temel haklar ve özgürlükler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
temel haklar ve özgürlükler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2015 Pazartesi

Sayın Kadir Topbaş'a açık mektup,

Beyaz Masa'dan 36 gün sonra aynı yanıtın gelmesi üzerine;



Sayın Kadir Topbaş,
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı

Öncelikle bir yanlış anlamayı baştan düzeltelim. Sizden, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden 24 saat işleyen bir metro istemiyoruz. 

Sadece binlerce İstanbullunun yıllardır taleplerine, hislerine tercüman olup;

Dünyada birçok metropolde olduğu gibi İstanbul'da da gece geç saatlere örneğin saat 02.30'a kadar...(01.30'da olsa başlangıçta o da olur)

Ya da hafta sonları Cuma, Cumartesi günleri 24 saat işleyen bir metro istiyoruz.
Ya da özel günlerde sadece Ramazanda değil, gece geç saatlere kadar çalışan bir metro istedik.

Ramazan ayında gece saat 01.00 kadar metro'yu işletebildiğinizi görünce, demek daha önce ileri sürülen engeller, gerekçeler ortadan kalkabiliyor diye yeniden başvurduk. Kimi özel maç ve günlerde de yaptığınız gibi...

Beyaz Masa'dan şu yanıtı verdiler:




"Daha önceki yanıtlarınızı tekrarlamayın, lütfen net olun" dememize rağmen kısmen daha uzun, ama ilgisiz, sorduğumuz asıl soruyu yanıtlamayan bir yanıt gelmişti. 

Tekrar bir başvuru yaptık, bir yanıt geldi, ama yine aynı şeyleri söyleyerek. Üstelik 36 gün sonra.

36 gün (ki ilk başvurularımızı hesaba katsak daha fazla) yanıt vermek için neyi beklediklerini, madem aynı şeyleri yazacaklarsa bizi 36 gün niye oyaladıklarını anlamıyoruz. Tekrar oyalanmak ve aynı şeyleri dinlemek istemediğimiz için doğrudan size başvuruyoruz.

Sayın Topbaş, 

Lütfen bu talebimize, siz bir karşılık verir misiniz?

Yine bize yollanan yanıtta deniyor ki "mevcut bakım konsepti" ile işletme saatlerinin uzatılması mümkün görünmemektedir.




Ramazan'da 1 ay (30 gün) "mevcut bakım konseptini değiştirip işletme saatlerinde esneklik" sağlayabiliyorken, bakım, yoğunluk, personel vb. konuları çözebiliyorken daha sonra neden çözülemiyor?

Örneğin 30 gün esneyebilen işletme saatleri, "mevcut bakım konsepti" sadece hafta sonları Cuma veya Cumartesi günleri, yani yılda toplam 48 gün niye esneyemiyor?

İstanbulluların gece geç saatte metro talebi neden başka zamanlarda esneyen işletme saatlerini esnetmeye yetmiyor, İstanbul Ulaşım A.Ş. tüm dünyanın çözebildiği, verebildiği bir hizmeti vermek için neden yeni bir "bakım konsepti" oluşturamıyor?

Bu "bakım konsepti" nasıl bir şeydir ki mesela 30 gün esniyor, 48 gün esneyemiyor!

Öyle bir yaklaşım gördük ki, sanki "imkansız" dünyada örneği olmayan bir şey istiyoruz. Hayır, öyle değil.

Daha önce örnek verilen dünyanın birçok metropolünü biz de inceledik, "Gece 12'de son metro" diye bir şey yok. Ulaşım A.Ş.'ye bu örnekleri de yolladık. Dünyanın metrolarını istediğimiz gibi örnek verirken, onların yapabildiklerini İstanbul'da biz neden yapamıyoruz?

İstanbul'dan çok daha büyük veya bize yakın ağa sahip metrolar en fazla 3-4 saatte bakımlarını yapabilirken, yoğunluklarını, işletme saatlerini esnetirken, hangi "bakım konseptlerini" uyguluyorlarsa biz bunu İstanbul metrosunda neden yapamıyoruz?

Bu konuda İstanbul halkının talebi net! Hatta geçen yıl bizim de desteklediğimiz (linki şurada) bir imza kampanyası yapılmış 15 bine yakın insan geç saatte metro talebine imza atmıştı. 

Size başvurumuzu haberleştiren Hürriyet Gazetesi'nin haber içinde yaptığı ankete katılan yaklaşık 5 bin kişi yüzde 90 "Gece geç saatte metro" istediğini belirtti. (linki şurada)

Sayın Kadir Topbaş, birçok konuda halkın oyuna, fikirlerine başvuruyorsunuz, taleplerini dikkate alıyorsunuz, yıllardır bu talebi neden dikkate almıyorsunuz? Bu konuda neden adım atmıyorsunuz? 

Bu talebimizi inceleyerek, geç saate metroyu Ramazan ayı dışında da uygulamaya sokmak için neler ve ne zaman yapılabileceğini bizimle paylaşır mısınız? 

Anayasal ve temel bir insan hakkı olan "seyahat özgürlüğü"nün dünyanın diğer metropollerindeki metrolarda olduğu gibi İstanbul'da da gece geç saatlerde kullanılabilmesini sağlar mısınız?

"Sizin için çalışıyoruz" sloganınızın gerçekleşmesini diliyoruz.

Saygılarımızla.

O. Suat Özçelebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri Sözcüsü


Dünyadaki bazı kentlerde metro hizmet saatleri şöyle:

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüsü arkadaşlarımız dünyada yaşadıkları ülke ve şehirlerdeki metro sistemlerini incelediler. Özellikle sizin söz ettiğiniz 3 kent ile İstanbul Metrosu kıyas kabul etmeyecek örnekler. Görece İstanbul metrosuna yakın olabilecek şehirlerde de gece 12 paydos diye bir uygulama kesinlikle yok.

Örneğin bahsettiğiniz Paris metrosunda ağa bağlı her istasyonda yılın her günü sabah 05:30 ile gece 01:15 arasında hizmet veriyor. Aralık 2006'dan itibaren ise cuma cumartesi geceleri ve tatil öncesi gecelerde, resmi bayram tarifelerinde saat 02:15'e kadar hizmet veriyor. Yeni Yıl, the Fête de la Musique (Müzik Günü) ya da Nuit Blanche (Beyaz Gece) gibi özel günlerde ise şebeke kısmi olarak tüm gece açıktır. Bu durum sadece ana istasyonlara ve hatlara (1,2,4,6), RER hatlarındaki bazı istasyonlara ve otomatik hatta (14) ait tüm istasyonlara özeldir.

Londra metrosu 05:00-00:30 saatleri arasında Londra halkına hizmet veriyor. Eylül ayında 5 hat da haftasonları, özel günlerde 24 saat hizmet verecek.

Barselona Metro sistemi hafta içi hafta içi (Pazartesi-Perşembe) ve Pazar günleri 05.00–24.00 arası işleyen metro, Cuma günü 05.00–02.00 ve cumartesi günü ise 24 saat çalışıyor. Yaz dönemi ve yılbaşında Cumartesi günleri ise sabaha kadar 24 saat metro faaliyette.

Almanya'da da Berlin metrosu, Hamburg metrosu u bahn diye tabir edilen ve u1, u2, vs diye adlandırılan bir sistemdir. Burada da gece 0.30, 01'e kadar çalışan hatlar var ve tabii haftasonları, cuma ve cumartesi geceleri, özel günlerde sabaha kadar çalışıyorlar.

20 Aralık 2011 Salı

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'ndan talebimdir.

20.12.2011

Anayasa Uzlaşma Komisyonunun Değerli üyeleri

Anayasamızın “seyahat özgürlüğü”nü düzenleyen 23. Maddesinin yurttaşlarımızın “seyahat özgürlüğü” haklarını koruyamadığı için yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Seyahat özgürlüğü bir temel "insan hakkı"dır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 13. Maddesinde belirtilmiştir:
“1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır. 
2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahipti
r.”

12.Eylül.2010 tarihinde yapılan referandumla değiştirilen T.C. Anayasası’nın Yerleşme ve seyahat hürriyeti başlığı altındaki 23. maddesi de bu hakkı şöyle tanımlamaktadır:

“Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.
Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;
Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek;
Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.
Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olarak sınırlandırabilir.
Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.”


Bu yeni değişiklikle "seyahat özgürlüğü" sadece suç soruşturması ve kovuşturması nedeniyle hakim tarafından sınırlandırılabiliyor ve artık bunun dışında sınırlandırılamıyor.

Ancak Türkiye’de başka ve daha büyük bir sınırlandırma var: Devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu, uluslararası kimlik belgesi olan pasaportlar, harçlar kanunu gereğince her yıl otomatik zamma tabi.

Üstelik bu pasaportlar “dünyanın en pahalı pasaportları”, dünyada biyometrik 10 yıllık pasaportların ortalama ücreti 50 dolar, bizim ülkemizde 225 dolar. Ayrıca vatandaşlardan bir de yurt dışına çıkış harcı alınıyor.

Asgari ücretin yaklaşık 700 TL olduğu ülkemizde, (837 lira olan brüt asgari ücret 2012 yılında 888 liraya çıkacak) bir kişinin veya bir ailenin ciddi sıkıntılar yaşamadan bu ücretlerle pasaport sahibi olması, yurt dışına çıkması olanaksız. Bu durumun Anayasal hakkımız “seyahat özgürlüğü”nü açıkça ihlal ettiğini düşünüyorum.

“Seyahat özgürlüğü”nün temel bir insan hakkı olmasının yanında bir ülkenin insanlarının, kültürünün, ekonomisinin, uluslararası ilişkilerinin gelişmesindeki olumlu rolü, uzun zamandır tüm dünya tarafından kabul edilmektedir. Ama öyle bir yönü daha vardır ki onu da Amerikalı yazar Mark Twain’in sözleri ile vurgulayalım: “Ön yargı, taassup ve dar görüşlülüğün en iyi tedavisi seyahattir.”



Bu konuda;

Yeni Anayasamızda ilgili maddede (23.) yapılacak küçük bir değişiklikle, yüksek pasaport harç ve ücretleriyle elimizden alınan “seyahat özgürlüğü” kısıtlamalarına, harçlar kanunu bahane edilerek pasaportlara her yıl zam yapılmasına bir engel konulabilir düşüncesindeyim.

Bu değişiklik talebimin Anayasa değil, yasalarda yapılacak bir düzenlemeyle çözülebileceğini düşünebilirsiniz. Ancak yasal bir düzenleme, hükümetlere vergi veya harca ihtiyaç duyduğu her seferde üzerinde değişiklik yapabileceği bir zemin sağlıyor, üstelik temel bir insan hakkının sınırlanmasına yol açıyor. (şimdi olduğu gibi her yıl ortalama enflasyon oranında harçlar artıyor) Seyahat özgürlüğü, Anayasal güvence altında olmalıdır.

Yeni Anayasa’nın “Seyahat Özgürlüğü” başlığı taşıyacak maddesine eklenmesini istediğim fıkra önerileri:

·         Vatandaş talep etmesi halinde devletten maliyetine pasaport alma ve bu belgeyi yenileme hakkına sahiptir.

·         Devlet vatandaşlarına yurt içinde ve yurt dışında kullanacağı resmi kimlik belgelerini (maliyetine) sağlamakla yükümlüdür.

·         Devlet yurt içinde ve dışında seyahat etmek isteyen vatandaşlarına gerekli resmi kimlik belgelerini bedelsiz sağlamakla yükümlüdür.

Bu öneriler elbette Anayasa-yasa yazım tekniği açısından gözden geçirilebilir. Ama özüne dokunulmamalıdır: Devlet, vatandaşlarına vermek zorunda olduğu nüfus kağıdı, pasaport, evlilik cüzdanı vb. kimlik belgeleri için, vatandaşlarından “fahiş” ücret talep edememelidir. 

Saygılarımla,

O. Suat Özçelebi
T.C. Kimlik No:

Not:(Bu talebimi bugün TBMM yeni anayasa internet sitesi üzerinden "Seyahat Özgürlüğü Gönüllüsü" olarak ilettim. Sizlere de öneririm.)

15 Kasım 2010 Pazartesi

"Seyahat Özgürlüğü" TBMM'ye taşındı.

Mart ayından beri yürüttüğümüz kampanyanın, en önemli merhalesi pasaport ücretlerinde % 50'lik indirimin sağlanmasıydı. Birçok kişi bu indirimi yeterli gördü. Fakat biz seyahat özgürlüğü gönüllüleri olarak bu indirime rağmen "dünyanın en pahalı pasaportunu" kullanmaya devam ettiğimizi kamuoyuna duyurduk. Ve Eylül ayında da bir imza kampanyası başlattık.

İmza kampanyamızı sürdürürken,  ilk kez kampanyalarımızda sorduğumuz soruların TBMM'de de yankı bulduğunu öğrendik.

MHP Adana milletvekili Yılmaz Tankut, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a 13 Ekim tarihinde "seyahat özgülüğü ve pasaport gerçeğini" ortaya çıkarmayı hedefleyen bir soru önergesi verdi. 

Önergenin bizim açımızdan iki önemli noktası var: Birincisi Meclis'te kayıtsız kalınan bir konuda bir milletvekilimiz "kamuoyunun çabalarıyla biyometrik pasaport harçlarının indirildiğini" TBMM'de kayda geçirmiş oldu. İkincisi ve en önemlisi, bizim de sorduğumuz temel soruları iç tüzük gereği Başbakan'ın (hükümetin) en geç bir ay içinde (bir gün mutlaka :) yanıtlaması gerekiyor.

Sayın Yılmaz Aykut'un sorduğu sorular, şunlar:

1. Harçlar konusunda yeni bir düzenleme yapılması düşünülüyor mu?
2. Dünyadaki en pahalı pasaport ücretinin Türkiye'de olduğu iddiaları doğru mudur?
3. Pasaport harçları konusunda ülkemizden daha ucuz ve yüksek ücret uygulayan ülkeler hangileridir ve ücretler ne kadardır?

Seyahat özgürlüğü gönüllüleri olarak biz de bu soruların yanıtlanmasını ve dünyanın en pahalı pasaportunu kullanmaya mecbur bırakılan halkımızın gerçeklerle yüzleşmesini istiyoruz.

Üstelik kapıda yeni bir pasaport ZAMMI daha var!

Meclisteki vekillerimizin temel insan hakkımız seyahat özgürlüğü için mücadele etmelerini istiyor ve bekliyoruz...

Soru önergesine ulaşmak için TIKLAYIN!

22 Ağustos 2010 Pazar

İmza kampanyası, yeşil pasaport ve vizeler üzerine...

"Seyahat özgürlüğümüzü geri istiyoruz" kampanyamız çerçevesinde başlatacağımız imza kampanyası için geri sayım başladı. Son hazırlıkları yapıyoruz. Dünyanın en pahalı pasaportuna sahip olmak istemiyoruz. Ve bu ayıptan kurtulmak için hep birlikte mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu konudaki gelişmeleri, siz "seyahat özgürlüğü gönüllüleri" ile daha sıklıkla paylaşacağım.

Pasaport ücretleri konusunda sağladığımız %50 indirim, birçok "seyahat özgürlüğü gönüllüsü"ne bir tür başarı sarhoşluğu/rehaveti getirdi. Ve hala dünyanın en pahalı pasaportunu kullandığımız gerçeğini unutmuş görünüyorlar. İmza kampanyası bu gerçekle de bizi tekrar yüzleştireceği için oldukça önemli bir etkinlik olacak.

Basında son zamanlarda "vize" sorunu konusunda daha fazla yazı çıkmaya başladı. Özellikle "seyahat özgürlüğü gönüllüleri"nden Ufuk Yünlü ve Onur İnal bu konuyu da basın düzeyinde de ilgiyle takip ediyorlar. Birçok gazeteciye bu konuya karşı duyarlılığımızı iletiyorlar.

Vize, hem harçlar, hem istenen anlamsız belge ve bürokrasisi, ama en çok "eziyet" ve insanlık dışı muamele boyutuyla yurtdışına gitmek isteyen tüm yurttaşlarımızın başının belalısı. Üstelik devlet bu konuda ciddi bir ilerleme bi tülü sağlayamadı, AB ülkelerinin hukuksuz vize uygulamalarına somut bir mücadele başlatılamadı.

2-3 aydır bana ulaşan mesajların büyük bir çoğunluğu "seyahat özgürlüğü gönüllüleri"nin vize konusunda da bir mücadele başlatmaları yönünde...

Bir diğer konu da "yeşil pasaport" garabeti. Bu tür bir pasaport dünyada yok. Anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı olarak, devlet kendi üst düzey bürokrat ve memurları için, ayrıca onların aileleri için bir pasaport "uydurmuş". Bu pasaport sahipleri kendileri ve aileleri için sadece pasaport ücreti ödüyor, harç ödemiyorlar. Ayrıca birçok ülkeye vizesiz giderek, vize harçlarında da ayrıcalık kazanmış durumdalar.

Uzun yıllardır süren bu eşitsizlik, hem vatandaşlar arasında ciddi bir ayrımcılık yaratıyor hem de bu pasaport sahiplerini, yani temelde duyarlılığı daha yüksek olması gereken bürokratları pasaport sorunu karşısında kayıtsız ve duyarsız hale getiriyor.

Yeşil pasaport, bir "eşitsizlik" belgesidir. Anayasa'nın açık seçik çiğnenmesidir. Devletin kendi yurttaşları arasında ayrımcılık yapmasıdır. Çözemediği vize sorununu, belli bir kitleye imtiyaz sağlayarak "çözmüş gibi yapması", kendini aldatmasıdır. Hizmet pasaportunun olduğu bir ülkede, yeşil pasaportun hiç bir haklı gerekçesi ve bahanesi olamaz.

Seyahat özgürlüğü gönüllüleri olarak, bundan böyle mücadele alanımızı daha da genişleteceğiz.

Ancak ilk hedefimizden henüz şaşmamalıyız. Dünyanın en pahalı pasaportunu, dünya ortalaması olan 50 dolar seviyesine indirmesi için devlete/hükümete, sorunu/çözümü duyurmak. Toplumsal farkındalığı artırmak için hala almamız gereken ciddi bir yol var.

"Seyahat özgürlüğü"nün temel bir insan hakkı olduğu konusunda neredeyse hiç olmayan bir bilinç düzeyi ile hareket etmek zorunda kalıyoruz. Bırakın sıradan yurttaşlarımızı, birçok etkili yetkili kişi bile bu "Anayasal hak" konusunda bilgisiz.

Son referandumda oylanacak Anayasal değişikliklerden birinin yine "seyahat özgürlüğü" kapsamında olduğunun da çok az kişi farkında.

Kısacası, "seyahat özgürlüğü" Türkiye'de birçok özgürlük alanı içinde en çok ihmal edilenlerden biri. Haklar ve özgürlükler rejimi konusunda çok geriden geldiğimiz açık, ama bu bir bahaneye dönüşmemeli, sadece gerçeğin farkında olmamız için bunları hatırlatıyorum...

7 Mayıs 2010 Cuma

1 Haziran 1 Fırsat!

Uzun yıllardır dünyanın en pahalı pasaportlarını kullanıyoruz. Hatta pahalılıkta 1. sırayı kimselere kaptırmıyoruz.*

Türkiye’de devlet, tüm yurttaşlarına sağlamak zorunda olduğu pasaportları, çok yüksek harçlarla satıyor.

1 haziran tarihinde 7 yıldır süren bir çalışmanın sonucuna ulaşacağız, biyometrik pasaportlara kavuşacağız. Böylece AB standartlarında daha güvenli ve kullanışlı pasaportlara sahip olacağız.

Ama pasaport ücretleri yine 2010 yılında belirlenen yüksek ücretlerden farklı olmayacak. Üstelik, artık çocuklar pasaportlara işlenemediğinden, her biri için ayrı bir pasaport daha çıkartmak zorunda kalacağız. Bu da yeni bir maliyet, aile bütçesine yeni bir külfet, yeni bir engel!

Dünyada zengin ya da yoksul, modern ya da değil 160’ın üzerinde ülke vatandaşlarına ortalama 45-50 dolara biyometrik pasaport veriyor. Üstelik çoğu bu bedelde pasaportları en az 5-10 yıllık bir süre için veriyor.

Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin toplam biyometrik pasaport ücreti/harcı (5 yıl için) 3.017.-TL. Evet yanlış okumadınız: ÜçbinonyediTürkLirası… Asgari ücretin neredeyse 6 katı. Bu ücrete fotoğraf, ulaşım, yurt dışı çıkış harcı vb. harcamalar dahil değil, yani pasaportlarımız altından daha değerli...

Bu harçlarla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına açıkça “otur oturduğun yerde, yurt dışı sana bir hayal” diyor! Daha amiyane deyimle bu harç değil bir tür haraç!

Daha da ötesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13. Anayasamızın 23. maddesinde temel bir insan hakkı olarak kabul edilen, yani her insanın doğuşundan itibaren kazandığı “seyahat özgürlüğü”nü devlet, bu yükseklikte harçlarla yurttaşlarının elinden alıyor. Bu açık bir insan hakkı ihlalidir.

Üstelik daha yeni yapılan Anayasa değişikliklerinde “seyahat özgürlüğü”nün kısıtlanması sadece hakim kararına bağlanırken ve seyahat özgürlüğü hakkı daha da genişletilirken, asıl engelleyicilerden biri olan pasaport ücretlerine dokunulmaması kabul edilemez.

Buradan Sayın Başbakan, Maliye, İçişleri ve Dışişleri Bakanları başta olmak üzere tüm yetkililere, açık bir çağrı yapmak istiyorum:

1 Haziran 1 fırsattır. Gelin bu tarihte modern pasaportlara kavuşacak T.C. yurttaşlarına bu pasaportları edinebilme/kullanabilme şansı tanıyın. 1 Haziran gelmeden, pasaport harçlarını dünya ortalaması olan 45-50 dolar seviyesine düşürün.

Bunun için bir yasa değişikliği gerekiyorsa şimdiden girişimde bulunun ki 1 haziran’dan önce bu harçlar düşürülsün ve kimse “biyometrik pasaport”lara yüksek harç edemek zorunda kalmasın.

Anayasal ve temel insan hakkımız olan seyahat özgürlüğümüzü geri verin.

* David J. McKenzie / World Bank - Development Research Group World Bank Policy Research Working Paper 3783, December 2005

4 Mayıs 2010 Salı

Sırtçantalılar da "seyahat özgürlüğü" istiyor!

240 üyesi olan SIRTÇANTALILAR Topluluğu da "seyahat özgürlüğü" bloğunu ve yüksek pasaport ücretlerine karşı yaptığımız mücadeleyi destekleme kararı aldı.

Seyahat özgürlüğünün yüksek pasaport ücretleriyle kısıtlandığına inanan topluluk kurucularından Onur İnal, yaptığımız yazışmada destek sözlerini şöyle ifade etti:"Sirtcantalilar Grubu olarak 240 uyemizle bu haksizliga karsi cikan her turlu girisime destek vermek isteriz. Bu girisimi ve websitesini tum uyelere bugun duyuracagim."


Sırtçantalılar Topluluğu'na destekleri için çok teşekkür ederim.

Bloğumuzun başka sivil oluşum ve gruplarla ilişki kurmasına siz de katkıda bulunabilirsiniz. Daha önce de vurguladığım gibi "seyahat özgürlüğü hakkı, hepimizin hakkı!". Bu hak dünyanın en pahalı pasaportlarıyla açıkça elimizden alınıyor.

Bloğumuza ilk kurumsal destek Gezginler Kulübü'nden gelmişti, bloğumuzu ve gelişmeleri onlar da takip ediyorlar ve bir de imza kampanyası için imza topladılar. Blog üyemiz ve kulüp üyesi Mehmet Erkan'ın Kulüp toplantısında yaptığı sunuştan bir fotoğraf yanda yer alıyor.

Bu arada Aylak İlsu "aylak ilsu'nun notları" adlı gezi bloğunda "seyahat özgürlüğü" bloğumuzu tanıttı ve destek verdi. Kendisine de tekrar teşekkür ederiz.

Son bir söz: Özgürlük ve haklar, ancak onlar için mücadele edenlere aittir.

29 Nisan 2010 Perşembe

Seyahat Özgürlüğü hakkı, herkesin hakkı!

“Seyahat Özgürlüğü” bloğunu kurduktan sonra ummadığım kişilerden ilginç tepkiler aldım. Büyük çoğunluk olumlu bir yaklaşım gösterdi, ancak olumsuz geri dönüş yapanlar, kayıtsız kalanlar dışında, “tepki” gösterenler de oldu.

Tepki gösterenlerin söyledikleri, onların tabirleriyle şu başlıkları taşıyordu: “Bu tipik bir “Beyaz Türk” sorunu. Millet işe gidip gelirken otobüs ücretlerini düşünüyor. Yurt dışına gezi, eğlence için bunu kim umursar? Yurt dışına gidenin zaten parası vardır, ödesin. Bu soruna gelene kadar neler var. Kimin umurunda pasaport ücretleri Allah aşkına!”

Şimdi her zaman, her şeye tepki gösterenler, eleştirenler olacaktır, önemli olan büyük çoğunluğun ne düşündüğü, onlar da zaten “olumlu” yaklaşmışlar, diğerlerinin söylediklerini çok önemsemeseydiniz, diyebilirsiniz.

Kanımca önemsenmeyecek gibi değil. Çünkü bu tepki, aslında hiç de azımsanmayacak bir kitlenin tepkisi. Çünkü “seyahat özgürlüğü”nün gezmek, eğlenmek, “vur patlasın çal oynasın”dan ibaret olduğunu düşünen kişilerin toplumun büyük bir kesimini oluşturduğunu düşünüyorum.

Anladım ki, temel haklar ve özgürlükler bilincinin eksikliğinin yanı sıra, insanlar kimi hakların bazı insanlar için olduğuna inanmış durumda. Daha da kötüsü “seyahat özgürlüğü” gibi hakları ulaşılamayacak düzeyde gördüğü için (maddi sebepler öncelikli olmak üzere) bu temel ve doğal haktan yararlanabilecek kişilerin de ciddi bir bedel ödemesine çok ses çıkarmak istemiyor. Hatta bu bedeli destekliyor. Belki bir kısmı, “ben yapamıyorsam kimse yapamasın, yapıyorsa da yüksek bedel ödesin!” demekten kendini alamıyor. Yani “BEN”…

Temek hak ve özgürlüklerin, herkes için vazgeçilmez olduğunu, herkese “bir gün” gerekli olabileceğini anlatmak zorundayız: Özellikle bu haklardan her hangi biri konusunda gösterilecek umursamazlığın, diğer tüm temel hakların kısıtlanabilmesi yolunda da bir  kilometre taşına dönüşebileceği riskini de…

Ve bizim gibi gelir dağılımın çok kötü olduğu ülkelerde bu hakkın kullanımı birçok açıdan “olanaksız” göründüğü için, pasaport ücretlerinin “fahiş” olmasını takan/umursayan büyük bir kitle bulmak mümkün görünmüyor.

Elbette seyahat masrafları sadece pasaport ücretlerinden oluşmuyor. Ekonomik açıdan zor durumda olan bir kişinin, ailenin, tatil, seyahat gibi etkinliklere bütçe ayırmasının çok güç olduğu bir ülke Türkiye. Yurt içinde bile gezmek olanaksızken, yurt dışı tam bir hayal gibi görülüyor…

Ama bu özellikle çevre ülkelere yapılabilecek çok makul ücretlerle gerçekleşebilen “turlar” sayesinde aslında bir “hayal” değil! Hatta bazen yurtiççi seyahatlerden daha ucuza bile mal olabiliyor. İşte burada da yüksek pasaport ücretleri gerçekten büyük bir engele dönüşüyor!

Yalnız seyahat özgürlüğünü, “gezme-eğlenme” özgürlüğüne de indirgememek gerekir.

Bu temel hakkın, insanlara/yurttaşlara sağladığı en büyük kazanımlarından biri de “yer değiştirme, ülkeden çıkma ve geri dönebilme hakkıdır”…

Bu konuya devam edeceğim…