vize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vize etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2023 Çarşamba

Schengen Vizesi ve Yurttaşlık Onuru

 Türkiye, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden bu yana, bir devlet politikası olarak “kendi talebiyle” başlayan Avrupa Birliği (AB) ile vize sorununu yurttaşları için içinden çıkılmaz bir probleme dönüştürdü. Üstelik bu konuda ilk adımları da maalesef Türkiye attı. Ve o tarihlerden bu yana 40 yılı aşkın bir süredir T.C. yurttaşları için vize sorunu (daha sonra Schengen) katlanarak büyüdü. Katlanması için de her iki taraf hükümetleri Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının seyahat özgürlüğünü hiçe sayan bir tutum içine girdiler. Keyfi karar ve uygulamalar, ağır bürokratik engeller, yığınla istenen evraklarla bugün kimi AB ülkelerinin konsolosluklarında yüzde 70’lere ulaşan vize retlerine kadar vardı.

Son yıllarda AB, Türkiye’yi Geri Kabul Antlaşması ile de adeta bir düzensiz göçmen “hendeği”ne dönüştürdü. Ve vize, temel bir insan hakkını uzun zamandır kullanamayan T.C. vatandaşları için şimdi
düzensiz göç de bahane edilerek daha büyük ve aşılması bireysel olarak imkansız bir gerçekliğe dönüştü. Temel bir insan hakkı olarak seyahat özgürlüğü artık yurttaşlarının büyük çoğunluğu için yurt dışına çıkarken keyfi olarak engellenebilecek, askıda bir hak hükmünde.

Bu temel ve Anayasal hakkın askıya alınması aslında Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının onuruna da vize konması anlamına geliyor. Her vize başvurusunda yurttaşlarımız adeta potansiyel suçlu, bir suç
örgütü üyesi ya da sığınmacı, gittiği ülkede kamu düzenini bozabilecek bir kişiymiş gibi muamele görüyor.

Daha önce defalarca kez aldığı vizeler için, hiç almamış gibi her seferinde kendini tekrar ispat etmek zorunda bırakılan yurttaşlarımız, kendisi için çok hayati konularda eğitim, iş bağlantıları, sağlık sorunlarında bile “gerekçesiz”, muğlak ifadelerle ret alabiliyor. Yani daha önce defalarca geçtiğiniz sınavlarda hep aynı sorularla ama karşı tarafın sürekli, keyfi biçimde değiştirdiği hiç bilemeyeceğiniz yeni yanıtlara ulaşamadan kalıyorsunuz.

Süreç artık sadece maddi değil, manevi olarak da zarar veriyor. Yurttaşlarımızın onuru kırılıyor. Öyle ki bir süredir birçok elçilik itiraz sürelerini de 3-6 ay gibi daha ileri tarihlere erteleyebiliyor. Yani yüzde 70’lere ulaşmış red gerekçelerinin haksız, yanlış olduğunu bile iddia edemiyorsunuz.

Artık bununla bir yurttaş olarak mücadele etme şansımız yok. Devletin, siyaset kurumunun ve her
düzeyde başta dışişleri bürokrasimiz olmak üzere yurttaşlarının gördüğü bu onur kırıcı durumu, hiçbir
konuda pazarlık konusu yapmadan kesin bir biçimde çözmesi gerekiyor.

Dünyaya açık, rekabet şansı yüksek, eğitimli, girişimci yurttaşlarımızın, siyasal, sosyal, bilimsel,
kültürel ve diğer birçok alanda dünya ile entegre olabilmesini istiyorsak dünyanın her ülkesine
seyahat edebilmelerini sağlamak zorundayız. Bu 21. Yüzyıl, ikinci yüzyıl vizyonuna sahip her hükümetin, siyasetçinin birincil görevidir. Vardığımız şu nokta Türkiye’nin ulusal çıkarlarını da tehdit edecek bir düzeydedir. Türkiye, başta Batı ülkeleri olmak üzere yurttaşlarının dünya ülkeleriyle entegrasyonunun
önüne örülen vize duvarını aşamamaktadır.

Önce bu sorunun vardığı boyutun farkedilmesi, kavranması gerekiyor. Bunu yapacak olan TBMM’de
de gündeme getirecek olan muhalefet veya iktidardan olsun, milletvekilleri, hükümet üyeleridir. Kendi
diplomatik ve yeşil pasaportları ile sorunun kıyısında durmadan, yeşil pasaport kapsamını genişleterek sorunu aslında daha da çözülmez bir hale getirmeye çalışmadan, her yurttaşın özellikle Schengen bölgesindeki her ülkeyle tek tek bu sorununu, keyfiyeti aşacak biçimde bir sonuca bağlayacak bir politika oluşturulmalıdır.

Bunun zemini uzun zaman işlemiş olan AB’ye uyum yasalarıdır. Birçoğu açılan fasıllar gibi, yine Schengen vize sistemine Türkiye’nin entegrasyonunu önceleyen bir gündem oluşturulmalıdır. Örneğin daha önce defalarca vize almış, ortak sistem tarafından tanınan kişilerin aynı belgeleri her seferinde defalarca
vermeleri ya da vize sürelerinin sadece başvurulan seyahati kapsayacak biçimde kısa süreli olmasının
önüne geçilmelidir. En az 5 ve 10 yıllık vizeler verilmelidir. Sadece bu konuda atılabilecek bir adım bile daha önce vize almış mily onlarca kişi açısından yaşanan sorunları büyük bir oranda çözecektir.

Uzun yıllardır Türkiye’de seyahat özgürlüğü konusunda mücadele ediyoruz. Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri sosyal medyada örgütlü bir inisiyatif, özellikle pasaport, vize, turizm kısıtlamaları, sorunları, taksi, toplu ulaşım dahil bireysel ya da kitlesel tüm seyahat konu ve başlıklarında belli bir duyarlılığı, ilgiyi, sorun yaşayanlarla dayanışma içinde çözüyoruz.
Özellikle AB ile oluşan vize sorunları her geçen gün, aynı pasaport ücretleri gibi daha kötüye gidiyor. Buna sadece bireysel olarak değil, tüm sivil toplum örgütleri ile birlikte dur demek, kamu otoritesini “vize sorununa” karşı harekete geçirmek, uzun yıllardır büyük bir diplomatik başarısızlık öyküsüne de dönüşmüş bu duruma bir son vermek zorundayız.

AB ile yakınlaşma, çok uzun zamandır mesafeli durdurduğu Batı İttifakı’yla daha sıcak ilişkilere Türkiye’nin yeniden geri dönmesi gibi politik tercihler gündemde. Bu geçici bir süreç ya da pragmatik bir tercih gibi görünse de artık kritik bir aşamaya gelmiş vize ve vize serbestisi konusunu ele alınmasını, tüm tarafların, kamuoyunun öncelikli meselelerinden bir haline getirmemiz gerekli. Geleceğimizi ipotek altına alan devasa düzensiz göç, sığınmacı sorunumuz ve Geri Kabul Antlaşması’nın toksik etkilerine rağmen başka çaremiz yok.

Yeni bir yol haritası ya da daha önce başlamış ancak kadük kalmış birçok ileri adımın (fasılın), AB ile aramızda hiçbir gri alan bırakmadan, tıkanılan her konuda net tanım ve koşullarla yeniden canlandırılmasına, vize konusunda hızlı, pratik çözümlere ihtiyacımız var.

Türkiye, yurttaşlarının konsolosluk ve vize bürolarının önünde her gün kırılan onurlarını korumak ve meseleye artık insan ve yurttaş odaklı bakmak zorunda. Mesele artık bir vize meselesi değil, kırılan yurttaşlık onuru meselesine dönüşmüştür.

(NYXmag dergisinde yayınlanmıştır. / 02.08.2023)

27 Aralık 2021 Pazartesi

Seyahat Özgürlüğü Bilançomuz Yine Ağır!

 İlkini geçen yıl yayınladığımız seyahat özgürlüğü bilançosunu 2021 yılında da güncelledik. Aslında olumluya doğru bir değişim olduğu söylemek maalesef mümkün değil. Türkiye’de insanlar hala seyahat özgürlüğü konusunda dünyada birçok ülkede eşi benzeri olmayan sorunlarla karşı karşıya. Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak 11 yıldır hem bu algıyı değiştirmek hem de kamu otoritesinin ciddi değişiklikler yapması için kampanyalar yapıyoruz, sorunları duyurmaya çalışıyoruz.Temel bir insan hakkı olan “seyahat özgürlüğü” konusunda 2021 yılında da Türkiye’de maalesef bir ilerleme kaydedilemedi.

Yurtdışı Çıkış Harcı

Dünyada sadece özel yasasıyla birlikte Türkiye’de olan bir uygulama. (Başka ülkelerde turistler dahil özellikle uçak biletlerine giydirilerek herkese uygulanan çıkış harçlarından farklı bir uygulama)

7 yaş üzerinde olan bazı istisnalar dışında tüm yurttaşlarımızın yurt dışına çıkarken ödedikleri bir harçtır. 15 lira idi, 50 liraya çıkarıldı. Cumhurbaşkanının 150 liraya kadar artırma yetkisi var.

Pasaport

T.C. pasaportu Dünyanın en pahalı pasaportu ünvanını döviz kurundaki oynamalar nedeniyle Avustralya pasaportuna devretti. Şu anda dünyada 2. En pahalı pasaport. Ancak asgari ücret karşılaştırması ile birlikte ele aldığımız zaman dünyanın açık ara en pahalı pasaportu. 10 yıllık pasaport tam 1.265,40 TL.

Pasaportumuzun dünyada eşi benzeri olmayan özellikleri var:

Her yıl otomatik olarak zamlanan dünyanın tek pasaportu. Özel yasa gereği her yıl ekim ayında yeniden değerleme oranında zamlanıyor.

Pasaportlarımız Darphane’de basılıyor ve maliyeti sadece 8,26 lira (2018) ve biz 150 katı ücret ödüyoruz.

24 yaşın altındaki öğrenciler sadece defter ücreti ödeyerek, 160 liraya pasaport sahibi olabiliyorlar. Ancak öğrenci olmayan tüm çocuklarınız için 5 yıllık pasaporta 10 yıllık pasaport ücreti ödemek zorundasınız.

Dünyanın birçok ülkesinde yaşlılar için (+65 yaş) pasaport ücretleri indirimli Türkiye’de bu da uygulanmıyor.

Çipli pasaporta geçildikten sonra pasaport sayfa sayısı 64 olarak korunmuştu, fakat son 2 yıldır pasaportların sayfa sayısı yarıya yakın düşürüldü. Artık 38 sayfa. Yani daha hızlı dolacak ve tekrar ücret ödemek zorunda kalacağız.

Yeşil Pasaport Ayrımcılığı

Dünyada 3 çeşit, Türkiye’de 4 çeşit pasaport var. 4. pasaportun adı Hususi (Yeşil) pasaport, devletin bürokratları ve ailelerine vize ve harç için sağladığı bir imtiyaz. Ancak yaklaşık 1,5 milyon kişinin kullandığı bu imtiyaz yurttaşlar arasında ayrımcılık yaptığı için Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine açık bir şekilde aykırıydı. Şimdi bu ayrıcalık artırıldı, belli ihracat koşullarını yerine getiren şirketlere, iş adamlarına ve son olarak belli bir süre görev yapmış avukatlara da veriliyor.

Sayıları gittikçe artan ve sadece 160 lira defter ücreti ödeyen, harç ödemeyen yeşil pasaportlular açık bir eşitsizliğe imza atıyorlar.

Özellikle son aylarda ortaya çıkan gri pasaport skandalları nedeniyle “yeşil pasaport” için de bazı kısıtlamalar getirilmesinden söz ediliyor.

Vize Sorunları

Avrupa Birliği (AB) haksız vize uygulamalarını ve yüksek vize harçlarını sürdürüyor. Giriş kapılarında ve konsolosluklardaki kötü muamele ve keyfi vize vermeme tutumunda belli bir iyileşme olsa da maalesef bu uygulamalar da sürüyor. Hala vize işlemlerinde defalarca vize almış kişiler için bile gereksiz bir bürokrasi ve evrak yığını ile insanlar adeta bezdirilmeye, caydırılmaya çalışılıyor.

Geri Kabul Antlaşması ve ardından yürürlüğe gireceği belirtilen “vize muafiyeti” hala bir hayal olarak duruyor. 60 Euro olan schengen vize ücreti 2020 yılında Avrupa Komisyonu tarafından 80 Euro’ya çıkarıldı. Ayrıca vize işlemlerini yapan bürolar 20 Euro daha alıyorlar. 4 kişilik bir ailenin AB seyahati ulaşım, konaklama ücretleri hariç toplam vize ücreti 320 Euro’yu buluyor. Temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğü, Ankara Antlaşması’yla tanınmış ve işletilmeyen “Vizesiz Avrupa” hedefleri, bugün AB için Türkiye ile siyasi bir pazarlık konusuna indirgenmiş durumda.

Pandemi nedeniyle vize aldığı halde bunları kullanamayan kişilerin vize ücretlerinin iadesi ya da aynı sürelerle yeni vizeler verilerek bu haklarının güncellenmesi ile ilgili de hiçbir şey yapılmadı. Vizeler yandığı ile kaldı.

Aşı Pasaportu

Pandemi ile birlikte vizelerle ilgili yeni başlıklar ve yurttaşlarımızdan bürokratik farklı talepler beklenmesi sürpriz olmayacak. Örneğin kimi AB ülkelerine girmek için 2 doz aşı ve 14 günlük karantina yaşamamak için 48 saat içinde yapılmış Covid-19 testi şu anda birçok ülkede uygulanıyor.

AB ülkeleri çift doz Biontech aşısı olmuş kişileri kabul ederken İngiltere kırmızı listeden yeni çıkardığı Türkiye için çift doz Biontech aşısı olsanız bile gittiğiniz adreste 10 gün karantinayı zorunlu kılıyor.

Dünyada ABD dahil birçok ülkede pandemi ve aşı uygulamaları ile seyahat kuralları değişiklik gösteriyor. Seyahatinizi planlamadan önce güncel bilgilere ulaşmak çok önemli.

Örneğin Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin bütün güncel seyahat kuralları ve aşı ile ilgili bilgileri “Reopen EU” (https://reopen.europa.eu/en) adlı internet sayfasından edinebilirsiniz.  Bu kuralların ülke bazlı olarak sık sık değiştiğini tekrar hatırlatıyorum, kontrol etmeyi unutmayın.

NYXmag dergisindeki yayın linki için lütfen TIKLAYIN!

12 Kasım 2021 Cuma

Yeni Engel Aşı Pasaportu mu?

 Koronavirüs hayatımıza getirdiği birçok sınırlamanın yanı sıra yeni kavramlar ve kurallarla da tanışmamıza yol açtı. Seyahat özgürlüğünün dünya çapında büyük kısıtlamalara uğradığı bir dönem yaşıyoruz. Bunlardan bir tanesi de “aşı pasaportu” ve AB ülkeleri içinde daha yumuşatılarak adlandırılan  “dijital aşı(covid) sertifikası”.

Bu konu özellikle Avrupa Birliği içinde uzun zamandır tartışılıyor. Haziran ayında bu yönde birçok kritik karar alındı. Bu yazıda hem bu gelişmeleri paylaşmak hem de olası yeni adımlar konusunda sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Avrupa Birliği’nin “dijital aşı sertifikası” alınan son kararlara göre aşı olanlara seyahatlerde kolaylıklar sağlayacak ve 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girecek. Bunun yanı sıra AB’ye üye ülkeler, aşılarını tamamlayan üçüncü ülke vatandaşlarının da AB’ye seyahatine izin verilmesi tavsiyesinde uzlaşmaya vardı. Yani çift doz aşısını yaptıranlar Avrupa Birliği ülkelerine seyahat edebilecekler.

Aşı Pasaportu

Türkiye’de 2 doz aşınızı olduysanız, Sağlık Bakanlığı HES (Hayat Eve Sığar) uygulaması ya da e-Nabız uygulamaları üzerinden aşı kimliği yaratabilir, yurtdışı seyahatlerinde kullanabilirsiniz. “Aşı pasaportu” olarak bu tür çift doz aşınızı olduğunuzu ve türünü gösteren bir belgeyi ya da dijital kaydı seyahat sırasında sizden istediğinde göstermeniz gerekiyor. Bu uygulama vize işlemlerinde de yeni bir belge yükü ve bürokrasi yaratacak gibi de görünüyor.

Dünya Sağlık Örgütü aşı pasaportu konusundaki uygulamalara sıcak bakmadığını 2021 yılı başında aldığı kararlarda dile getirdi: “Aşıların (virüsü) bulaşmayı azaltmadaki etkisi ile ilgili veriler ve mevcutta dünyada çok sınırlı aşılama bulunduğu göz önüne alındığında ülkelerin gelen yolculardan aşı olduğuna dair kanıt istememesi…”

Aşı pasaportu tartışmalarının bir diğer yönü de aşı olmak istemeyenlerin sayısının her ülkede azımsanmayacak düzeyde olması. Bu kişilerin temel bir insan hakkı olarak kabul edilen seyahat özgürlüğü konusunda karşılaşacakları engeller artacak görünüyor. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) Travel Pass olarak adlandırılan dijital sağlık belgesi, yolculara aşı durumları ve tıbbi tesislerden koronavirüs test sonuçları gibi konularda sertifika alma ve bu bilgileri havayolları, sınır yetkilileriyle paylaşma yolu sağlayacak bir sistem üzerinde çalıştığı yönünde bilgiler de var.

Ancak son gelişmeler aşı olmuş ve seyahatini başka bir ülkede geçirmek isteyenler için ümit verici olsa da uygulamada AB’ye üye ülkeler arasında hala farklılıklar bulunuyor. Örneğin her aşı her ülkede geçerli değil. Avrupa Birliği içinde aşı olan kişilerin seyahatlerini kolaylaştıracak olan dijital kimlikte Avrupa İlaç Dairesi (EMA) tarafından onaylı BioNTech- Pfizer, AstraZeneca, Moderna ve Johnson & Johnson aşıları yer alıyor. Örneğin bizim ülkemizde de kullanılan Çin aşısı Sinovac henüz bu kimlikte tanımlanmamış durumda, aynı şekilde Rus aşısı SputnikV de.

Avrupa Birliği ülkelerinde farklı uygulamalardan bazı örnekler verelim. Örneğin tüm dünyada turistlerin önde gelen tercihlerinden biri olan Fransa, dünyanın bütün ülkelerinden aşılarını tamamlamış ziyaretçiler için kapılarını 9 Haziran’da açtı. Yeni kurallara göre, aşı olan AB vatandaşları ile Fransa’nın “yeşil” listesinde yer alan Güney Kore, Japonya ve İsrail’den gelenler Covid-19 testi istenmeksizin ülkeye seyahat edebiliyor.

Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından kullanım onayı verilen aşıları kabul eden Fransa, ülkeye seyahat edecek olanlarda BioNTech/Pfizer, Moderna veya AstraZeneca aşılarının ikinci dozunun en az iki hafta önce tamamlanmış olması, tek dozluk Johnson&Johnson aşısının da en az dört hafta yapılmış olması şartı arıyor. Bu bölgelerden gelen aşı olmamış vatandaşların ise sadece bir cenazeye katılma, tedavi görme gibi çok gerekli nedenlerle ülkeye girişine izin verilebilecek. Fransa’nın “kırmızı listesinde” yer alan Türkiye, Güney Afrika, Bangladeş, Şili ve Kolombiya gibi ülkelerden gelenlerin ise aşı olsalar bile en az yedi gün kendilerini izole etmeleri gerekiyor.

İspanya da dünyanın birçok ülkesinden gelecek aşı olmuş turistler için kapılarını 7 Haziran’da açtı. “TravelSafe” adlı internet sayfasında İspanya’ya seyahatlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Farklı bir uygulamaya örnek olarak Yunanistan verilebilir: Bütün AB ülkeleri, ABD, Kanada, Rusya ve Çin’in bulunduğu yaklaşık 50 ülkenin vatandaşlarının Yunanistan’a gelmesine izin veriyor. Yunanistan’a seyahat etmek isteyenlerin aşı belgesi, negatif PCR test sonucu veya Covid-19’u atlattığını göstermesi gerekiyor. Yunanistan hükümeti BioNTech/Pfizer, Moderna, AstraZeneca, Novavax, Johnson&Johnson,  SputnikV, CanSino, Sinopharm ve Türkiye’de de kullanılan Sinovac aşılarını kabul ediyor.

Ancak Yunanistan’a seyahat etmeden önce “Visit Greece” adlı internet sayfasını ziyaret ederek son gelişmeleri öğrenebilirsiniz.

Almanya’ya AB ve Schengen Bölgesi dışından yapılacak seyahatlere hâlâ sadece zorunlu hallerde izin veriliyor. Buna rağmen Almanya bazı durumlarda Covid-19 sertifikalarını kabul etmeye başladı. Almanya’ya uçakla gelenlerden, hareket etmeden önce PCR testi istenirken, aşı olduğunu belgeleyenler bu testten artık muaf tutuluyor. Almanya, BioNTech/Pfizer, Moderna veya AstraZeneca, Johnson&Johnson aşılarının dışındaki aşıları henüz kabul etmiyor. (Haziran 2021) İngiltere, Botsvana, Nepal, Mozambik gibi mutasyonlu virüs bölgesinden gelenlerin ise aşı olmuş olsalar bile karantinayı daha önce tamamlamasına izin verilmiyor.

Almanya’da mutasyona uğrayan koronavirüsün yaygın olduğu ülkeler “virüs varyant bölgesi” olarak değerlendirilirken, 100 bin kişide yedi gün içinde görülen koronavirüs vaka sayısının 200’ün üzerinde olduğu yerler “yüksek risk bölgesi,” bu sayının 50’inin üzerinde olduğu ülke ve bölgele ise “riskli bölge” olarak sınıflandırılıyor. Robert Koch Enstitüsü’nün sayfasındaki bilgilere göre, Türkiye 6 Haziran’dan beri “riskli bölge” listesinde yer alıyor.

Danimarka, Slovenya, Letonya, Estonya, Avusturya, Polonya ve Litvanya gibi AB ülkeleri ise Almanya’ya benzer bir tutum izliyor. AB dışından gelenlerin zorunlu haller dışında ülkeye seyahatlerinde kısıtlamalar uygulanırken, aşı olanlar test ve karantinadan muaf tutuluyor. Bazı AB ülkeleri yapılan aşıları kabul etmek için ikili anlaşmalar imzaladı. Macaristan, Türkiye, Slovenya ve Sırbistan’dan gelen aşı olmuş kişileri kısıtlamalardan muaf tutuyor.

Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin bütün güncel seyahat kurallarıyla ilgili bilgileri “Reopen EU” adlı internet sayfasından edinebilirsiniz. Bu kuralların sık sık değiştiğini tekrar hatırlatıyorum.

ABD’ye seyahat kuralları

ABD henüz aşı pasaportu ya da digital aşı kimliği gibi bir belge istemiyor. Ancak Aşı yaptırmış olan yolcular Amerika Birleşik Devletleri’ne varışlarından sonraki 3 ila 5 gün arasında test yaptırmaları ve hastalık semptomlarını takip etmeleri isteniyor. Semptom tespit edilmesi durumunda yolculara tekrar test yaptırmaları ve kendilerini karantinaya almaları öneriliyor.

Aşısı olmayan yolculara, seyahat sonrası tekrar test yaptırmaları durumunda 7 gün, test yaptırmamaları durumunda ise 10 gün karantinada kalmaları öneriliyor.

Yolcuların seyahat edeceği eyaletlerdeki yerel otorite kurallarını takip etmeleri gerekiyor. Detaylı bilgiye bu sayfa üzerinden ulaşabilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletleri aşı kriterlerine göre, yolcuların tam olarak aşılanmış (fully vaccinated) sayılabilmeleri için, Biontech/Moderna aşısından 2 doz ya da Johnson aşısından 1 doz yaptırmaları gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri aşı kriterlerine göre Sinovac ve Astra Zeneca aşısını yaptırmış yolcular, henüz tam olarak aşılanmış (fully vaccinated) yolcu kapsamında tanımlanmıyor.

Çin, İran, Avrupa Schengen bölgesi, Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyeti, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’da son 14 gün içerisinde bulunan veya bu ülkelerden çıkış yapacak yolcuların Haziran ayı itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne girişlerine izin verilmiyor.

Görüldüğü gibi hala her ülkenin farklı uygulamalarıyla ve seyahat özgürlüğünün önünde gittikçe büyüyen engellerle karşı karşıyayız. Covid-19 virüsü tüm gezginler, turistler ve seyahat severleri “Vizesiz Dünya” hedefinden uzaklaştırıyor. Virüs ile mücadele aynı zamanda bir seyahat özgürlüğü mücadelesine dönüştü.

AB Dijital Aşı Sertifikası nedir?

Dijital aşı sertifikası siyah-beyaz görselden oluşan bir QR kodu. Bu kod AB’nin 1 Temmuz itibariyle seyahatlerde kolaylık sağlamasını planladığı uygulamada standart verileri içermek üzere tasarlandı. Bunların başında da aşı olunup olunmadığını, Covid-19 atlatılıp atılmadığını veya aktüel testin sonucu yer alıyor. Aşı sertifikası AB vatandaşları ile AB’de ikamet hakkı bulunan kişilere ve AB ülkelerine seyahat hakkına sahip olanlara verilebilecek. Siyah-beyaz görünümlü koddan oluşan görsel, cep telefonlarına indirilen farklı uygulamalar üzerine tutulduğunda içerikteki verilerin okunması mümkün hale geliyor.

Bu yazı NYXmag dergisinde yayınlandı.

23 Temmuz 2019 Salı

Yurt dışına çıkış harcına da zammına da HAYIR!

Seyahat Özgürlüğü temel ve Anayasal bir hak, ancak Türkiye'de kamu otoritesi bu hakkı kolayca yok sayabiliyor. Her yıl pasaportlara otomatik ZAM! Dünyada benzeri olmayan yurt dışına çıkış harcı şimdi 15 TL'den 50 TL'ye çıkarıldı.Torba yasa resmi gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Meselenin sadece para meselesi olmadığını yurt dışına çıkarken yaşanan temel bir hak ihlali olduğunu da uzun zamandır anlatmaya çalışıyoruz. İnsanların ülkelerinden çıkabilmelerini bir parasal zorunluluğa bağlayan neden tek ülkeyiz hiç düşündünüz mü?

Türkiye'de kamu otoritesi seyahat özgürlüğü hakkını kolayca yok sayabiliyor.Her yıl pasaportlara otomatik ZAM yapıyor. Dünyada benzeri olmayan yurt dışına çıkış harcı şimdi 15 TL'den 50 TL'ye çıkarabiliyor. Üstelik Cumhurbaşkanına verilen hakla 50 TL 150 TL'ye kadar artırılabilecek.


Vizesiz Avrupa isteyeceksin, ülkelerin vatandaşlarına koydukları vizeleri kaldırmaya çalışacaksın sonra yurt dışına çıkarken kendi vatandaşına kendin vize koyacaksın. Deseler ki sen bizden önce kendi koyduğun 50 lira vizeyi kaldır, ne diyeceksiniz? 

Kalkması gereken bir harç tam bir haraca dönüştürüldü. Harç yurt dışına çıkan, Türkiye dışında bir yerde oturma izni bulunmayan 7 yaş ve üzerindeki tüm Türkiye Cumhuryeti vatandaşlarından alınıyor.

Vatandaşların yılda 12.2 milyon çıkış yaptığı dikkate alındığında 2020 yılında kişi başına 50 TL olarak uygulanacak yurt dışı çıkış harcından 610 milyon liranın üzerinde bir para ceplerimizden çıkacak.


Biz temel ve Anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Yurtdışı çıkış harcına da zammına da HAYIR!


27 Mart 2017 Pazartesi

Yeşil Pasaport Ayrımcılığı Derinleşti

Birkaç gün önce Resmi Gazete'de* yayımlanan bir Bakanlar Kurulu kararıyla "ihracatçılara hususi damgalı pasaport verilmesine ilişkin esaslar" kesinleşti. Artık son 3 takvim yılı itibarıyla yıllık ortalama ihracatı 1 milyon ABD doları ile 100 milyon ve üzerinde olan firma yetkililerine bir ile beş arasında yeşil pasaport verilebilecek.

Yurttaşlar arasında ayrımcılığa yol açan yeşil pasaport uygulaması maalesef bu kararla daha da derinleşti, arttı. Halbuki bu konunun sakıncaları 3 yıl önce görülmüş, Başbakan Davutoğlu ve Dışişleri bakanlığı bu yönde bir açıklama yapmıştı: "Hususi damgalı pasaport alabilecek kişilerin alanının genişletilmesi ile bu pasaportların kullanım amacı dışına çıkılacağı değerlendirilmektedir. ... resmi görevli kişiler haricindeki kimselere bu nevi pasaportların düzenlenmesi halinde diğer ülke makamlarınca bu tür pasaportlara mevcut kolaylıkların sınırlandırılması hatta vizeye tabi tutulması gibi ihtimalleri gündeme getirebileceği değerlendirilmektedir"


Şimdi bu sakıncaların hiç dikkate alınmadığı anlaşılıyor. Hatta "yeşil pasaport" ile yaratılan yurttaşlar arasındaki hem ücret farklılıkları hem de vize kolaylıkları konusunda son kararda yurttaşlar lehine bir değişiklik de yapılmıyor. Örneğin yeşil pasaport sahipleri harç ödemiyorlar, sadece defter ücreti 94 liraya pasaport alıyorlar, yurttaşlar ise 10 yıllık bir pasaporta 667 lira ödüyorlar, bunun 573 lirası harç.

Milyon dolarlık ihracat yapan işadamlarına harçsız pasaport verilmesindeki amaç nedir, bu neyin jestidir.

Birçok soru sormak mümkün ancak daha önce de vurguladığımız gibi bu uygulama zaten bürokratlar lehine varolan "devletin tüm yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi olan pasaport" konusundaki eşitsizlik daha da artmış, yine bazı yurttaşlar diğerlerine göre birinci sınıf muamelesi görmüş ve imtiyazlı olmuşlardır.

TEKRARLIYORUZ:

Yeşil pasaport 12 Eylül zihniyetiyle birlikte gittikçe genişleyen bir ayrımcılıktır. Devletin bürokrat ve ailelerinin ağızlarına Türkiye'ye uygulanan vizeler karşısında çaldıkları bir parmak baldır. Üstelik bu bal Türkiye'nin AB yolculuğunda bu kesimin "serbest dolaşım" hakkı için vereceği mücadeleye de ket vurmuş, Ankara anlaşması ile kazanılmış hakların müzakere edilmesine yol açmış, "vizelerin kalıcı hale gelmesine devletin kabul vermesini sağlamıştır. Belki de "eşitsizlik" dışında en büyük zararı budur.

Tüm dünyada devlet görevlilerinin kullandığı "hizmet pasaportu", (GRİ pasaport) biz de de olmasına rağmen, üst düzey bürokratlar, aileleri ve devlet görevlileri, emekliliklerinde de daha rahat seyahat etsin, harç ödemesin, bazı ülkelerde vize kuyruklarında "normal" vatandaşlar gibi çile çekmesin diye "yeşil pasaport"a dönüştürülmüştür.

12 Eylül'ün tüm kısıtlamalarından kurtulmayı, tüm ayrımcılıklarına son vermeyi düşünenler nedense bu dönemde genişleyen imtiyazları terk etmeyi akıllarının ucundan bile geçirmemektedirler. Üstelik ayrımcılıkları sona erdirmek yerine yeni gruplara imtiyazlar sağlamayı tercih ediyorlar. As olan eşitliktir, "seyahat özgürlüğü"dür. AB'nin haksız vize uygulamalarıyla mücadelenin yolu, her türlü pasaport ayrımcılığına son vermekten de geçmektedir.

Yeşil pasaport Anayasamızın “kanun önünde eşitlik” ve “yerleşme ve seyahat özgürlüğü” maddelerine aykırıdır! Eşitlik ilkesi açıkça çiğnenmektedir. 


İşadamlarına da yeşil pasaport verilmesi ayrımcılığı artıracaktır. Hangi meslek grubu olursa olsun bu kapsam genişletilerek “ayrımcılık” kalıcı hale getirilemez. 

Avrupa Birliği ülkelerinin haksız vize uygulamalarıyla mücadelenin yolu, kazandığımız “serbest dolaşım hakkına” sonuna kadar sahip çıkmak, yeşil pasaport gibi yan yolları genişletmeye son vermekle mümkündür. 

Eşitlik ve seyahat özgürlüğü temel bir insan hakkıdır ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin müşterisi değil, yurttaşlarıyız!

Yeşil pasaportun yarattığı “ayrımcılığı” ortadan kaldırmak için Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, "seyahat özgürlüğü" konusundaki Anayasal haklarına sahip çıkarak, tüm hukuksal yolları kullanmakta kararlıdır. 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Seyahat Özgürlüğü Engellenemez!*

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti süreci, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahatinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor. Bu 72 kriter üzerinde çalışılırken temel seyahat özgürlüğü hakkı gözden kaçıyor. Seyahat özgürlüğü, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de Türkiye anayasasının 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ne var ki özellikle yurt içindeki uygulamalarda, kamu otoritesinin istediği zaman sınırlanabiliyor hatta yok sayılabiliyor. 

Mart 2010 tarihinde yüksek pasaport harçlarına tepki göstermek için internette Suat Özçelebi’nin kurduğu Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, çeşitli sloganlar ve kampanyalarla temel seyahat özgürlüğü hakkını savunuyor. Grubun en son güncel kampanyası, vize muafiyeti sürecinde pasaportların AB standartlarında yenilenmesinde yurttaşlardan istenen ücret... Mevcut pasaportlarına ödeme yapmış kişilerden tekrar para istenmesine karşı sosyal medyada #yenipasaportaparayok sloganıyla bir imza kampanyası düzenleniyor.


Seyahat özgürlüğü hakkı Türkiye’de sıkça göz ardı edilirken ülke içinde vatandaşlara adeta “vize” uygulanıyor. Örneğin bir kente gitmek, girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkılacağı kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Hatta bu zihniyet o kadar egemen ki “turizm” konusunda yaşanan sıkıntıları gidermek için, “yurttaşların yurt dışı çıkışlarına sınırlama getirilsin”, “harçlar artırılsın” diyerek çözme heveslileri bile var. Benzer şekilde çok uzun yıllardır, yurt dışına çıkmak, seyahat etmek de büyük eşitsizlikler ve hak ihlalleri içeriyor. Yekililer, başka ülkelerin Türkiye’ye koyduğu vizelerden yakınırken, kendisi yurttaşlarına adeta yurt dışına çıkış “vize”si koymuş durumda.

Öğrenciler ve yurt dışındaki yurttaşlar için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün alanını bir yandan genişletirken, diğer yandan büyük eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Yakın zamanda Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bir torba yasa değişikliği ile "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara” harçsız pasaport alma hakkı getirildi. Bu, iktidar partisinin öğrencilere seçimlerdeki bir vaadinin yerine getirilmesiydi. Aynı biçimde yurt dışında yaşayanlar için de konsolosluklardan pasaport almak, yaklaşık yüzde 50 ucuzlatıldı, ortalama 100 avro düzeyine indirildi. Artık Harçlar Kanunu'nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. Fıkrasına eklenen "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar" bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler.

Bu önemli değişiklikler belli kesimlerde memnuniyet yaratırken, aslında var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirdi; Türkiye’de “seyahat özgürlüğü” konusunu kapsadığı gruplar açısından iyice tartışmalı bir hale dönüştürdü.

Dünyanın En Pahalı Pasaportu Türkiye’de


Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportu kullanılıyor. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 avro düzeyinde 10 yıllık biyometrik/çipli bir pasaport Türkiye’de 620,60 Türk Lirası (yaklaşık 190 avro). Bunun 87,5 Türk Lirası defter parası, geri kalanı harç.

Pasaport bir “değerli kağıt” olduğu için aynı zamanda harçlar yasasına tabii ve her yıl “yeniden değerleme” oranında otomatik zam görüyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu.

Seyahat özgürlüğüne temelde en zıt uygulamalardan “yurtdışı çıkış harcı” da sadece Türkiye’de ödeniyor. Her çıkışta ödenen 15 TL’lik harcın kaldırılması için verilen yasa teklifleri, çok uzun zamandır anlaşılmaz bir biçimde bekletiliyor.

Son yasal değişikliklerle oluşan ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan durum şu şekilde:

Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi ya da arkadaşı aynı 5 yıllık pasaporta 620,6 lira ödemeyi sürdürecek.
Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
Yurt dışında yaşayan bir vatandaş 100 avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurt içindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 avro ödemek zorunda kalıyorlar.

#YeniPasaportaParaYok

Bütün bu eşitsizlikler AB ile yapılan 72 Kriter pazarlıklarında bir hak ihlali daha eklendi. Devlet, 72 kriter kapsamında vizesiz Avrupa için 2016 yılında bütün pasaportları değiştireceğini ve pasaport ücretini yine yurttaşlardan alacağını açıkladı. Aslında bu durum fark edilmeyen bir gerçeğin ortaya çıkmasına yol açtı. Meğer 5 yıl önce dünyanın en güvenli, biyometrik ve çipli pasaportları olarak tanıtılan ve 5 yıl içinde herkesin değiştirilen pasaportları AB standartlarında ve yüksek güvenlikli değilmiş, çiplerine parmak izi kaydedilemiyormuş.

Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıklamıştı. Bu maliyetlere rağmen, devletin yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için fahiş bir fiyat belirleniyor, adeta yurttaşa müşteri muamelesi yapılıyor. Bu noktada yapılması gereken çok basit: Pasaport ücretinin tüm yurttaşlar için “defter ücreti” seviyesine çekilmesi; yeni pasaportların ücretsiz olarak değiştirilmesi; yurttaşlar arasında hiçbir ayrımcılık yapılmaması; çocuk pasaport ücretlerinin en az yüzde 50 oranında düşürülmesi; yeşil, bordo pasaport ayrımının ve yurt dışı çıkış harcının kaldırılması.

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, sosyal medyada ve ulaşabildiğimiz tüm mecralarda, bu haksız uygulamaya karşı bir kampanya yürütüyor: “Parasını ödediğimiz pasaportun parasını bizden alamazsınız, kim zamanında bu ihmali yapmış ve bu pasaportları AB standardında yapmamışsa pasaport paralarını onlardan tahsil edin” diyor.

Bu çerçevede Change.org sitesinde “Yeni pasaporta yeni ücret, yeni harç ödemek istemiyoruz! #YeniPasaportaParaYok” adıyla Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’a iletilmek üzere bir imza kampanyası yapıyor. Kampanya detayları ve mektubu için www.seyahatozgurlugu.comsitesini ziyaret edebilirsiniz.

* Bu yazı Magma dergisi'nin internet sitesinde Mayıs 2016 tarihli12. sayısında yayımlandı. Lütfen tıklayın.

28 Mart 2016 Pazartesi

Türkiye'de Seyahat Özgürlüğü'nü, Cumhuriyet Gazetesi'nde yazdık.

Türkiye ve AB’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti olarak adlandırılan diyalog, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse vizesiz Avrupa seyahatlerinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor.

Ancak bütün bu kriterler konuşulurken, Türkiye’de vatandaşların önünde temel bir engel oluşturan bir kriter hep atlandı. Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri buna “73. Kriter: Seyahat Özgürlüğü Engellerini Kaldırmak...” diyoruz. Temelde kaldırılması için uğraş verdiğimiz büyük bir seyahat özgürlüğü engeli AB vizesi dışında, Türkiye ve AB tarafından görüşmelerde göz ardı edilen Türkiye’nin kendi vatandaşlarına koyduğu “vizeler” var. “Seyahat Özgürlüğü”, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de anayasamızın 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ancak uygulamada, ülkemizde temel haklar kategorisinde bile kabul edilmiyor. Kamu otoritesinin istediği zaman keyfi bir biçimde sınırlama getirebildiği, elinizden alabildiği hatta yok sayabildiği bir “hak” niteliğinde.


Eşitsizlikler...
Ülke içinde örneğin bir kente ulaşım, kente girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkacağınız dahil kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Öğrenciler ve yurtdışındaki yurttaşlarımız için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün yaygınlaşmasına değil, aslında daha da büyük eşitsizliklere ve haksızlıklara yol açtı.

En pahalı pasaport
Artık Harçlar Kanunu’nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. fıkrasına eklenen “Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar” bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler. Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportunu kullanıyoruz. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 Avro düzeyinde 10 yıllık çipli bir pasaport. Türkiye’de 620,6 lira. (yaklaşık 200 Avro) Bunun 87,5 lirası defter parası, geri kalanı harç. Pasaport bir “değerli kâğıt” olduğu için, harçlar yasasına tabi ve her yıl “yeniden değerleme” oranında “otomatik zam” geliyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, T.C. pasaportu. 


Peki çözülmesi gereken 73. kriter, “seyahat özgürlüğü”nün önündeki engeller neler?
  • Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6-7 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi aynı 5 yıllık pasaporta 621 lira ödemeyi sürdürecek.
  • Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
  • Yurtdışında yaşayan bir vatandaş 100 Avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurtiçindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 Avro ödemek zorunda kalıyorlar. 
  • Devlet daha 5 yıl önce yenilediği ve çipli, çok güvenli dediği pasaportları şimdi AB kriterlerinde güvenli değil diye tekrar yeniliyor. Üstelik parasını ödediğiniz pasaportların parasını yine bizden alarak.
Sorular...
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak soruyoruz: Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıkladı. Devlet yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için nasıl bu kadar fahiş bir ücret belirleyip, onlara “yurttaş” değil adeta “müşteri” muamelesi yapabiliyor? Vatandaşları arasında yeşil- bordo pasaport ayrımı yapan (Bütün dünya ülkelerinde 3 çeşit Türkiye’de 4 çeşit pasaport var), çocuklara 5 yıllık pasaportu 10 yıllık fiyatına satan, yurtdışı çıkış harcı alan devlet, bunca eşitsizlik ve ayrımcılık yetmiyormuş gibi, şimdi de “yeni haklar sağlıyorum” diyerek, yurtdışında yaşayanlar- yaşamayanlar, öğrenci olanlar-olmayanlar ayrımcılığı yapıyor ve parasını ödediğimiz pasaportu yeniden bize satarak neyi hedefliyor?


T.C. pasaportu yurttaşlarımızın uluslararası kimlik belgesi, nüfus cüzdanıdır. Asgari ücretin 1.300 lira olduğu bir ülkede 620,6 liraya pasaport “satılamaz”. Devlet yurttaşları arasında “ayrımcılık” yapamaz, anayasanın “kanun önünde eşitlik ilkesi”ni yok sayamaz. AB vize muafiyeti için sadece 72 kriter değil, 73. kriter de yerine getirilerek vatandaşlarımızın önündeki seyahat özgürlüğü engelleri kaldırılmazsa, bu muafiyet gerçekleşirse, sadece küçük bir azınlığa hizmet edecektir.

O. Suat Özçelebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sözcüsü

26.03.2016

9 Mart 2016 Çarşamba

73. Kriter T.C. Yurttaşlarının Seyahat Özgürlüğü

Suriye'deki iç savaş, Türkiye'yi 2,5 milyonun üzerinde bir göçmen/mülteci(geçici sığınmacılar ifadesi de kullanılıyor) akınıyla karşı karşıya bıraktı. Türkiye insani perspektifi öne alarak bu göçmenlere kapılarını ardına kadar açtı. Ancak kısa bir zamanda hem Avrupa Birliği'nin hem de Türkiye'nin dış politikasındaki zaaflar ve öngörüsüzlükler de bu göçmen, mülteci akınını adeta körükledi.

Şimdi Avrupa kapılarına dayanan ve uzun zamandır Akdeniz'i büyük bir mülteci mezarlığına dönüştüren, uzun yıllardır yaşanmamış boyutta insani bir kriz ile karşı karşıyayız.

Türkiye, AB ile adeta pazarlık yaparak, (Başbakan buna "Kayseri pazarlığı" bile dedi) göçmenler/mülteciler karşılığında para, AB sürecinde ilerleme ve vize muafiyeti istiyor. Bu karşılıklı bir şantaja da dönüşen pazarlıktan, yıllar sonra çok fazla kişinin utanacağı çok açık, (Uluslararası Af Örgütü'nün çekincelerine bakmak yeterli, tıklayın) ancak şimdi kimse yaşananların ahlaki/insani boyutuyla ilgili değil, herkes "mülteci" ihalesini bir biçimde birbirinin üzerinde bırakmaya çalışıyor.



AB'nin pazarlıkta para ve süreçte ilerleme kartlarına evet dediğini, vize muafiyeti için ise yıllardır ileri sürdüğü 72 kriteri yine önümüze koyduğunu görüyoruz. Bu konuda Türkiye kendisini bir tampon bölgeye dönüştürecek olan Geri Kabul Antlaşması şartlarına her zamankinden daha istekli görünse de Haziran ayına hatta Ekim ayına kadar bu kriterlerin yetişmesi güç görünüyor. 

Kriterlerle ilgili Mart ayı itibarıyla tablo şöyle: AB'nin istediği kriterlerden 19'u tamam, 17'si hemen hemen bitmiş gibi, 21'inde iyi ilerleme ve kısmen tamamlanmış görünüyor, 12'si kısmen hazır, ancak 3'ünde henüz hiç ilerleme yok. 


Bu kriterlerin neler olduğu ve ne durumda olduklarını görmek için Al Jazeera ilerleme raporlarındaki metinleri karşılaştırarak, 72 kriteri, yerine getirilen 19 maddesi ve geri kalan 53 maddelik kriterlerin neler olduğunu belirledi.

73. Kriter
Ancak AB'ye uyum konusunda ilerlemeyi de ülkesinde zorunlu olarak kalan mültecilere kaynak/para ve yurttaşları için vize muafiyetine dönüştürmeye çalışan Türkiye, aslında 73. kriter diyebileceğimiz ve bu kriterlerin hepsinin önünde duran bir kriter konusunda uzun yıllardır adım atmıyor. O da kendi yurttaşlarına koyduğu "vizeler".

Türkiye başka ülkelerle sürekli kendisine koydukları vizeleri kaldırmaları için uğraşırken ısrarlı bir biçimde dünyanın en pahalı pasaportunu yurttaşlarına satmaya, her yıl pasaporta otomatik zam yapmaya, yurttaşları arasında yüksek harçlar, pasaportlar, yurt içinde yaşayan yaşamayanlar diyerek ayrımcılık yapmaya, çocuklarına 5 yıllık pasaportu 10 yıllık pasaport ücretine satmaya, dünyada benzeri olmayan yurt dışı çıkış harcını uygulamaya devam ediyor.

Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak Türkiye'nin 72 kriterden önce, her vatandaşımızın hakkı olan bu 73. "seyahat özgürlüğü" kriterini yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.


Anayasal ve temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmak, adeta kendi vatandaşlarınızın önüne koyduğunuz "vizeleri" sona erdirmek, Türkiye'nin en az bu 72 kriteri yerine getirmesi kadar önemli, öncelikli ve üstelik daha kolaydır.

Bu adımlar atılmadan "seyahat özgürlüğü" konusunda kimsenin samimi olduğunu düşünmek mümkün değildir.

14 Ocak 2014 Salı

Avrupa Birliği Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'na Açık Mektup

Mevlüt Çavuşoğlu
Avrupa Birliği Bakanı
Baş Müzakereci

Sayın Bakanım,

Öncelikle yeni görevinizde başarılar dileriz. Bugün bir gazetede "Vatandaşlarımızın sadece %15'inin pasaporta sahip olduğunu düşünürsek, bu konuda ciddi adımlar atmamız gerekiyor." sözünüzü de içeren haberi okuduk.

Biz de bu konunun değindiğiniz gibi çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak bugün size Twitter hesabınızdan da anlatmaya gayret ettiğimiz gibi, vatandaşlarımızın çok küçük bir kesiminin pasaport sahibi olmasının birçok sebebi var. Bunların başında temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğüne hükümetinizin, uzun zamandır bir temel hak perspektifi dışında yaklaşmasıdır.

Türkiye'nin dünyanın birçok ülkesine karşı yürüttüğü "vizeleri" karşılıklı kaldırma politikası, hatta AB ile yeni imzaladığımız Geri Kabul Anlaşması ile derin çelişkiler barındıran seyahat özgürlüğü uygulamalarına dikkat çekmek istiyoruz.

Doğrudan Bakanlığınızı da ilgilendirdiğini düşündüğümüz bu uygulamalar, sadece vatandaşlarımızın pasaport sahibi olmasını engellemiyor, aynı zamanda yurt içinde ve dışında yaşayan tüm yurttaşlarımızın Anayasal haklarını çiğneyecek boyutlara ulaşmış durumda.

Türkiye'de uzun yıllardır seyahat özgürlüğünü engelleyen başlıca uygulamalar ve hükümetleriniz döneminde de sürdürülen politikalarınız şunlar:
  • Fahiş Pasaport harcı:
    • Dünyanın en pahalı pasaportu olma rekorunu T.C. pasaportu uzun zamandır koruyor: Dünyada ortalama 60 $ seviyesinde Türkiye'de 534 lira! (260$)
  • Otomatik Pasaport Zammı sürüyor:
    • Dünyada sadece Türkiye'de olan otomatik pasaport zammı bu yıl da sürdürüldü. Yıl sonunda %3,93 pasaport ücret ve harçlarına zam yapıldı. Bu oran geçen yıl  %15 olmuştu.
  • Yurt dışı çıkış harcı sürüyor:
    • Yine sadece dünyada Türkiye'de olan 15 liralık yurt dışına çıkış harcı aynen korunuyor.  
  • Çocuklara, gençlere, yaşlılara indirim yok!:
    • Dünyanın bir çok ülkesinde çocuklar ve gençler pasaportlarını %50'ye varan indirimlerle alıyorlar. Türkiye'de 1 yaşındaki bebek bile ebeveyniyle aynı ücreti, 5 yıllık pasaporta 534 lira ödemek zorunda. Dünyada yine birçok ülke yaşlıların yurt dışı seyahatlerini kolaylaştırmak için 65-70 üstüne büyük indirimler uyguluyor.
  • Yeşil Pasaport Ayrımcılığı sürüyor!:
    • Dünyada 3 çeşit Türkiye'de 4 çeşit pasaport var. 4. pasaportun adı Hususi (Yeşil) pasaport, devletin bürokratları ve ailelerine vize ve harç için sağladığı bir imtiyaz. Ancak yaklaşık 1,2 milyon kişinin kullandığı bu imtiyaz yurttaşlar arasında ayrımcılık yaptığı için Anayasa'nın eşitlik ilkesine açık bir şekilde aykırı. 2013'de iş adamlarına verilerek yaygınlaştırılmaya çalışılan bu "imtiyaz" şimdilik durduruldu.
  • Avrupa Birliği haksız "vize" uygulamalarını sürdürüyor:
    • Avrupa Birliği haksız vize uygulamalarını ve yüksek vize harçlarını sürdürüyor. Giriş kapılarında ve konsolosluklardaki kötü muamele ve keyfi vize vermeme tutumunda bir değişiklik yok. Vize işlemlerinde gereksiz bir bürokrasi ve evrak yığını ile insanlar bezdirilmeye, caydırılmaya çalışılıyor.
    • Geri Kabul Antlaşması imzalandı, süreç içinde sonuçlanacak bu antlaşma ile ilgili bir çok koşul, çekince ve itiraz mevcut. Hükümet AB ile 3,5 yıl içinde "vize muafiyeti" uygulamasına geçileceğini ileri sürüyor.
  • Dünya'da hala birçok ülkeye ancak vizeyle gidebiliyoruz:
    • Son yıllarda hükümetin çabası ile birçok ülke ile karşılıklı vizeleri kaldırma, muafiyet uygulamaları arttı. Ancak vizesiz seyahat edebildiğimiz ülke sayısı hala 80 civarında.

Sayın Bakan, yukarıda belirttiğimiz engeller ortadan kaldırılmadıkça, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ülkelerinde "vatandaş değil, "müşteri" muamelesi görmeyi sürdürecek ve temel hakları olan seyahat özgürlüğünden tam anlamıyla yararlanamayacaklardır.

Sayın Çavuşoğlu, eğer gerçekten vatandaşlarımızın daha fazla pasaport sahibi olmalarını ve yurt dışına çıkarak dünyanın kapılarını aralamasını istiyorsanız, öncelikle her vatandaşımızın, ailenin önüne dikilen "maddi" engellerin kalkması için acil adımlar atmalısınız.

En kısa zamanda başta Maliye Bakanı olmak üzere bu sorunların çözümünden doğrudan sorumlu bakanlarımızla bir araya gelebilirsiniz. Ancak yukarıda bahsettiğimiz engeller ortadan kalktığı zaman, ülkemizde seyahat özgürlüğü Anayasal bir hak olarak hayat hakkı bulabilecektir.

Seyahat özgürlüğü mücadelemize desteğinizi bekliyoruz.

Saygılarımızla,

O. Suat Özçelebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri Sözcüsü
www.seyahatozgurlugu.com

14 Aralık 2013 Cumartesi

Yurt dışına çıkış harcına karşı #Harcısıfırlayın kampanyası

3 yıldır mücadele ettiğimiz Türkiye'deki temel seyahat özgürlüğü engellerinden birisi de yurt dışına çıkış harcı. Bu benzersiz harç dünyada hiçbir ülke tarafından kendi vatandaşlarına uygulanmıyor. Ve Anayasa'ya aykırı olduğu için de uzun zamandır dava konusu.



Bu harcın kaldırılması için birçok kampanya yaptık. Hatta harca zam yapılması girişimlerini "bu sefer olmaz" kampanyası ile önledik. 

Şimdi bir CHP milletvekilinin soru önergesi üstüne Gümrük ve Ticaret bakanı Hayati Yazıcı "kalkabilir" yanıtını vermiş. Yazıcı'nın sözleri şöyle: "2007 yılında bunu indirdik 15 TL'ye. Ben de uçaktan inerken yapılan anonstan rahatsız oluyorum. Maliye Bakanı arkadaşımla bunu konuşacağım. İnşallah öyle bir formülasyon yaparız"


Biz sadece "anonstan" değil böyle bir harcın olmasından rahatsızlık duyuyoruz hatta utanıyoruz.

Anayasal ve temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğü'nün böylesine keyfi bir biçimde sınırlandırılması, engel konulmasını Anayasa ihlali olarak görüyoruz. Kendi vatandaşına "vize" koyan bir ülke olma ayıbından kurtulmak istiyoruz.

Tüm Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri'ni yurt dışı çıkış harcına karşı #HarcıSıfırlayın kampanyasına katılmaya çağırıyoruz.

Kampanya bölümünden lütfen hazırladığımız bannerları kopyalayarak kullanın! Bannerlara ulaşmak için Tıklayın!