gerekmiyor mu?

29 Kasım 2012 Perşembe

75 milyon nüfusa 8 milyon pasaport!


AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean Maurice Ripert, katıldığı bir toplantıda* bizim çok uzun zamandan beri vurguladığımız bir konuya dikkat çekti.

75 milyon nüfusu olan Türkiye'de yaklaşık 8 milyon kişinin pasaportu olduğunu söyledi, Ripert. Nüfusun sadece %10'u. Bizim Haziran ayında Emniyet Genel Müdürlüğü'nden aldığımız bilgilere göre ise rakamlar şu biçimde: "25.05.2012 tarihi itibariyle ülkemizde geçerliliği bulunan 4.226.013 Umuma Mahsus, 1.076.428 Hususi ve 41.286 Hizmet Pasaportu olmak üzere toplam 5.343.727 pasaport bulunmaktadır."

Sayılardaki görece uyumsuzluğa çok takılmayacağım, 8 milyon pasaport sahipliğini baz alalım. Bu sayının ne kadar düşük olduğunu anlamanız için size şu örneği hatırlatayım: Türkiye'nin nüfusu 74,7 milyon. TUİK'e göre 2011'de yurtdışına çıkan TC vatandaşı sayısı 6,2 milyon! Mesela 1 Ağustos'ta karşılıklı vizeleri kaldırdığımız Ukrayna'da durum: Ukrayna'nın nüfusu 45,8 milyon. 2011 yılında yurtdışına çıkan Ukraynalı sayısı 20,3 milyon! Bir bilgi daha: Ukrayna pasaportu 350 Hryvnias (45 $), T.C pasaportu ise 446 TL (245 $)


Yani Elçi haklı, Türkiye'de pasaport sahipliği yok düzeyinde. Peki bunun nedeni nedir? Birçok neden sıralayabiliriz, ama en önemli neden somut bir biçimde yıllardır herkesin gözünün önünde duruyor: T. C. Pasaportu dünyanın en pahalı pasaportu. Dünyada eşi benzeri yok. 

En önemli neden, pasaport ücreti/harcı dedik ama bu görünen neden. Asıl sebep, zihniyet! Seyahat özgürlüğü'nün temel bir insan hakkı, Anayasal bir hak olduğu bilincinin en başta siyasetçilerimizde, yetkililerimizde olmayışı.

T.C. Pasaportu aslında maliyeti 5-10 Euro düzeyinde bir kimlik belgesi olmasına rağmen vatandaşlardan vergi/harç almanın en geçerli yollarından biri olarak görülüyor. Seyahat etmek de aynı biçimde, örneğin "yurt dışına çıkış harcı" adlı garabet dünyada sadece Türkiye'ye özgü. Her yıl otomatik zamlanan pasaport da sadece Türkiye'ye özgü. Dünyada ortalama 50-60 $ olan 10 yıllık biyometrik pasaport yılbaşında 275 dolar olacak.

Sanırım niye yaklaşık 8 milyon pasaportta çakılı kaldığımız şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Ancak AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Ripert'in haksız hatta çok haksız olduğu bir konu var. "Türkiye’deki Schengen vize başvurularının ortalama yüzde 95’inden fazlasına vize veriliyor." diyor doğru! Ama nasıl verildiği konusunu hiç bilmediği anlaşılıyor, bu durumu incelemesinde ciddi bir fayda var.

Vizesiz Avrupa'nın, Ankara Antlaşması'ndan bu yana Türk vatandaşlarının zaten kazanılmış bir hakkı olduğu konusuna hiç girmeyeceğim. Ama AB ülkelerine gelmek için başvuran T.C. vatandaşlarına konsolosluklarda ve elçiliklerde çektirilen "işkencelerin" artık birer insan hakları ihlali düzeyine geldiğinin hala farkedilemediği anlaşılıyor. Üstelik nerdeyse ortak bir politikayla, fahiş vize harçları ve ülkeden ülkeye değişen uygulamalarla T.C. vatandaşlarını açıkça bezdirmeye çalışıyorlar.

1 milyon kişiyi bulan yeşil veya gri pasaport sahiplerinin ise gümrük kapılarında, ülke girişlerinde kimi zaman karşılaştıkları sürprizler ve eziyetler ise ayrı bir yazı konusu. 

Ayrıca "AB vize verme koşullarını daha da iyileştirmenin yollarını arıyor, bunun için Türkiye’nin de yapıcı olması gerekecektir." diyen  Büyükelçi Ripert'in AB ülkeleri elçiliklerinin vize bölümlerini dolaşarak "yapıcı" sözünün sözlükteki anlamını teker teker hatırlatmasında fayda olduğunu düşünüyoruz.

Sonuç olarak Türkiye'de yetkililer, "seyahat özgürlüğü" konusunda hala ciddi adımlar atmaktan uzak ve "Vizesiz Avrupa" talebini dile getirirken kendi vatandaşlarına koyduğu vizeleri kaldırmayı nedense düşünmüyor. Bu böyle sürdükçe de başkalarının acı gerçekleri yüzümüze vurması kaçınılmaz. Evinin önünü temizlemeyenin, komşuya laf etmesi her zaman çok daha zor!

6 Kasım 2012 Salı

Leyla Demirkan'a Sosyal Medya'da Destek Yağdı.

Avrupa Birliği Adalet Divanı'nda "Vizesiz Avrupa" için bugün çok önemli bir dava vardı. 2 haftadır bu dava ile ilgili gelişmeleri bloğumuzdan yansıtıyoruz.

Bugün Lüksemburg'da 9.30'da başlayan davada Leyla Demirkan'a tüm seyahat özgürlüğü gönüllüleri, sırtçantalılar topluluğu, gezginler ve yurttaşlarımız özellikle Twitter'da biraraya gelerek #vizesizavrupa etiketiyle "yalnız değilsin" dedik.

Bu mesajların tümüne #vizesizavrupa etiketini Twiter'da tıklayarak ulaşabilirsiniz. Ben bazılarını sizlerle paylaşıyorum:

Seyahat Özgürlüğü ‏@seyahatozgurluk
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan şu anda AB Adalet Divanında hepimizin "seyahat özgürlüğü"nü savunuyor, siz de destek verin!

Sırtçantalılar ‏@sirtcantalilar
Mahkeme heyetinin büyüklüğü ve davaya büyük salonda bakılması#VizesizAvrupa davasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor

Engin Kaban ‏@Engin_Kaban
Lüksemburg Avrupa Adalet Divanı Büyük salonda 15yargıçlı#VizesizAvrupa davasına, vizesiz davacı katılamadı!

Nurgül EryıldırGünay ‏@nurguleryildir
#vizesizavrupa için Leyla'ya destek olalım

Serkan Özdemir ‏@Sequieros
#vizesizavrupa icin AB hukuksuzluguna karsi ABAD'da verilen hukuk mucadelesini sonuna kadar destekliyoruz. Seyahat ozgurlugu engellenemez !!

Alis ‏@alisteaparty
3 günlük seyahat için bir aylık stres ve uğraş. Üç dilek hakkım olsa biri#vizesizavrupa olurdu herhalde.

Simurg ‏@simurg7
#vizesizavrupa için şu an 27 avrupa ülkesine dava var bizim en kültürlümüz bile 6-0 diyor.

Seyyahca ‏@SeyyahcaFigen
Dünyaya 1 kere geliyoruz.Avrupa'da doğmadığım için;seyahat etme özgürlüğümü kısıtlamaya ve elimden almaya kimsenin hakkı yok.#VizesizAvrupa

denizerden ‏@denizerden
#VizesizAvrupa icin Leyla Ecem'in davasi, bugun Avrupa Birligi Adalet Divani onunde. Hepimizin seyahat ozgurlugu icin destekliyoruz!

ismail alacaoğlu ‏@siradanbiroteki
yarın 60 € vize ücreti 30 € hizmet harcı bayılacağım İsveç konsolosluğuna,onca evrak ve stres de cabası.O yüzden#VizesizAvrupa

Nurhayat ‏@Nurhayat____
Yurdum insanı Bu gün 6 Kasım ve #vizesizavrupa için mahkeme günü. Lütfen destek verin. GS FB olayından kopabilirseniz tabiii

evren® ‏@evrentekesin
Şu an #VizesizAvrupa için 27 AB ülkesine karşı dava var. Duyun, duyurun! http://seyahatozgurlugu.blogspot.com/2012/11/vizesiz-avrupa-davas-der-spiegelde-ya.html …@seyahatozgurluk @sirtcantalilar

O. Suat Özçelebi ‏@suatozcelebi
#vizesizavrupa için Leyla Demirkan 27 AB ülkesine karşı hepimizin temel insan hakkını savunuyor. Onu destekliyorum. Yalnız değilsin!

cengiz ‏@cesi68
#Türkiyeninnotu .. 14 yaşındaki Leyla Ecem Demirkan bugün 09:30'da #VizesizAvrupa için mahkeme karşısında. Gerçek notumuz burada.

Uzm.Dyt.Merve Tığlı ‏@dytmervetigli
seyahat ihtiyactir #VizesizAvrupa icin Leyla'yi destekliyor ve dava sonucunu merakla bekliyoruz @seyahatozgurluk @sirtcantalilar

Hamdi PINAR ‏@hamdipinar
ABAD'da bugün tarihi bir gün yaşanacak. Duruşmaya katılacaklardan gelişmeleri bildirmelerini bekliyoruz #VizesizAvrupa

Fahri Kaan Arslan ‏@fka_smus
Ülkemize çok rahat giriş yapabilen AB vatandaşları ile eşit haklar istiyoruz... Bu milletin haysiyet davasıdır. #vizesizavrupa

Onur Inal ‏@Onur_Inal
Benim vize derdim yok ama birazdan ABAD'da baslayacak#VizesizAvrupa davasini merakla takip ediyorum, Demirkan'i hakli davasinda destekliyrm

tamer durak ‏@stdurak
#VizesizAvrupa hakkımızı istiyoruz. Bu kadar yalın ve kısa.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Vizesiz Avrupa Davası Der Spiegel'de, Ya Türk Medyası?

"Avrupa ‘nın en tanınmış ve etkili haftalık dergilerinden olan Der Spiegel “ Vizesiz Avrupa “ konusunu bir makale ile bu haftaki sayısında okuyucuları ile paylaştı. Her pazartesi saat 09:00‘da üst düzey Alman bürokratlarının ve Bakanlarının ele alıp gözden geçirdikleri dergi haftada, beşyüzbin baskı yapmakta ve iki milyon insan tarafından okunduğu bilinmektedir.

Derginin Avrupa bölümünden Maximillian Popp’un kaleme aldığı “ KIZIM ADINA“ ( Im Namen der Tochter) başlıklı yazıda Almanlar‘ın Türkiye’ye vizesiz seyahat edebildiklerine dikkat çektikten sonra Türklerin karşılıklı olarak bu hakkı kullanamadıklarının altını çizmektedir. Yazara göre üye ülkelerin en yüksek ve son yargı mercii olan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) „sınırları açabilir“.Leyla Ecem Demirkan’ın annesi Eylem Huber ; „Kızımla birlikte, Stuttgart’taki köşk ve sarayları gezmeyi çok arzu ederdim: onunla dağlara çıkmayı ve üniversiteye gitmeyi çok isterim. Anne Eylem hanım sözlerine devamla „ kızım Almanya’yı sevebilir“. 

45 yaşındaki anne Sttutgart’ta kurban bayramında arkadaşlarıyle bir restoranda otururken ve bayramı kutlarken „ kızını çok özlediğini“ ifade ederek , özellikle kendi kendine sormakta: „Nasıl bir idare ki, kızının annesini görmesini yasaklıyor?“ Eylem ve Jörg Huber çifti beş yıl önce Mersin’de tanışırlar ve kısa bir müddet sonra evlenerek eşiyle birlikte Stuttgart’a yerleşirler. Eylem hanımın birinci evliliğinden olan kızı Mersin’de kalarak okulunu bitirmeğe çalışır. Huber ailesi, kızlarının kendilerini düzenli bir şekilde ziyaret edeceklerinden yola çıkmışlardı. Ancak bu hesabı Ankara’daki Alman Büyükelçiliği o tarihte 14 yaşında olan kıza vize vermeyerek bozmuştur. Eylem ve Jörg Huber çifti kızlarının adına Alman hükümetini dava ediyorlar. Dava Berlin’de birinci ve ikinci mahkeme tarafından görüldükten sonra, bir ön görüş alınmak üzere Luxemburg’ta olan ABAD’a göndiriliyor. Önümüzdeki Salı günü Avrupa hakimleri Luksemburg’ta Leyla’nın arzusunu görüşeceklerdir. Büyük bir ihtimalle vize alma zorunluluğunun tüm Türkler için kaldırabilecektir.

Bu konuda yıllardır Avrupa ve Türkiye’de çalışmalar yürüten Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Harun Gümrükçü şöyle konuştu: “Bu dava 22 yıllık uğraşımızda sağlanan birkaç başarıdan biri olacaktır. İlk kez üye ülkelerin 27 ülkesinin tamamının negativ görüş bildirdiği nadir davalardan birisi de Demirkan davası olmuştur. Bu davanın ilginç bir boyutuda ilk kez davacının babası Alman vatandaşı olan bir dava olma özelliğidir. Buda gösteriyor ki, hukukun üstünlüğüne saygı kalmadığı zaman insanlar vatandaşlıklarına bakmaksızın el-ele vererek tekrar hukuki güvenceyi sağlamaları gerekmektedir. Bu dava bu açıdan da iyi bir örnek oluşturmaktadır. Daha önce aynı dayanışma bilim insanları arasında yaşanmaktaydı. Vizenin hukusuz olduğunu Almanya’dan, Avusturya‘dan, Hollanda‘dan ve Birleşik Krallık‘tan birçok bilim insanı düzenlediğimiz uluslararası sempozyumlarda dile getirmekteydiler. Ayrıca yayınladığımız üç ayrı dilde ( Almanca-Türkçe-İngilizce),beş kitapta yazdıkları makalelerde de bunun gerekliliğini ve vizenin hukusuzluğunu tekrarlamaktaydılar. Buna karşın bu konuda yazı yazan birçok Türk uzman Avrupa Hukukunu yanlış yorumlamaktaydılar ve buna bağlı olarak Türklerin vizesiz AB üye ülkelerine seyahatlerinin hukuki temelinin olmadığını iddia ediyorlardı.

Bu anlamda enteresan bir resim ortaya çıkmaktadır. Bazı Avrupalılar Türklerin ortaklık hukuna dayanarak, vizesiz seyahat hakkının bulunduğunu savunurken, bazı Türk bilim insanları da AB üye ülkelerinin hükümetleri gibi düşünerek, yazırlarında bu hakkı reddediyorlardı.

Buna karşın, Alman Parlamentosu hazırlattığı bilimsel raporunda „Türklerin AB’ye vizesiz seyahat etme haklarının olduğunu“ 2011 yılında tespit ediyordu. Bu rapora göre,“ Türklere uygulanan vize geçersizdi“. Bu bilimsel rapora rağmen Alman hükümeti yasalarında gerekli değişikleri yapmayarak hukuku çiğnemeye devam etmiştir. Hatta bir adım daha ileriye giderek, daha önce ABAD’ın 2000 yılından başlayarak 2010 yılına kadar verdiği altı kararıda çok dar anlamda yorumlamıştır.

Bu yoruma göre, Almanya’ya hizmet almaya gelecek Türklerin vizesiz seyahat hakkı bulunmuyordu. Mersin’li 14 yaşındaki bir kızımızın davasıyla Luksemburg’ta 15 hakim tarafından haklı bulunduğunda Türkler için vize duvarı yıkılacaktır. Davanın kararının açıklanması 2013 yılı içerisinde olacak . O zaman Luksemburg‘ta da HAKİMLER VAR diyebilinecek mi? Ümit edelim ki, Avrupa değerlerini yansıtacak olan böyle bir karar, 27 ülkenin temsilcilerinin mahkeme üzerinde kurduğu siyasi baskının, kurbanı olmaz." *

Herkesi 6 Kasım salı günü saat 9:30’da ABAD'ın mahkeme salonunda Leyla Demirkan'a destek vermek üzere orada olmaya çağırıyoruz. 

Her şeyden önce yurttaşlarının seyahat hakkı/özgürlüğü için Türk Hükümeti'ni ve medyamızın güzide temsilcilerini...

*Türk Üniversiteler ve Akademisyenler Derneği açıklaması - 5.11.2012

1 Kasım 2012 Perşembe

Köln'deki "Vize Çalıştayı"na katılın!

ABAD Leyla Demirkan Davası öncesinde 3 Kasım'da Köln'de Türk Üniversiteliler ve Akademisyenler Dernegi TürkÜNID e.V. - US Akademisyenler Platformu USAP - Türk-Alman Akademisyenler Platformu TD-Plattform e.V. tarafından bir Çalıştay düzenleniyor. Aynı organizasyon davayı izlemek için de 6 Kasım'da destek verenleri Lüksemburg'a götürecek. Detaylı bilgiler bir önceki blog yazısında.

31 Ekim 2012 Çarşamba

6 Kasım'da Vizesiz Avrupa için...

Değerli Basınımıza ve Davetlilerimize,
Malumunuz olduğu gibi Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ortaklık (Tam üyelik) ilişkisinin işleyişinde halen birçok sorun yaşanmakta. Bunların başında insanlığın doğuştan kazandığı hak olarak uluslararası sözleşmelerle kabul edilen seyahat hakkını engelleyen vize mecburiyeti özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın aile bütünlüğünü tehdit niteliğindedir.

Avrupa Adalet Divanında 6 Kasımda görüşülecek olan Leyla Ecim Demirkan davasında, Bayan Demirkan'ın Almanya'da yaşayan annesini ziyareti engelendiği için yürütülmekte. Pasaportundaki ikametgah süresi dolduğu için Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaretten aylardır dönemeyen okul çağındaki birçok çocuğumuz malesef mevcut.

Avrupa Birliği ve üye ülkeler açısından en yüksek ve en son yargılama mercii Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)'dır. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Divan içtihadı nitelikte kararlar verir ve ulusüstü özellikteki bu kararlar 27 AB üye ülkesini bağlar. Bu kararlar öncelikle uygulanır ve üye ülkelerin yasalarıyla çatıştığında onları ikame eder.

Türkiye ile Avrupa Birliği 1963 yılında Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması'nı (Ankara Antlaşması) imzalamışlardır. Avrupa Hukuku'nun sahip olduğu tüm özellikleri kapsayan bu antlaşma daha sonra 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile daha da somutlaştırılmış ve uygulamaya yönelik olarak şekillendirilmiştir. Bu Protokol'un 41'inci maddesinin 1'inci paragrafı uyarınca, antlaşmanın tarafları kendi aralarında, “yerleşim özgürlüğü ve serbest hizmet dolaşımı ile ilgili yeni kısıtlamalar '' getirmeyeceklerini kararlaştırmışlardır.

ABAD ilk kez 2000 yılında verdiği kararla (C-37/98, Savaş), Katma Protokol'un 41. maddesinin doğrudan etkili bir hüküm olduğunu ve yerleşim serbestisi ile hizmetin serbest dolaşımında mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağını kesinleştirmiştir. Bu sonuca göre, 1 Ocak 1973 tarihi itibariyle A(E)T/AB Türkiye ilişkilerinde akit taraflar karşılıklı olarak mevcut hakları kötüleştirecek yeni sınırlamalar getiremeyeceklerdir. ABAD daha sonraki yıllarda da bu içtihadını geliştirerek bu konuda şimdiye kadar toplam 6 karar almıştır. Daha açık olarak ifade edilirse ABAD, 11 Mayıs 2000 yılında Abdülnasır Savaş (C-37/98), 2003 yılında Abatay/Şahin (C-317/01), 2007 yılında Tüm/Darı (C-16/05), 2009 yılında Soysal/Savatlı (C-228/06), Eylül 2009 tarihinde Şahin (C-242/06) ve nihayet 9 Aralık 2010 tarihinde Toprak (C-300/09) kararları ile bu alanda üye ülkeler tarafından uygulanması gerekli genel bir çerçeve oluşturmuştur.

Akdeniz Üniversitesi Senatosu 22.10.2010 tarih ve 155 sayılı kararıyla bu tezleri tüm dünyaya duyurmuştur. Bu tarihi ve üye ülkeleri hukuken bağlayan kararlara rağmen AB üye ülkeleri hukuk dışı uygulamalarını aynen devam ettirmektedirler.

Bugün bu hukuki güvencesizliği oluşturan uygulamalara karşı başta Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık olmak üzere vatandaşlarımız bireysel olarak yerel mahkemelere başvurmaktadırlar. Hukuki yollara başvurunca üye ülkeler açılacak davaları kaybedeceklerini bildiklerinden yanlış uygulamalarından hemen çark etmektedirler ve davaları düşürmektedirler. Hatta idari makamlar bir adım daha ileri giderek Avrupa Hukuku'ndan doğan haklarını bilmeyen ve bunları özellikle talep etmeyen Türklere bu haklarını vermemektedirler. Bu doğrultuda Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın kaleme aldığı bir iç yazısı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Avrupa'da hukukun üstünlüğüne ancak bu düzeyde saygı duyulmaktadır. Avrupa'nın bu tutumu sebebiyle herkesin haklarının takipçisi olması gerekmektedir. Haklar organize ve bilinçli bir şekilde takip edebilirse, meşru haklarımız hayata geçirtilebilinir. Örneğin:

1) AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren Hizmet sektöründeki Türk firmalarına ve onların çalıştırdıkları personele karşı yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez.

2) A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri, Türk firmaları ve onların personelleri için uygulayamazlar.

3) 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku'na ters düşmekteyse, onların uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.

Haklarda kısıtlama yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye'de bulunan işverenlerin de Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.

Köln toplantımızın bir gayesi de, AB üye ülkelerinde Avrupa Hukuku'nu gözardı etme sonucu yaratılan Hukuki Güvencesizliğe karşı Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde kazanılmış haklarını korumak; çeşitli iç ve dış oyunlarla örtbas edilmeye, geri alınmaya çalışılan ve hayata geçirilmeyen hakları da uygulatmaktır.

Tüm bu çabalara rağmen, AB üye ülkeleri vize ve vize ötesi hakları uygulamaya koymayarak, ABAD kararlarını açıkça çiğnemekte, Türk vatandaşlarının kazanılmış haklarını inkar etmekte, insanımızın sırtından yıllardır harçlar ile milyonlarca avro para kazanmaktadırlar. Bundan daha vahim olarak, Türkiye'deki bazı yetkililer ve en önde gelen sivil toplum örgütlerinin liderleri, “vize kolaylığı '' , “AB ile vize müzakereleri '' vb. söylemlerle Türkiye'nin kazanılmış haklarını açıkça inkar etmekte ve pazarlık konusu yapmaktadırlar. Tüm bilgilendirmelere rağmen, devam etmekte olan bu söylemler, bilgisizlik, vurdumduymazlık, ürkeklik ya da milli çıkarları inkar kategorilerinden birine girmektedir.

Buna karşın aşağıdaki yollar denenmelidir:

 Üye ülke idare mahkemelerinde Francovich (C-6/90) ve Brasserie du Pecheur (C-46/93) örnekleri uyarınca zarar ziyan davaları açmak.
 AB Hukuku'nun üye ülkelerde uygulatılmasından birinci derecede sorumlu olan Avrupa Komisyonu'nun vize uygulayan ülkelere dava açmasını sağlamak için gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak Komisyon'a sunmak.
 ABAD kararları uygulanmadığı sürece 'Geri Kabul Antlaşması'na' dönük her türlü müzakereden kaçınmak. Gerekirse tamamlanan Gümrük Birliği sürecinin sorgulanabileceği mesajını vermek,
 Mevcut haklarımızı her ortamda tüm yetkili ağızlardan dile getirerek kamuoyu oluşturmak.
 Konuyu, Alman Parlamentosu'nda (5 kez) olduğu gibi TBMM'de tartışmaya açarak toplumumuzun doğru bilgilenmesini sağlamak.
 Avrupalılığın gereklerinden olan hukukun üstünlüğüne saygı, akılcı yöntemler kullanma ve AB üye ülkeleri nezdinde oyunu kurallarına göre oynadığımızı göstererek mevcut haklarımızı müzakere etmeyeceğimizin altını çizmek.

Saygılarımızla
Levent Taşkıran

Not : 6 Kasım 2012 tarihinde, Köln tren istasyonunun alttarafında bulunan Otobüs durağından sabah saat 05:00'te Avrupa Adalet Divanında görüşülecek olan Leyla Ece Demirkan
davası için otobüs Luxemburg'a hareket edecektir. Seyahat ücretsizdir. Katılmak isteyenlerin adlarını telefon ya da eposta ile bildirmeleri rica olunur.
levomax@gmx.de
hilalbozbiyik@googlemail.com


ÇALIŞTAY VE DAVETİYE 

Avrupa Birliği'nde Türk vatandaşlarının vize sorunu ve ABAD kararları
3.Kasım.2012
Toplantı yeri 
Universität zu Köln-Wiso Fakultät-Hörsaal 1 
50931 Köln, Universitätstrasse 24 
Saat 
10:00 - 16:30 

Konuşmacılar 
Prof. Dr. Harun Gümrükçü - Akdeniz Üniversitesi 
Ra. Björn Maibaum - Avukat - Köln 
Ra. Ali Durmuş - Avukat - Amsterdam/Istanbul 
Ra. Fenari Narman - Avukat - Hamburg 
Ra. Oğuz Korumtay - Avukat - Köln/Istanbul 
Hasan Özdoğan - Vorsitzender der UETD e.V. 
Ismail Hakkı Yıldız - Vorsitzender der AMTB e.V. 

Organize Edenler Akademie Platform 
TD - Platform e.V. 
Türk-Ünid e.V. 

Destekleyenler 
Hukukun üstünlüğünü savunan AB ve Türk Vatandaşları, Kurum ve Kuruluşları 


* Bu yazıdaki tüm unsurlar 31 Ekim 2012 Çarşamba - NİLGÜN ATAR- turizmhaberleri.com adresinden alıntılanmıştır.

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Sayın Egemen Bağış'a açık mektup ve sorular!


Sayın Egemen Bağış,
Sayın Bakanım,


1. 2 Ağustos 2012 tarihinde A Haber'de Sevilay Yükselir'in %100Siyaset programına yolladığımız soru üzerine "Pasaport harçları düşürüldü, ama hala yüksek" dediniz. Bunu sizin ağzınızdan duyduğumuz için memnun olduk. Ve nedeni olarak da çipli pasaportların  maliyetlerini gösteriyorsunuz. Çipli pasaportlar için son alım Temmuz 2012 tarihinde (ihalesiz) yapıldı. Ve Gemalto firmasından çipli pasaport kapakları tanesi 1,85€'ya alındı. (Medya'da haberleri yayınlandı, bu blogda da bunları bulabilirsiniz) Ama 10 yıllık biyometrik pasaportun ücreti 200€... Sayın bakan eskisi gibi kağıt, mürekkep, cilt bir şey tutmuyorsa, hadi olsun 5 olmadı 10 €, niye vatandaştan 190 € daha fazla alıyorsunuz?


2. "Bu devletin de bir gelir kaynağı" diyorsunuz. Devlet yurttaşına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için böylesine fahiş bir ücret isteyebilir mi? Hele temel bir insan hakkı ve Anayasal hak olan "seyahat özgürlüğü"nü kısıtlayacak biçimde bunu yapabilir mi? Biz Türkiye Cumhuriyeti'nin müşterisi değil yurttaşlarıyız!


3.Avrupa ülkelerindeki pasaport ücretleriyle ilgili "arkadaşlarınızla" bir çalışma yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu çalışmaya katkı verelim. Biz de bir "Evliya Çelebi Seyahat Özgürlüğü İndeksi" hazırlıyoruz. AB ülkelerinde ortalama ücret 50-60 € seviyesinde. Yani Türkiye'deki ücretin neredeyse dörtte biri! Üstelik ne AB'de ne de dünyada her yıl zam yapılan bir "pasaport" bulunuyor! Bu yıl başında pasaportlara yine otomatik ZAM yapacaksınız sayın Bakan haberiniz var mı?


4. "Hem fiyatlar yüksek diyoruz, bir yandan da devlet pasaport yetiştiremiyor, şu anda pasaport almak için bekleyen 300 bin vatandaşımız var" diyorsunuz. Sayın bakan en çok bu sözlerinizi büyük bir şaşkınlıkla dinledik. Her halde yurttaşlarına pasaport veremediği için, ihalesini zamanında yapamadığı için aylarca pasaport beklettiği binlerce yurttaşı ile "övünen" tek ülke biziz ve tek bakan sizsiniz. Söylediğiniz 300 bin kişi tatile, iş seyahatine, eğitime, hacca gidebilmek, başka ihtiyaçlarını karşılamak, Anayasal haklarını kullanmak, vermek zorunda olduğunuz bir kimlik belgesini/pasaportlarını alabilmek için "kuyruktalar"! "Gelir durumumuz yükseldi, refahımız arttı hadi bir yurt dışına çıkıp gelelim" diye pasaport şubelerine akın etmediler... Sanırım siz Türkiye'de neredeyse 10 yıldır pasaport sahibi vatandaş sayısında doğru dürüst bir artış bile olmadığının da farkında değilsiniz! Arkadaşlarınız araştırsın sayın bakan, bu ülkede kaç kişinin pasaportu var? Bakın size bir örnek: Türkiye'nin nüfusu 74,7 milyon. TUİK'e göre 2011'de yurtdışına çıkan TC vatandaşı sayısı 6,2 milyon! Mesela 1 Ağustos'ta karşılıklı vizeleri kaldırdığımız Ukrayna'da durum: Ukrayna'nın nüfusu 45,8 milyon. 2011 yılında yurtdışına çıkan Ukraynalı sayısı 20,3 milyon! Bir bilgi daha: Ukrayna pasaportu 350 Hryvnias (45 $), T.C pasaportu ise 446 TL (245 $)


5. Sayın bakan biz iyi niyetinizden şüphe etmiyoruz. Sadece seyahat özgürlüğünün Anayasal ve temel bir insan hakkı olarak önemsenmediğini, hatta açıkca çiğnendiğini düşünüyoruz. Türkiye'de seyahat özgürlüğünün önündeki tek engel fahiş pasaport ücret ve harçları değildir. Yurt dışına çıkış harcı da, yeşil pasaport ayrımcılığı da, medeni birçok ülkede çocuk, yaşlı ve engellilere indirimli pasaportlar sağlanırken Türkiye'de bunların kimsenin aklına bile gelmemesi de aynı bakış açısının bir yansıması...


Vizesiz Avrupa hedefinize/hedefimize önce kendi yurttaşlarımızın önüne koyduğumuz "vizeleri" kaldırarak ulaşabiliriz. AB'nin haksız vize uygulamalarına karşı çıkarken içinde bulunduğumuz durum tam bir çelişki oluşturuyor. Mevcut durum, hükümetinizin tüm dünyada Türkiye'ye vize koyan ülkelerle vizeleri kaldırma politikasıyla tezat oluşturuyor. Bu ülkelere gidebilmek için insanımızın önce pasaport alması gerekecek... Ve yurttaşlarımız sadece iş adamlarından oluşmuyor!


Sayın Bakan son olarak şunları söylemek istiyoruz: Hükümetimizin her medeni ülkenin yurttaşlarından esirgemediği "seyahat özgürlüğü" haklarını, kendi yurttaşlarına da verebileceğini, böyle bir vizyonu olduğuna inanıyoruz. Çünkü son Anayasa oylamasında "seyahat özgürlüğü"nü genişleten düzenlemeyi de yine hükümetiniz gerçekleştirdi. Şimdi de yurttaşlarımızın bu taleplerinin karşılanmaması için hiçbir sebep yok!


Elbette, "hak verilmez, alınır" gerçeğinin farkında yurttaşlar olarak biz meşru ve hukuki yollardan taleplerimizi, mücadelemizi sürdüreceğiz.


Saygılarımızla,


Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sırtçantalılar Topluluğu

3 Ağustos 2012 Cuma

Egemen Bağış: "Pasaport fiyatları için çalışma yapıyoruz"

Dün A Haber'de Gazeteci Sevilay Yükselir'in sunduğu %100 Siyaset programının konuğu AB Bakanı Sayın Egemen Bağış'tı. Biz de Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i nerede bulursak soru yağdırdığımız gibi Sayın Bağış'a da "seyahat özgürlüğü" ve "pasaportlar" konusunda twitler yolladık. Ve bu sefer twitlerimizden biri sayın bakana Sevilay Yükselir tarafından soruldu.

Soru şuydu: Sayın @Egemen_Bagis neden #vizesizavrupa hedefine dünyanın en pahalı pasaportu ile gitmeye çalışıyoruz, bizim günahımız ne? @yuzdeyuzsiyaset

Sayın Bakan bu soruya oldukça geniş ve şaşırtıcı yanıtlar verdi. Ama yanıtının bir bölümünde bu ücretin yüksek olduğunu ve bu konuda çalışma yaptıklarını da belirtti, Sevilay Yükselir'e... 

Aslında bu konuşmanın "seyahat özgürlüğü" ile ilgili ilginç, şaşırtıcı ve hatta çelişkili  bölümlerini bu blogda yayınlacağız. Ama önce bu haberi duyurmak istedim, bakalım Sayın Bakan ne tür çalışmalar yaptırıyor. Gerçekten yaptırıyor mu? Bundan sonra bu "çalışmaların" peşinde olacağız.

21 Haziran 2012 Perşembe

Vizesiz Avrupa yoluna çıkarken...


Hükümet "vizesiz Avrupa" hedefi için atmaya çalıştığı adımlardan en önemlisini bugün attı. En az 3 yıl sürecek ve vize kolaylıklarından çok "vize muafiyeti"ni hedefleyen önemli diplomatik savaşların ardından bunların kazanıldığı iddia ediliyor.

Bugün neredeyse gün boyu bu konudaki haber ve gelişmeleri sosyal medya üzerinden paylaştım. Seyahat özgürlüğü gönüllülerine bu çok önemli gelişmeleri anlatmak, hatta TV'lerdeki tartışmaları izlemeleri için, canlı yayın saatlerini bile duyurmaya çalıştım. Sırtçantalılar da aynı çabaya ortak oldular.

Günün sonunda bunca malzemeden ve tartışmadan, mesajdan neyi çıkardığımı bir özet olarak sunmanın faydalı olacağını düşündüm.

Bazı akademisyenler "Vizesiz Avrupa" başlığı ile sunulan bu sürece güvensiz yaklaşıyorlar, bazı gazeteciler kuşkulu, bazıları ise kaçınılmaz görüyor.

Ancak herkesin birleştiği bir nokta bu sürecin en az 3-4 yıldan önce sonuçlanamayacağı. Bu yönde dışişleri bakanlığı da bir açıklama yaptı: "Vatandaşlarımızın AB ülkelerine vizesiz seyahat etme imkanına ne zaman kavuşabilecekleri, Türkiye ile AB Komisyonu arasında gerçekleştirilecek vize muafiyetine ilişkin müzakerelerin seyrine bağlı olacaktır.''

Bu süreçte AB'nin Türkiye nihai hedef olarak görmese de bazı "vize kolaylıkları"nı jest olarak hayata geçireceği vurgulanıyor.

Bunlar neler: "AB ülkelerinin ‘Vize Büro’ sayısı artırılacak. ‘Vize Kolaylığı’ ise, iş adamları, sporcular, öğrenciler, gazeteciler ve sanatçılar gibi bazı meslek gruplarına 2 yıldan 5 yıla kadar uzun süreli vizelerin verilmesi uygulamasını getiriyor. Ayrıca, emekliler ve 12 yaş altı kişilerden vize ücreti alınmayacak. Vize ücretleri 65 Euro’dan 35 Euro’ya düşecek. Vize başvuruları en geç 15 günde sonuçlanacak, başvuruya ret cevabı verilmesi halinde bunun gerekçesi açıklanacak ve başvuru yapana dava açma hakkı getirilecek."

Peki Süreç nasıl işleyecek, Zeynel Lüle'nin haberinden aktarıyorum:
* AB Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Temsilcisi Cecilia Malmström, Türkiye ile ‘Vize Muafiyeti’ sürecini yürütmek için görevlendirilecek.
* Malström, Haziran sonunda Türkiye’yi ziyaret edecek ve vize serbestisi sürecinin başladığı resmen ilan edilecek.
* Ekim veya kasım ayında AB Türkiye’ye ‘vize muafiyeti eylem planı”nı sunacak. Türkiye bu eylem planını ‘uygun bulması’ halinde, GKA’yı imzalayacak ve böylelikle “Vize Muafiyeti Eylem Planı” uygulamaya geçirilecek.
* Eylem planının uygulamaya geçilmesi ve ilerleme sağlanmasıyla  birlikte Türkiye TBMM aracılığıyla GKA’yı onaylayacak. Türkiye, ‘vize muafiyeti’ aşamasına gelindiğinde GKA’yı uygulamaya başlayacak.

Eylem Planı
Bu süreçte Türkiye, belge güvenliğinden sınır yönetimine ve göçmen politikasına kadar birçok alanda yeni reformlar gerçekleştirecek.
Türkiye’ye sunulacak olan Eylem Planı içinde şu unsurların yer alması bekleniyor:
* Türk vatandaşlarının elindeki pasaportların tamamının biometrik pasaport olması,
* Türkiye’nin AB Sınır Koruma Ajansı Frontex ile işbirliğini daha da geliştirmesi,
* GKA ile ilgili AB üyesi ülkelerle ikili anlaşmaların imzalanması. Örneğin Yunanistan ile GKA imzalanması,
* Europol ile işbirliğinin geliştirilmesi
* AB’nin göç politikasına uyum sağlanması
* Türkiye’nin vize politikasını AB’nin vize politikasıyla uyumlaştırması.

Bu uygulamayı, daha önce ‘Vize Muafiyeti’ süreci yaşayan ülkeler 2,5 veya 3 yıl içerisinde tamamladılar. Türkiye’nin de bu süre içerisinde tamamlaması bekleniyor. Lüle'nin haberinde Türkiye tarafından "paraf" edilen ‘Geri Kabul Anlaşması’nda, Güney Kıbrıs’ın ısrarlarıyla ‘AB ve tüm AB ülkeleriyle İçişleri ve Adalet konularında işbirliği yapılması’ yönünde ifadeler eklendiğini Rumların ısrarıyla ‘Tüm AB ülkeleri’ ifadesi, metinde bir kaç yerde vurgulandığı da yer alıyor.

Sürece niçin İtiraz ediliyor?
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Öğretim Üyesi Hamdi Pınar, Geri Kabul Anlaşması (GAK) karşılığında pazarlık yapmanın bugüne kadar özellikle "serbest dolaşım" konusunda Avrupa'da kazandığımız davaların, hukuki kazanımların tamamen kaybedilmesine yol açabileceğini söylüyor.

Bu konuda, Avrupa’da kazanılmış davalarla ilgili örneklerin yer aldığı bloğuna bakılabilir. Türkiye’nin bu sürece girerek Avrupa’nın oyununa geldiğini ve geri dönülemez bir yola sürüklendiğini vurguluyor.

Özellikle ABAD'da (Avrupa Adalet Divanı) Demirkan davasının bu sene içinde çözüleceğini AB'nin acelesinin sebebinin bu olduğunu, Dış işleri ve AB bakanlığı bürokratlarının yanlış adım attığını belirtiyor, Pınar. Bu konudaki yazısı için tıklayınız. 

Sonuç
Vizesiz Avrupa'ya zaten kazanılmış, ama devletimiz ve hükümetlerimiz tarafından bir türlü koparılıp alınamamış bir hak olarak bakıyoruz. Eğer bu sefer de yüzlerine gözlerine bulaştırırlarsa sanırım ne AB ne de Türkiye bu konuda inisiyatifi elinde tutabilir, halk kendi inisiyatifi eline alacak ve sınır kapılarına dayanacaktır!