Vize muafiyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vize muafiyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2016 Cuma

#YeniPasaportaParaYok Yeni Pasaporta Yeni Ücret Yeni Harç Ödemek İstemiyoruz!


5 yıl önce Türkiye'de pasaportlar yüksek güvenlikli, dünya standartlarında, çipli ve biyometrik oldu. Resmi makamlar böyle açıkladı, 5 yıl içinde bütün pasaportlar değiştirildi.

Şimdi aynı makamlar, parmak izi kaydedilebilen ve Avrupa Birliği'nin vize muafiyeti kriterlerine uygun yeni pasaportlarla "eski" pasaportların değiştirileceğini açıkladı.

Üstelik yeni pasaportların ücreti yine vatandaşlardan talep edilecek.

Şimdi diyoruz ki;

5 yıl önce pasaportların çipini parmak izi kaydedilebilen ve AB standartlarına uygun yüksek güvenlikli bir biçimde yapmayı düşünemeyenler kim ise yeni pasaportların ücretini o kişilerden ve yetkililerden tahsil edin.

Millet pasaport parası basmıyor.

Yeni pasaportlar için, yeni defter ücreti, harç ödemek istemiyoruz.

Dünyanın en pahalı pasaport ücretini, harçlarını vatandaşlarından alan devlet, Anayasal ve temel insan hakkı olan "seyahat özgürlüğü" hakkını yeterince ihlal ettiği yetmiyormuş gibi, parası ödenmiş pasaportlar için tekrar ücret talep ediyor.

Pasaport devletin vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesidir, fahiş bir ücretle yurttaşlara satılamaz, parası ödenmiş bir pasaport geri alınıp tekrar ücret talep edilemez.

Devletin tüm ilgili makamlarından bu uygulamanın iptal edilmesini ve yeni pasaportların bedelsiz olarak değiştirilmesini talep ediyoruz.

Yaklaşık 8 milyon pasaport sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını #yenipasaportaparayok etiketiyle imza kampanyamıza, sosyal medyada ve tüm mecralarda destek vermeye çağırıyoruz.

O. Suat Özçelebi

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri Sözcüsü

LÜTFEN İMZA KAMPANYAMIZA KATILIN!
#yenipasaportaparayok


23 Mayıs 2013 Perşembe

Avrupa İstikrar İnisiyatifi'nden Vizesiz Avrupa yolu!

Avrupa İstikrar İnisiyatifi (ESI) "Vizesiz Avrupa" yolunda önemli bir rapor yayınladı. Raporda birçok analiz, eleştiri ve önerilere yer verildi. Özellikle Avrupa Birliği’nin "en geç 2015 sonunda Türkiye’ye vize muafiyeti tanıması gerektiği" vurgusu, hem Türk hem de Avrupalı birçok yetkiliye umarız bir yol haritası için daha fazla beklememelerini gösteren bir uyarı işlevi görür.

Raporda daha önce katılım müzakereleri yapan hiçbir ülkenin bu kadar uzun süre vize engeliyle karşılaşmadığına vurgu yapılarak, "Geri Kabul Anlaşması"nın şartlarının Türkiye tarafında nasıl "güven duyulmayan" bir algı yarattığı açık bir biçimde gösteriliyor. 

Ayrıca rapor, vize muafiyeti sürecinde “Gordion düğümünü” kesmek için Türkiye’ye  "vizesiz seyahat " için izlemesi gereken yollara ilişkin temel önerilere de yer veriyor.

Rapor bu önerilerini 5 başlıkta ayrıntılı olarak sunuyor, özetle altı çizilenler şunlar: 

1. Ankara’nın vize diyaloğunun katılım sürecinden ayrı bir süreç ve eşitler arası bir  müzakere olduğunu Brüksel’e hatırlatmalıdır.
2. AB’ye vize diyaloğu sürecinde Türk vatandaşlarının seyahatlerinde sürekli bir iyileşme/kolaylaştırma görmek istediğini Türkiye'nin net bir biçimde vurgulaması gerekiyor.
3. Türkiye’ye, vize muafiyeti için gerçekçi bir tarih ilan edilmeli ve bu tarihin en geç 2015 sonunda vizesiz seyahatin başlatılabilmesi biçiminde olmalıdır.
4. Türkiye AB'ye kendi ülkesinden giden kaçak göçmenler konusunda yeterli önlemleri alacağı konusunda güven artırıcı önlemler ve uygulamalar geliştirmelidir. Türkiye AB'ye geri kabul anlaşmasını karşılıklı yasal yükümlülüklere uyum içinde olunduğu zaman imzalayabileceğini göstermelidir.
5. AB’nin Türkiye'nin belirlediği tarihe kadar adım atmaması halinde geri kabul anlaşmasının geçersiz ilan edilmesi gerekir.

ESI raporunun diğer ayrıntıları ve orjinaline ulaşmak isteyenler şu adresten indirebilirler: Lütfen Tıklayın!

5 Kasım 2012 Pazartesi

Vizesiz Avrupa Davası Der Spiegel'de, Ya Türk Medyası?

"Avrupa ‘nın en tanınmış ve etkili haftalık dergilerinden olan Der Spiegel “ Vizesiz Avrupa “ konusunu bir makale ile bu haftaki sayısında okuyucuları ile paylaştı. Her pazartesi saat 09:00‘da üst düzey Alman bürokratlarının ve Bakanlarının ele alıp gözden geçirdikleri dergi haftada, beşyüzbin baskı yapmakta ve iki milyon insan tarafından okunduğu bilinmektedir.

Derginin Avrupa bölümünden Maximillian Popp’un kaleme aldığı “ KIZIM ADINA“ ( Im Namen der Tochter) başlıklı yazıda Almanlar‘ın Türkiye’ye vizesiz seyahat edebildiklerine dikkat çektikten sonra Türklerin karşılıklı olarak bu hakkı kullanamadıklarının altını çizmektedir. Yazara göre üye ülkelerin en yüksek ve son yargı mercii olan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) „sınırları açabilir“.Leyla Ecem Demirkan’ın annesi Eylem Huber ; „Kızımla birlikte, Stuttgart’taki köşk ve sarayları gezmeyi çok arzu ederdim: onunla dağlara çıkmayı ve üniversiteye gitmeyi çok isterim. Anne Eylem hanım sözlerine devamla „ kızım Almanya’yı sevebilir“. 

45 yaşındaki anne Sttutgart’ta kurban bayramında arkadaşlarıyle bir restoranda otururken ve bayramı kutlarken „ kızını çok özlediğini“ ifade ederek , özellikle kendi kendine sormakta: „Nasıl bir idare ki, kızının annesini görmesini yasaklıyor?“ Eylem ve Jörg Huber çifti beş yıl önce Mersin’de tanışırlar ve kısa bir müddet sonra evlenerek eşiyle birlikte Stuttgart’a yerleşirler. Eylem hanımın birinci evliliğinden olan kızı Mersin’de kalarak okulunu bitirmeğe çalışır. Huber ailesi, kızlarının kendilerini düzenli bir şekilde ziyaret edeceklerinden yola çıkmışlardı. Ancak bu hesabı Ankara’daki Alman Büyükelçiliği o tarihte 14 yaşında olan kıza vize vermeyerek bozmuştur. Eylem ve Jörg Huber çifti kızlarının adına Alman hükümetini dava ediyorlar. Dava Berlin’de birinci ve ikinci mahkeme tarafından görüldükten sonra, bir ön görüş alınmak üzere Luxemburg’ta olan ABAD’a göndiriliyor. Önümüzdeki Salı günü Avrupa hakimleri Luksemburg’ta Leyla’nın arzusunu görüşeceklerdir. Büyük bir ihtimalle vize alma zorunluluğunun tüm Türkler için kaldırabilecektir.

Bu konuda yıllardır Avrupa ve Türkiye’de çalışmalar yürüten Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Harun Gümrükçü şöyle konuştu: “Bu dava 22 yıllık uğraşımızda sağlanan birkaç başarıdan biri olacaktır. İlk kez üye ülkelerin 27 ülkesinin tamamının negativ görüş bildirdiği nadir davalardan birisi de Demirkan davası olmuştur. Bu davanın ilginç bir boyutuda ilk kez davacının babası Alman vatandaşı olan bir dava olma özelliğidir. Buda gösteriyor ki, hukukun üstünlüğüne saygı kalmadığı zaman insanlar vatandaşlıklarına bakmaksızın el-ele vererek tekrar hukuki güvenceyi sağlamaları gerekmektedir. Bu dava bu açıdan da iyi bir örnek oluşturmaktadır. Daha önce aynı dayanışma bilim insanları arasında yaşanmaktaydı. Vizenin hukusuz olduğunu Almanya’dan, Avusturya‘dan, Hollanda‘dan ve Birleşik Krallık‘tan birçok bilim insanı düzenlediğimiz uluslararası sempozyumlarda dile getirmekteydiler. Ayrıca yayınladığımız üç ayrı dilde ( Almanca-Türkçe-İngilizce),beş kitapta yazdıkları makalelerde de bunun gerekliliğini ve vizenin hukusuzluğunu tekrarlamaktaydılar. Buna karşın bu konuda yazı yazan birçok Türk uzman Avrupa Hukukunu yanlış yorumlamaktaydılar ve buna bağlı olarak Türklerin vizesiz AB üye ülkelerine seyahatlerinin hukuki temelinin olmadığını iddia ediyorlardı.

Bu anlamda enteresan bir resim ortaya çıkmaktadır. Bazı Avrupalılar Türklerin ortaklık hukuna dayanarak, vizesiz seyahat hakkının bulunduğunu savunurken, bazı Türk bilim insanları da AB üye ülkelerinin hükümetleri gibi düşünerek, yazırlarında bu hakkı reddediyorlardı.

Buna karşın, Alman Parlamentosu hazırlattığı bilimsel raporunda „Türklerin AB’ye vizesiz seyahat etme haklarının olduğunu“ 2011 yılında tespit ediyordu. Bu rapora göre,“ Türklere uygulanan vize geçersizdi“. Bu bilimsel rapora rağmen Alman hükümeti yasalarında gerekli değişikleri yapmayarak hukuku çiğnemeye devam etmiştir. Hatta bir adım daha ileriye giderek, daha önce ABAD’ın 2000 yılından başlayarak 2010 yılına kadar verdiği altı kararıda çok dar anlamda yorumlamıştır.

Bu yoruma göre, Almanya’ya hizmet almaya gelecek Türklerin vizesiz seyahat hakkı bulunmuyordu. Mersin’li 14 yaşındaki bir kızımızın davasıyla Luksemburg’ta 15 hakim tarafından haklı bulunduğunda Türkler için vize duvarı yıkılacaktır. Davanın kararının açıklanması 2013 yılı içerisinde olacak . O zaman Luksemburg‘ta da HAKİMLER VAR diyebilinecek mi? Ümit edelim ki, Avrupa değerlerini yansıtacak olan böyle bir karar, 27 ülkenin temsilcilerinin mahkeme üzerinde kurduğu siyasi baskının, kurbanı olmaz." *

Herkesi 6 Kasım salı günü saat 9:30’da ABAD'ın mahkeme salonunda Leyla Demirkan'a destek vermek üzere orada olmaya çağırıyoruz. 

Her şeyden önce yurttaşlarının seyahat hakkı/özgürlüğü için Türk Hükümeti'ni ve medyamızın güzide temsilcilerini...

*Türk Üniversiteler ve Akademisyenler Derneği açıklaması - 5.11.2012

1 Kasım 2012 Perşembe

Köln'deki "Vize Çalıştayı"na katılın!

ABAD Leyla Demirkan Davası öncesinde 3 Kasım'da Köln'de Türk Üniversiteliler ve Akademisyenler Dernegi TürkÜNID e.V. - US Akademisyenler Platformu USAP - Türk-Alman Akademisyenler Platformu TD-Plattform e.V. tarafından bir Çalıştay düzenleniyor. Aynı organizasyon davayı izlemek için de 6 Kasım'da destek verenleri Lüksemburg'a götürecek. Detaylı bilgiler bir önceki blog yazısında.

31 Ekim 2012 Çarşamba

6 Kasım'da Vizesiz Avrupa için...

Değerli Basınımıza ve Davetlilerimize,
Malumunuz olduğu gibi Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ortaklık (Tam üyelik) ilişkisinin işleyişinde halen birçok sorun yaşanmakta. Bunların başında insanlığın doğuştan kazandığı hak olarak uluslararası sözleşmelerle kabul edilen seyahat hakkını engelleyen vize mecburiyeti özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın aile bütünlüğünü tehdit niteliğindedir.

Avrupa Adalet Divanında 6 Kasımda görüşülecek olan Leyla Ecim Demirkan davasında, Bayan Demirkan'ın Almanya'da yaşayan annesini ziyareti engelendiği için yürütülmekte. Pasaportundaki ikametgah süresi dolduğu için Türkiye'ye yapmış olduğu ziyaretten aylardır dönemeyen okul çağındaki birçok çocuğumuz malesef mevcut.

Avrupa Birliği ve üye ülkeler açısından en yüksek ve en son yargılama mercii Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)'dır. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Divan içtihadı nitelikte kararlar verir ve ulusüstü özellikteki bu kararlar 27 AB üye ülkesini bağlar. Bu kararlar öncelikle uygulanır ve üye ülkelerin yasalarıyla çatıştığında onları ikame eder.

Türkiye ile Avrupa Birliği 1963 yılında Tam Üyeliğe Dönük Ön Üyelik Antlaşması'nı (Ankara Antlaşması) imzalamışlardır. Avrupa Hukuku'nun sahip olduğu tüm özellikleri kapsayan bu antlaşma daha sonra 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol ile daha da somutlaştırılmış ve uygulamaya yönelik olarak şekillendirilmiştir. Bu Protokol'un 41'inci maddesinin 1'inci paragrafı uyarınca, antlaşmanın tarafları kendi aralarında, “yerleşim özgürlüğü ve serbest hizmet dolaşımı ile ilgili yeni kısıtlamalar '' getirmeyeceklerini kararlaştırmışlardır.

ABAD ilk kez 2000 yılında verdiği kararla (C-37/98, Savaş), Katma Protokol'un 41. maddesinin doğrudan etkili bir hüküm olduğunu ve yerleşim serbestisi ile hizmetin serbest dolaşımında mevcut haklarda kötüleştirme yapılamayacağını kesinleştirmiştir. Bu sonuca göre, 1 Ocak 1973 tarihi itibariyle A(E)T/AB Türkiye ilişkilerinde akit taraflar karşılıklı olarak mevcut hakları kötüleştirecek yeni sınırlamalar getiremeyeceklerdir. ABAD daha sonraki yıllarda da bu içtihadını geliştirerek bu konuda şimdiye kadar toplam 6 karar almıştır. Daha açık olarak ifade edilirse ABAD, 11 Mayıs 2000 yılında Abdülnasır Savaş (C-37/98), 2003 yılında Abatay/Şahin (C-317/01), 2007 yılında Tüm/Darı (C-16/05), 2009 yılında Soysal/Savatlı (C-228/06), Eylül 2009 tarihinde Şahin (C-242/06) ve nihayet 9 Aralık 2010 tarihinde Toprak (C-300/09) kararları ile bu alanda üye ülkeler tarafından uygulanması gerekli genel bir çerçeve oluşturmuştur.

Akdeniz Üniversitesi Senatosu 22.10.2010 tarih ve 155 sayılı kararıyla bu tezleri tüm dünyaya duyurmuştur. Bu tarihi ve üye ülkeleri hukuken bağlayan kararlara rağmen AB üye ülkeleri hukuk dışı uygulamalarını aynen devam ettirmektedirler.

Bugün bu hukuki güvencesizliği oluşturan uygulamalara karşı başta Almanya, Avusturya, Hollanda ve Birleşik Krallık olmak üzere vatandaşlarımız bireysel olarak yerel mahkemelere başvurmaktadırlar. Hukuki yollara başvurunca üye ülkeler açılacak davaları kaybedeceklerini bildiklerinden yanlış uygulamalarından hemen çark etmektedirler ve davaları düşürmektedirler. Hatta idari makamlar bir adım daha ileri giderek Avrupa Hukuku'ndan doğan haklarını bilmeyen ve bunları özellikle talep etmeyen Türklere bu haklarını vermemektedirler. Bu doğrultuda Almanya Federal İçişleri Bakanlığı'nın kaleme aldığı bir iç yazısı olduğu bilinmektedir. Günümüzde Avrupa'da hukukun üstünlüğüne ancak bu düzeyde saygı duyulmaktadır. Avrupa'nın bu tutumu sebebiyle herkesin haklarının takipçisi olması gerekmektedir. Haklar organize ve bilinçli bir şekilde takip edebilirse, meşru haklarımız hayata geçirtilebilinir. Örneğin:

1) AB üye ülkelerinde faaliyet gösteren Hizmet sektöründeki Türk firmalarına ve onların çalıştırdıkları personele karşı yerleşme ve ticari faaliyette bulunmaları durumunda, A(E)T/AB üye ülkelerince bu faaliyetlerini etkileyecek sınırlamalar getirilemez.

2) A(E)T/AB üye ülkeleri ulusal yabancılar ile ilgili yasalarında değişiklik yaparlarken mevcut hakları geriye götürecek değişiklikleri, Türk firmaları ve onların personelleri için uygulayamazlar.

3) 1973 yılından sonra çıkardıkları ulusal yasalar ve hukuki düzenlemeler A(E)T/AB Ortaklık Hukuku'na ters düşmekteyse, onların uygulanmasında Türk firmalarının muaf tutulacağına metinlerinde dikkat çekmek zorundadırlar.

Haklarda kısıtlama yasağı çerçevesinde, 1980 tarihinden itibaren Türk vatandaşlarına karşı uygulanmakta olan vize yasağı tekrar gözden geçirilmek ve kaldırılmak zorundadır. Ayrıca, Türkiye'de bulunan işverenlerin de Avrupa Birliği Adalet Divanı nezdinde dava açma haklarının olduğu mahkemece daha önceki kararlarla tespit edilmiş durumdadır.

Köln toplantımızın bir gayesi de, AB üye ülkelerinde Avrupa Hukuku'nu gözardı etme sonucu yaratılan Hukuki Güvencesizliğe karşı Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde kazanılmış haklarını korumak; çeşitli iç ve dış oyunlarla örtbas edilmeye, geri alınmaya çalışılan ve hayata geçirilmeyen hakları da uygulatmaktır.

Tüm bu çabalara rağmen, AB üye ülkeleri vize ve vize ötesi hakları uygulamaya koymayarak, ABAD kararlarını açıkça çiğnemekte, Türk vatandaşlarının kazanılmış haklarını inkar etmekte, insanımızın sırtından yıllardır harçlar ile milyonlarca avro para kazanmaktadırlar. Bundan daha vahim olarak, Türkiye'deki bazı yetkililer ve en önde gelen sivil toplum örgütlerinin liderleri, “vize kolaylığı '' , “AB ile vize müzakereleri '' vb. söylemlerle Türkiye'nin kazanılmış haklarını açıkça inkar etmekte ve pazarlık konusu yapmaktadırlar. Tüm bilgilendirmelere rağmen, devam etmekte olan bu söylemler, bilgisizlik, vurdumduymazlık, ürkeklik ya da milli çıkarları inkar kategorilerinden birine girmektedir.

Buna karşın aşağıdaki yollar denenmelidir:

 Üye ülke idare mahkemelerinde Francovich (C-6/90) ve Brasserie du Pecheur (C-46/93) örnekleri uyarınca zarar ziyan davaları açmak.
 AB Hukuku'nun üye ülkelerde uygulatılmasından birinci derecede sorumlu olan Avrupa Komisyonu'nun vize uygulayan ülkelere dava açmasını sağlamak için gerekli bilgi ve belgeleri toplayarak Komisyon'a sunmak.
 ABAD kararları uygulanmadığı sürece 'Geri Kabul Antlaşması'na' dönük her türlü müzakereden kaçınmak. Gerekirse tamamlanan Gümrük Birliği sürecinin sorgulanabileceği mesajını vermek,
 Mevcut haklarımızı her ortamda tüm yetkili ağızlardan dile getirerek kamuoyu oluşturmak.
 Konuyu, Alman Parlamentosu'nda (5 kez) olduğu gibi TBMM'de tartışmaya açarak toplumumuzun doğru bilgilenmesini sağlamak.
 Avrupalılığın gereklerinden olan hukukun üstünlüğüne saygı, akılcı yöntemler kullanma ve AB üye ülkeleri nezdinde oyunu kurallarına göre oynadığımızı göstererek mevcut haklarımızı müzakere etmeyeceğimizin altını çizmek.

Saygılarımızla
Levent Taşkıran

Not : 6 Kasım 2012 tarihinde, Köln tren istasyonunun alttarafında bulunan Otobüs durağından sabah saat 05:00'te Avrupa Adalet Divanında görüşülecek olan Leyla Ece Demirkan
davası için otobüs Luxemburg'a hareket edecektir. Seyahat ücretsizdir. Katılmak isteyenlerin adlarını telefon ya da eposta ile bildirmeleri rica olunur.
levomax@gmx.de
hilalbozbiyik@googlemail.com


ÇALIŞTAY VE DAVETİYE 

Avrupa Birliği'nde Türk vatandaşlarının vize sorunu ve ABAD kararları
3.Kasım.2012
Toplantı yeri 
Universität zu Köln-Wiso Fakultät-Hörsaal 1 
50931 Köln, Universitätstrasse 24 
Saat 
10:00 - 16:30 

Konuşmacılar 
Prof. Dr. Harun Gümrükçü - Akdeniz Üniversitesi 
Ra. Björn Maibaum - Avukat - Köln 
Ra. Ali Durmuş - Avukat - Amsterdam/Istanbul 
Ra. Fenari Narman - Avukat - Hamburg 
Ra. Oğuz Korumtay - Avukat - Köln/Istanbul 
Hasan Özdoğan - Vorsitzender der UETD e.V. 
Ismail Hakkı Yıldız - Vorsitzender der AMTB e.V. 

Organize Edenler Akademie Platform 
TD - Platform e.V. 
Türk-Ünid e.V. 

Destekleyenler 
Hukukun üstünlüğünü savunan AB ve Türk Vatandaşları, Kurum ve Kuruluşları 


* Bu yazıdaki tüm unsurlar 31 Ekim 2012 Çarşamba - NİLGÜN ATAR- turizmhaberleri.com adresinden alıntılanmıştır.

21 Haziran 2012 Perşembe

Vizesiz Avrupa yoluna çıkarken...


Hükümet "vizesiz Avrupa" hedefi için atmaya çalıştığı adımlardan en önemlisini bugün attı. En az 3 yıl sürecek ve vize kolaylıklarından çok "vize muafiyeti"ni hedefleyen önemli diplomatik savaşların ardından bunların kazanıldığı iddia ediliyor.

Bugün neredeyse gün boyu bu konudaki haber ve gelişmeleri sosyal medya üzerinden paylaştım. Seyahat özgürlüğü gönüllülerine bu çok önemli gelişmeleri anlatmak, hatta TV'lerdeki tartışmaları izlemeleri için, canlı yayın saatlerini bile duyurmaya çalıştım. Sırtçantalılar da aynı çabaya ortak oldular.

Günün sonunda bunca malzemeden ve tartışmadan, mesajdan neyi çıkardığımı bir özet olarak sunmanın faydalı olacağını düşündüm.

Bazı akademisyenler "Vizesiz Avrupa" başlığı ile sunulan bu sürece güvensiz yaklaşıyorlar, bazı gazeteciler kuşkulu, bazıları ise kaçınılmaz görüyor.

Ancak herkesin birleştiği bir nokta bu sürecin en az 3-4 yıldan önce sonuçlanamayacağı. Bu yönde dışişleri bakanlığı da bir açıklama yaptı: "Vatandaşlarımızın AB ülkelerine vizesiz seyahat etme imkanına ne zaman kavuşabilecekleri, Türkiye ile AB Komisyonu arasında gerçekleştirilecek vize muafiyetine ilişkin müzakerelerin seyrine bağlı olacaktır.''

Bu süreçte AB'nin Türkiye nihai hedef olarak görmese de bazı "vize kolaylıkları"nı jest olarak hayata geçireceği vurgulanıyor.

Bunlar neler: "AB ülkelerinin ‘Vize Büro’ sayısı artırılacak. ‘Vize Kolaylığı’ ise, iş adamları, sporcular, öğrenciler, gazeteciler ve sanatçılar gibi bazı meslek gruplarına 2 yıldan 5 yıla kadar uzun süreli vizelerin verilmesi uygulamasını getiriyor. Ayrıca, emekliler ve 12 yaş altı kişilerden vize ücreti alınmayacak. Vize ücretleri 65 Euro’dan 35 Euro’ya düşecek. Vize başvuruları en geç 15 günde sonuçlanacak, başvuruya ret cevabı verilmesi halinde bunun gerekçesi açıklanacak ve başvuru yapana dava açma hakkı getirilecek."

Peki Süreç nasıl işleyecek, Zeynel Lüle'nin haberinden aktarıyorum:
* AB Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Temsilcisi Cecilia Malmström, Türkiye ile ‘Vize Muafiyeti’ sürecini yürütmek için görevlendirilecek.
* Malström, Haziran sonunda Türkiye’yi ziyaret edecek ve vize serbestisi sürecinin başladığı resmen ilan edilecek.
* Ekim veya kasım ayında AB Türkiye’ye ‘vize muafiyeti eylem planı”nı sunacak. Türkiye bu eylem planını ‘uygun bulması’ halinde, GKA’yı imzalayacak ve böylelikle “Vize Muafiyeti Eylem Planı” uygulamaya geçirilecek.
* Eylem planının uygulamaya geçilmesi ve ilerleme sağlanmasıyla  birlikte Türkiye TBMM aracılığıyla GKA’yı onaylayacak. Türkiye, ‘vize muafiyeti’ aşamasına gelindiğinde GKA’yı uygulamaya başlayacak.

Eylem Planı
Bu süreçte Türkiye, belge güvenliğinden sınır yönetimine ve göçmen politikasına kadar birçok alanda yeni reformlar gerçekleştirecek.
Türkiye’ye sunulacak olan Eylem Planı içinde şu unsurların yer alması bekleniyor:
* Türk vatandaşlarının elindeki pasaportların tamamının biometrik pasaport olması,
* Türkiye’nin AB Sınır Koruma Ajansı Frontex ile işbirliğini daha da geliştirmesi,
* GKA ile ilgili AB üyesi ülkelerle ikili anlaşmaların imzalanması. Örneğin Yunanistan ile GKA imzalanması,
* Europol ile işbirliğinin geliştirilmesi
* AB’nin göç politikasına uyum sağlanması
* Türkiye’nin vize politikasını AB’nin vize politikasıyla uyumlaştırması.

Bu uygulamayı, daha önce ‘Vize Muafiyeti’ süreci yaşayan ülkeler 2,5 veya 3 yıl içerisinde tamamladılar. Türkiye’nin de bu süre içerisinde tamamlaması bekleniyor. Lüle'nin haberinde Türkiye tarafından "paraf" edilen ‘Geri Kabul Anlaşması’nda, Güney Kıbrıs’ın ısrarlarıyla ‘AB ve tüm AB ülkeleriyle İçişleri ve Adalet konularında işbirliği yapılması’ yönünde ifadeler eklendiğini Rumların ısrarıyla ‘Tüm AB ülkeleri’ ifadesi, metinde bir kaç yerde vurgulandığı da yer alıyor.

Sürece niçin İtiraz ediliyor?
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Öğretim Üyesi Hamdi Pınar, Geri Kabul Anlaşması (GAK) karşılığında pazarlık yapmanın bugüne kadar özellikle "serbest dolaşım" konusunda Avrupa'da kazandığımız davaların, hukuki kazanımların tamamen kaybedilmesine yol açabileceğini söylüyor.

Bu konuda, Avrupa’da kazanılmış davalarla ilgili örneklerin yer aldığı bloğuna bakılabilir. Türkiye’nin bu sürece girerek Avrupa’nın oyununa geldiğini ve geri dönülemez bir yola sürüklendiğini vurguluyor.

Özellikle ABAD'da (Avrupa Adalet Divanı) Demirkan davasının bu sene içinde çözüleceğini AB'nin acelesinin sebebinin bu olduğunu, Dış işleri ve AB bakanlığı bürokratlarının yanlış adım attığını belirtiyor, Pınar. Bu konudaki yazısı için tıklayınız. 

Sonuç
Vizesiz Avrupa'ya zaten kazanılmış, ama devletimiz ve hükümetlerimiz tarafından bir türlü koparılıp alınamamış bir hak olarak bakıyoruz. Eğer bu sefer de yüzlerine gözlerine bulaştırırlarsa sanırım ne AB ne de Türkiye bu konuda inisiyatifi elinde tutabilir, halk kendi inisiyatifi eline alacak ve sınır kapılarına dayanacaktır!