Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2023 Çarşamba

Schengen Vizesi ve Yurttaşlık Onuru

 Türkiye, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden bu yana, bir devlet politikası olarak “kendi talebiyle” başlayan Avrupa Birliği (AB) ile vize sorununu yurttaşları için içinden çıkılmaz bir probleme dönüştürdü. Üstelik bu konuda ilk adımları da maalesef Türkiye attı. Ve o tarihlerden bu yana 40 yılı aşkın bir süredir T.C. yurttaşları için vize sorunu (daha sonra Schengen) katlanarak büyüdü. Katlanması için de her iki taraf hükümetleri Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının seyahat özgürlüğünü hiçe sayan bir tutum içine girdiler. Keyfi karar ve uygulamalar, ağır bürokratik engeller, yığınla istenen evraklarla bugün kimi AB ülkelerinin konsolosluklarında yüzde 70’lere ulaşan vize retlerine kadar vardı.

Son yıllarda AB, Türkiye’yi Geri Kabul Antlaşması ile de adeta bir düzensiz göçmen “hendeği”ne dönüştürdü. Ve vize, temel bir insan hakkını uzun zamandır kullanamayan T.C. vatandaşları için şimdi
düzensiz göç de bahane edilerek daha büyük ve aşılması bireysel olarak imkansız bir gerçekliğe dönüştü. Temel bir insan hakkı olarak seyahat özgürlüğü artık yurttaşlarının büyük çoğunluğu için yurt dışına çıkarken keyfi olarak engellenebilecek, askıda bir hak hükmünde.

Bu temel ve Anayasal hakkın askıya alınması aslında Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının onuruna da vize konması anlamına geliyor. Her vize başvurusunda yurttaşlarımız adeta potansiyel suçlu, bir suç
örgütü üyesi ya da sığınmacı, gittiği ülkede kamu düzenini bozabilecek bir kişiymiş gibi muamele görüyor.

Daha önce defalarca kez aldığı vizeler için, hiç almamış gibi her seferinde kendini tekrar ispat etmek zorunda bırakılan yurttaşlarımız, kendisi için çok hayati konularda eğitim, iş bağlantıları, sağlık sorunlarında bile “gerekçesiz”, muğlak ifadelerle ret alabiliyor. Yani daha önce defalarca geçtiğiniz sınavlarda hep aynı sorularla ama karşı tarafın sürekli, keyfi biçimde değiştirdiği hiç bilemeyeceğiniz yeni yanıtlara ulaşamadan kalıyorsunuz.

Süreç artık sadece maddi değil, manevi olarak da zarar veriyor. Yurttaşlarımızın onuru kırılıyor. Öyle ki bir süredir birçok elçilik itiraz sürelerini de 3-6 ay gibi daha ileri tarihlere erteleyebiliyor. Yani yüzde 70’lere ulaşmış red gerekçelerinin haksız, yanlış olduğunu bile iddia edemiyorsunuz.

Artık bununla bir yurttaş olarak mücadele etme şansımız yok. Devletin, siyaset kurumunun ve her
düzeyde başta dışişleri bürokrasimiz olmak üzere yurttaşlarının gördüğü bu onur kırıcı durumu, hiçbir
konuda pazarlık konusu yapmadan kesin bir biçimde çözmesi gerekiyor.

Dünyaya açık, rekabet şansı yüksek, eğitimli, girişimci yurttaşlarımızın, siyasal, sosyal, bilimsel,
kültürel ve diğer birçok alanda dünya ile entegre olabilmesini istiyorsak dünyanın her ülkesine
seyahat edebilmelerini sağlamak zorundayız. Bu 21. Yüzyıl, ikinci yüzyıl vizyonuna sahip her hükümetin, siyasetçinin birincil görevidir. Vardığımız şu nokta Türkiye’nin ulusal çıkarlarını da tehdit edecek bir düzeydedir. Türkiye, başta Batı ülkeleri olmak üzere yurttaşlarının dünya ülkeleriyle entegrasyonunun
önüne örülen vize duvarını aşamamaktadır.

Önce bu sorunun vardığı boyutun farkedilmesi, kavranması gerekiyor. Bunu yapacak olan TBMM’de
de gündeme getirecek olan muhalefet veya iktidardan olsun, milletvekilleri, hükümet üyeleridir. Kendi
diplomatik ve yeşil pasaportları ile sorunun kıyısında durmadan, yeşil pasaport kapsamını genişleterek sorunu aslında daha da çözülmez bir hale getirmeye çalışmadan, her yurttaşın özellikle Schengen bölgesindeki her ülkeyle tek tek bu sorununu, keyfiyeti aşacak biçimde bir sonuca bağlayacak bir politika oluşturulmalıdır.

Bunun zemini uzun zaman işlemiş olan AB’ye uyum yasalarıdır. Birçoğu açılan fasıllar gibi, yine Schengen vize sistemine Türkiye’nin entegrasyonunu önceleyen bir gündem oluşturulmalıdır. Örneğin daha önce defalarca vize almış, ortak sistem tarafından tanınan kişilerin aynı belgeleri her seferinde defalarca
vermeleri ya da vize sürelerinin sadece başvurulan seyahati kapsayacak biçimde kısa süreli olmasının
önüne geçilmelidir. En az 5 ve 10 yıllık vizeler verilmelidir. Sadece bu konuda atılabilecek bir adım bile daha önce vize almış mily onlarca kişi açısından yaşanan sorunları büyük bir oranda çözecektir.

Uzun yıllardır Türkiye’de seyahat özgürlüğü konusunda mücadele ediyoruz. Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri sosyal medyada örgütlü bir inisiyatif, özellikle pasaport, vize, turizm kısıtlamaları, sorunları, taksi, toplu ulaşım dahil bireysel ya da kitlesel tüm seyahat konu ve başlıklarında belli bir duyarlılığı, ilgiyi, sorun yaşayanlarla dayanışma içinde çözüyoruz.
Özellikle AB ile oluşan vize sorunları her geçen gün, aynı pasaport ücretleri gibi daha kötüye gidiyor. Buna sadece bireysel olarak değil, tüm sivil toplum örgütleri ile birlikte dur demek, kamu otoritesini “vize sorununa” karşı harekete geçirmek, uzun yıllardır büyük bir diplomatik başarısızlık öyküsüne de dönüşmüş bu duruma bir son vermek zorundayız.

AB ile yakınlaşma, çok uzun zamandır mesafeli durdurduğu Batı İttifakı’yla daha sıcak ilişkilere Türkiye’nin yeniden geri dönmesi gibi politik tercihler gündemde. Bu geçici bir süreç ya da pragmatik bir tercih gibi görünse de artık kritik bir aşamaya gelmiş vize ve vize serbestisi konusunu ele alınmasını, tüm tarafların, kamuoyunun öncelikli meselelerinden bir haline getirmemiz gerekli. Geleceğimizi ipotek altına alan devasa düzensiz göç, sığınmacı sorunumuz ve Geri Kabul Antlaşması’nın toksik etkilerine rağmen başka çaremiz yok.

Yeni bir yol haritası ya da daha önce başlamış ancak kadük kalmış birçok ileri adımın (fasılın), AB ile aramızda hiçbir gri alan bırakmadan, tıkanılan her konuda net tanım ve koşullarla yeniden canlandırılmasına, vize konusunda hızlı, pratik çözümlere ihtiyacımız var.

Türkiye, yurttaşlarının konsolosluk ve vize bürolarının önünde her gün kırılan onurlarını korumak ve meseleye artık insan ve yurttaş odaklı bakmak zorunda. Mesele artık bir vize meselesi değil, kırılan yurttaşlık onuru meselesine dönüşmüştür.

(NYXmag dergisinde yayınlanmıştır. / 02.08.2023)

12 Kasım 2021 Cuma

Yeni Engel Aşı Pasaportu mu?

 Koronavirüs hayatımıza getirdiği birçok sınırlamanın yanı sıra yeni kavramlar ve kurallarla da tanışmamıza yol açtı. Seyahat özgürlüğünün dünya çapında büyük kısıtlamalara uğradığı bir dönem yaşıyoruz. Bunlardan bir tanesi de “aşı pasaportu” ve AB ülkeleri içinde daha yumuşatılarak adlandırılan  “dijital aşı(covid) sertifikası”.

Bu konu özellikle Avrupa Birliği içinde uzun zamandır tartışılıyor. Haziran ayında bu yönde birçok kritik karar alındı. Bu yazıda hem bu gelişmeleri paylaşmak hem de olası yeni adımlar konusunda sizleri bilgilendirmek istiyorum.

Avrupa Birliği’nin “dijital aşı sertifikası” alınan son kararlara göre aşı olanlara seyahatlerde kolaylıklar sağlayacak ve 1 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girecek. Bunun yanı sıra AB’ye üye ülkeler, aşılarını tamamlayan üçüncü ülke vatandaşlarının da AB’ye seyahatine izin verilmesi tavsiyesinde uzlaşmaya vardı. Yani çift doz aşısını yaptıranlar Avrupa Birliği ülkelerine seyahat edebilecekler.

Aşı Pasaportu

Türkiye’de 2 doz aşınızı olduysanız, Sağlık Bakanlığı HES (Hayat Eve Sığar) uygulaması ya da e-Nabız uygulamaları üzerinden aşı kimliği yaratabilir, yurtdışı seyahatlerinde kullanabilirsiniz. “Aşı pasaportu” olarak bu tür çift doz aşınızı olduğunuzu ve türünü gösteren bir belgeyi ya da dijital kaydı seyahat sırasında sizden istediğinde göstermeniz gerekiyor. Bu uygulama vize işlemlerinde de yeni bir belge yükü ve bürokrasi yaratacak gibi de görünüyor.

Dünya Sağlık Örgütü aşı pasaportu konusundaki uygulamalara sıcak bakmadığını 2021 yılı başında aldığı kararlarda dile getirdi: “Aşıların (virüsü) bulaşmayı azaltmadaki etkisi ile ilgili veriler ve mevcutta dünyada çok sınırlı aşılama bulunduğu göz önüne alındığında ülkelerin gelen yolculardan aşı olduğuna dair kanıt istememesi…”

Aşı pasaportu tartışmalarının bir diğer yönü de aşı olmak istemeyenlerin sayısının her ülkede azımsanmayacak düzeyde olması. Bu kişilerin temel bir insan hakkı olarak kabul edilen seyahat özgürlüğü konusunda karşılaşacakları engeller artacak görünüyor. Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) Travel Pass olarak adlandırılan dijital sağlık belgesi, yolculara aşı durumları ve tıbbi tesislerden koronavirüs test sonuçları gibi konularda sertifika alma ve bu bilgileri havayolları, sınır yetkilileriyle paylaşma yolu sağlayacak bir sistem üzerinde çalıştığı yönünde bilgiler de var.

Ancak son gelişmeler aşı olmuş ve seyahatini başka bir ülkede geçirmek isteyenler için ümit verici olsa da uygulamada AB’ye üye ülkeler arasında hala farklılıklar bulunuyor. Örneğin her aşı her ülkede geçerli değil. Avrupa Birliği içinde aşı olan kişilerin seyahatlerini kolaylaştıracak olan dijital kimlikte Avrupa İlaç Dairesi (EMA) tarafından onaylı BioNTech- Pfizer, AstraZeneca, Moderna ve Johnson & Johnson aşıları yer alıyor. Örneğin bizim ülkemizde de kullanılan Çin aşısı Sinovac henüz bu kimlikte tanımlanmamış durumda, aynı şekilde Rus aşısı SputnikV de.

Avrupa Birliği ülkelerinde farklı uygulamalardan bazı örnekler verelim. Örneğin tüm dünyada turistlerin önde gelen tercihlerinden biri olan Fransa, dünyanın bütün ülkelerinden aşılarını tamamlamış ziyaretçiler için kapılarını 9 Haziran’da açtı. Yeni kurallara göre, aşı olan AB vatandaşları ile Fransa’nın “yeşil” listesinde yer alan Güney Kore, Japonya ve İsrail’den gelenler Covid-19 testi istenmeksizin ülkeye seyahat edebiliyor.

Avrupa İlaç Ajansı (EMA) tarafından kullanım onayı verilen aşıları kabul eden Fransa, ülkeye seyahat edecek olanlarda BioNTech/Pfizer, Moderna veya AstraZeneca aşılarının ikinci dozunun en az iki hafta önce tamamlanmış olması, tek dozluk Johnson&Johnson aşısının da en az dört hafta yapılmış olması şartı arıyor. Bu bölgelerden gelen aşı olmamış vatandaşların ise sadece bir cenazeye katılma, tedavi görme gibi çok gerekli nedenlerle ülkeye girişine izin verilebilecek. Fransa’nın “kırmızı listesinde” yer alan Türkiye, Güney Afrika, Bangladeş, Şili ve Kolombiya gibi ülkelerden gelenlerin ise aşı olsalar bile en az yedi gün kendilerini izole etmeleri gerekiyor.

İspanya da dünyanın birçok ülkesinden gelecek aşı olmuş turistler için kapılarını 7 Haziran’da açtı. “TravelSafe” adlı internet sayfasında İspanya’ya seyahatlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Farklı bir uygulamaya örnek olarak Yunanistan verilebilir: Bütün AB ülkeleri, ABD, Kanada, Rusya ve Çin’in bulunduğu yaklaşık 50 ülkenin vatandaşlarının Yunanistan’a gelmesine izin veriyor. Yunanistan’a seyahat etmek isteyenlerin aşı belgesi, negatif PCR test sonucu veya Covid-19’u atlattığını göstermesi gerekiyor. Yunanistan hükümeti BioNTech/Pfizer, Moderna, AstraZeneca, Novavax, Johnson&Johnson,  SputnikV, CanSino, Sinopharm ve Türkiye’de de kullanılan Sinovac aşılarını kabul ediyor.

Ancak Yunanistan’a seyahat etmeden önce “Visit Greece” adlı internet sayfasını ziyaret ederek son gelişmeleri öğrenebilirsiniz.

Almanya’ya AB ve Schengen Bölgesi dışından yapılacak seyahatlere hâlâ sadece zorunlu hallerde izin veriliyor. Buna rağmen Almanya bazı durumlarda Covid-19 sertifikalarını kabul etmeye başladı. Almanya’ya uçakla gelenlerden, hareket etmeden önce PCR testi istenirken, aşı olduğunu belgeleyenler bu testten artık muaf tutuluyor. Almanya, BioNTech/Pfizer, Moderna veya AstraZeneca, Johnson&Johnson aşılarının dışındaki aşıları henüz kabul etmiyor. (Haziran 2021) İngiltere, Botsvana, Nepal, Mozambik gibi mutasyonlu virüs bölgesinden gelenlerin ise aşı olmuş olsalar bile karantinayı daha önce tamamlamasına izin verilmiyor.

Almanya’da mutasyona uğrayan koronavirüsün yaygın olduğu ülkeler “virüs varyant bölgesi” olarak değerlendirilirken, 100 bin kişide yedi gün içinde görülen koronavirüs vaka sayısının 200’ün üzerinde olduğu yerler “yüksek risk bölgesi,” bu sayının 50’inin üzerinde olduğu ülke ve bölgele ise “riskli bölge” olarak sınıflandırılıyor. Robert Koch Enstitüsü’nün sayfasındaki bilgilere göre, Türkiye 6 Haziran’dan beri “riskli bölge” listesinde yer alıyor.

Danimarka, Slovenya, Letonya, Estonya, Avusturya, Polonya ve Litvanya gibi AB ülkeleri ise Almanya’ya benzer bir tutum izliyor. AB dışından gelenlerin zorunlu haller dışında ülkeye seyahatlerinde kısıtlamalar uygulanırken, aşı olanlar test ve karantinadan muaf tutuluyor. Bazı AB ülkeleri yapılan aşıları kabul etmek için ikili anlaşmalar imzaladı. Macaristan, Türkiye, Slovenya ve Sırbistan’dan gelen aşı olmuş kişileri kısıtlamalardan muaf tutuyor.

Avrupa Birliği’ne üye 27 ülkenin bütün güncel seyahat kurallarıyla ilgili bilgileri “Reopen EU” adlı internet sayfasından edinebilirsiniz. Bu kuralların sık sık değiştiğini tekrar hatırlatıyorum.

ABD’ye seyahat kuralları

ABD henüz aşı pasaportu ya da digital aşı kimliği gibi bir belge istemiyor. Ancak Aşı yaptırmış olan yolcular Amerika Birleşik Devletleri’ne varışlarından sonraki 3 ila 5 gün arasında test yaptırmaları ve hastalık semptomlarını takip etmeleri isteniyor. Semptom tespit edilmesi durumunda yolculara tekrar test yaptırmaları ve kendilerini karantinaya almaları öneriliyor.

Aşısı olmayan yolculara, seyahat sonrası tekrar test yaptırmaları durumunda 7 gün, test yaptırmamaları durumunda ise 10 gün karantinada kalmaları öneriliyor.

Yolcuların seyahat edeceği eyaletlerdeki yerel otorite kurallarını takip etmeleri gerekiyor. Detaylı bilgiye bu sayfa üzerinden ulaşabilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletleri aşı kriterlerine göre, yolcuların tam olarak aşılanmış (fully vaccinated) sayılabilmeleri için, Biontech/Moderna aşısından 2 doz ya da Johnson aşısından 1 doz yaptırmaları gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri aşı kriterlerine göre Sinovac ve Astra Zeneca aşısını yaptırmış yolcular, henüz tam olarak aşılanmış (fully vaccinated) yolcu kapsamında tanımlanmıyor.

Çin, İran, Avrupa Schengen bölgesi, Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyeti, Brezilya, Güney Afrika ve Hindistan’da son 14 gün içerisinde bulunan veya bu ülkelerden çıkış yapacak yolcuların Haziran ayı itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne girişlerine izin verilmiyor.

Görüldüğü gibi hala her ülkenin farklı uygulamalarıyla ve seyahat özgürlüğünün önünde gittikçe büyüyen engellerle karşı karşıyayız. Covid-19 virüsü tüm gezginler, turistler ve seyahat severleri “Vizesiz Dünya” hedefinden uzaklaştırıyor. Virüs ile mücadele aynı zamanda bir seyahat özgürlüğü mücadelesine dönüştü.

AB Dijital Aşı Sertifikası nedir?

Dijital aşı sertifikası siyah-beyaz görselden oluşan bir QR kodu. Bu kod AB’nin 1 Temmuz itibariyle seyahatlerde kolaylık sağlamasını planladığı uygulamada standart verileri içermek üzere tasarlandı. Bunların başında da aşı olunup olunmadığını, Covid-19 atlatılıp atılmadığını veya aktüel testin sonucu yer alıyor. Aşı sertifikası AB vatandaşları ile AB’de ikamet hakkı bulunan kişilere ve AB ülkelerine seyahat hakkına sahip olanlara verilebilecek. Siyah-beyaz görünümlü koddan oluşan görsel, cep telefonlarına indirilen farklı uygulamalar üzerine tutulduğunda içerikteki verilerin okunması mümkün hale geliyor.

Bu yazı NYXmag dergisinde yayınlandı.

Seyahat Üzerine 6 Kehanet

 Salgından bağımsız olarak seyahat üzerine düşünmek, hele dünya çapında nelerin değişebileceğini tümüyle kestirmek çok kolay değil.

Herkes kehanetlerde bulunuyor. Hem seyahat alışkanlıklarımız hem de gelecekte yaşayacaklarımız üzerine. Fakat herkesin hem fikir olduğu konu artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı.

Seyahat şirketleri, turizm, ulaşım konusunda kafa patlatan bilim insanları, büyük uluslararası kuruluşlar herkes nelerin yaşanacağı konusunda ön görülerde bulunmaya çalışıyor. Fortune dergisi son sayısında Airbnb CEO’su Brian Chesky’in öngörülerini yayınladı.

Bu konuda ileri sürülen birçok düşünceyi, daha doğru deyimle kehaneti kendi öngörülerimi de ekleyerek şöyle sıraladım:

  • Seyahatler kısıtlamaların getirdiği özlemle en azından uzun bir süre ailelere, dostlara, arkadaşlara yönelik planlanacak. Belli ünlü şehirler, mekanlar ve yerler biraz daha yeni insanları beklemek zorunda kalacak. Bu da turizmin yön değiştirmesi, daha düşük cirolar demek.
  • Turizmden vazgeçemeyenler ise büyük şehirleri, kalabalık turistik mekanları değil, daha kırsal yöreleri, küçük henüz keşfedilmemiş yerleri tercih edecekler. Butik hizmetler yola çıkanlara daha çok hitap edecek, aynı şekilde doğa turizminin de bundan olumlu etkileneceğini düşünüyorum.
  • Uçakla iş seyahati ciddi düzeyde azalacak, business koltukları da dönüşebilir. Uçakların tatil için kullanma oranı daha da artabilir. Ama toplamda uçakla uzun seyahat düşme eğiliminde olacağı için bizi çok ciddi indirim kampanyaları bekliyor kanımca.
  • Araç tercihlerimizin, otostopçulara bakış açımızın değişeceğini, seyahatlerle birlikte kalabalık eğlencelerin azalacağını, vazgeçemeyenler için “yeraltına” ineceğini de düşünüyorum.
  • Güvenlik… Seyahat sırasında artık her düzeyde sağlık güvenliği özellikle yaşlıların olduğu ortamlarda farklı önlemlerin uzun bir süre daha bunaltmaya devam edeceğini, seyahat bütçelerini etkileyeceğini düşünüyorum. Virüsün bulaşma olasılığı yüksek yeni varyantlarıyla gençler ve çocuklar için de seyahatlerde uygulanacak yeni kısıtlamalar da çok sürpriz olmayacak.
  • Seyahat arkadaşlarımızın arasına hepimiz için artık ayrılmaz bir ikili katılmak üzere maske ve dezenfektan. Bunların farklı, değişik, modaya uygun versiyonları ile gittiğimiz, otel veya konaklama tesislerinde yeni eşantiyonlar olarak karşılaşacağımız da bir gerçek. Ancak hala birçok kişinin kendi güvenli maskesini, dezenfektanını kullanmayı da sürdüreceği düşünülüyor. Bu konuda Aralık 2020’de Türkiye’de yapılmış bir araştırma* dezenfektanın toplumun en az yarısı için seyahat arkadaşı olduğunu gösteriyor.

Yanınızda dezenfektan taşıyor musunuz sorusuna denekler büyük oranda “çoğunlukla” %24.7 ve “her zaman” %31.8 yanıtını vermiş. Nadiren diyenlerin oranı sadece %24.8.

(*Yeni Hijyen Ürünleri Araştırması, Aralık 2020, Aksoy Araştırma)

Bütün bunlar elbette salgının etkisi azaldıkça yine değişecek. Bilim insanları virüsler ve gelecek için çok iyimser değiller. Bizi kademeli olarak azalsa da önlemlerle dolu yaklaşık bir 10 yıl bekliyor.

Ancak ne olursa olsun umutluyum. Evrimin insana kazandırdığı en büyük hayatta kalma yeteneklerinin başında adaptasyon yeteneği geliyor, bu sayede insanlar yaratıcı fikirleriyle salgın gerçeğiyle de yaşamayı başaracaklar. Seyahatten vazgeçmemeyi de…

Seyahat Özgürlüğü Aslanın Ağzında

 Türkiye uzun yıllardır dünyanın en pahalı pasaportu konusunda liderliğini kimseye bırakmıyor. Bu yıl da pasaporta yüzde 9.11 olarak belirlenen yeniden değerleme oranında otomatik zam geliyor. 10 yıllık bir pasaport 2021 yılında 1.260 lira olacak.

Ancak İki yıldır Avustralya pasaportu nominal fiyat üzerinden kurlarda gerçekleşen yüksek artış nedeniyle bu liderliği Türkiye’nin elinden aldı. Fakat asgari ücretle ilgili yaptığımız karşılaştırma ile Türkiye yine açık ara birinci.


Örneğin Avustralya pasaportu 10 yıllık 298 Amerikan doları ve Avustralya’da asgari ücret (2020) 2863 Avustralya doları yani Türk lirasına çevirecek olursak 16.948 lira. (Aralık 2020 kuruyla) Türkiye’de asgari ücret 2.325 lira, bir pasaport 1.155 lira, bu durumda bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı asgari ücretle 2 tane pasaportu zor alıyor. Bir Avustralya vatandaşı ise asgari ücretle 7 tane pasaportu rahatlıkla alabiliyor.

Kısaca Türkiye’de pasaport, aslında daha doğru deyimle seyahat özgürlüğü, aslanın ağzında.

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak 2020 yılında Türkiye’de aslanın ağzında olan temel ve Anayasal hakkımız “seyahat özgürlüğü” için bir hukuksal mücadele başlatmayı planlamıştık. Ancak ülkemizde de çok etkili olan koronavirüs salgını birçok şeyi engellediği gibi bu çalışmayı gerçekleştirmemizi de önledi.

Ne olursa olsun bu mücadeleden vazgeçmiş değiliz. Aşı ile birlikte salgının önü alındığı zaman başta pasaport ücretlerine yapılan “otomatik zam” olmak üzere, okula giden gitmeyen çocuklar arasındaki fahiş pasaport ücret farkı, yurt dışına çıkış harcı gibi birçok başlıkta hukuksal mücadele başlatacağız.

Pandemi ve Seyahat Özgürlüğü

Pandeminin yarattığı sağlık sorunları kamu otoritesinin koyduğu engeller, kısıtlamalar, yasaklamalar seyahat özgürlüğü tartışmalarını ciddi düzeyde artırdı. Bu konuda özellikle sosyal medyada takipçilerimizden kimi zaman eleştiriler alıyoruz.

Genellikle kısıtlama, yasaklamaya dayalı sağlık önlemleri konusunda paylaşımlar yaptığımız zaman “sizin işiniz bunları desteklemek değil” ya da “siz seyahat özgürlüğünü savunmalısınız, bunları niye paylaşıyorsunuz” benzeri az sayıda da olsa eleştiriler alıyoruz.

Burada küçük bir açıklama yapalım, seyahat özgürlüğü insanın yaşama hakkından daha önde duran bir özgürlük değildir. Gerçek bir sağlık sorununa dayalı bir kısıtlama ya da yasak söz konusu olduğu zaman, duracağımız yer yasakların desteklenmesidir. İnsan yaşamı riskte olduğu zaman hep böyle olacaktır. Mesele artık sadece bir kişinin seyahat özgürlüğü olmaktan çıkmış o kentte, ülkede yaşayan tüm insanların yaşama hakkına saygı duymak meselesine dönüşmüştür.

Bizim bakış açımız her zaman özgürlüklerden yana, sağlık bahane edilerek getirilen saçma sapan kısıtlamaları da gerekirse eleştiriyor ve desteklemiyoruz. Özellikle 65 yaş ve üstüne uygulanan kimi yasaklar konusunda yapılan haklı eleştirileri de paylaştık ve destekledik.

Ancak şunu da vurgulamak gerekir. Seyahat özgürlüğü her özgürlük gibi yaşayan insanlar için mümkündür. Önce hayatta kalmak zorundayız. Bu nedenle özellikle kamu otoritesinin salgının gittikçe artan boyutlarına rağmen bazı ekonomik sebeplerle hareket ederek önlemleri geciktirmesi, kısıtlama kararlarını almaması, “tam kapanma” dahil radikal kararları uygulamaya sokmaması hepimiz için daha büyük yaşamsal riskler oluşturabiliyor. Bilim insanlarının önerdiği ve onayladığı tüm kısıtlama önlemlerini bu nedenle duyurmaya ve desteklemeye devam edeceğiz.

Bu yazı NYXmag dergisinde yayınlandı.

Aşk Pandemiyi Yendi Ama…

Koronavirüs tüm dünyayı esir almış durumda. Ve bu durumdan en çok seyahat eden insanlar, gezginler ya da seyahat etmek zorunda olanlar etkilendi. Artık birçok ülke kapı duvar biçiminde. Pandemi bir türlü durulmadığı için de ülkeler sınırlarını hala çok sınırlı sayıda ülkeye, insana açmış durumda. Üstelik bunun bir garantisi yok, her an izinli ülke listeleri değişebiliyor. Örneğin aylardır Türkiye’de AB’ye gitme şansı yok ve gelecek aylar da umut vermiyor.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Ağustos ayında aldığı bir kararda üye ülkelerden seyahat kısıtlamalarını partnerler için gevşetmelerini istedi. Buna Fransa ve Almanya’dan pozitif yanıtlar geldi. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer de seyahat kısıtlamalarının evli olmayan partnerler için kaldırıldığını açıkladı. AB vatandaşlarının ya da AB içinde oturma izni olanların AB dışında ikamet eden partnerlerinin gelebilmesine izin verildi. Ancak bu karar bile kolay alınmadı. Komisyon bu kararı sosyal medyada “Aşk, turizm değildir” sloganıyla başlatılan etkili bir sosyal medya kampanyası nedeniyle aldı.

Fakat bu izin öyle çok şarta bağlı ki kapsamı kuşku uyandırıyor. Örneğin Almanya’ya seyahat etmek isteyen partnerlerin vize alabilmesi için uzun süreli bir birlikteliğin ve daha önce en az bir kere Almanya’da görüşmüş olmanın yetkili makamlara belgelerle ispatlanması şart. Almanya’da ikamet eden tarafın yolladığı davetiye, ilişkinin varlığını belirten ortak bir deklarasyon, daha önce birlikte seyahatleri ya da buluşmaları gösteren pasaport pullarının, seyahat dokümanlarının ve uçak biletlerinin sunulması da seyahat iznini almak açısından önem taşıyor.

2020 kışı pandeminin 2. Dalga riskiyle birlikte sürmesi nedeniyle seyahat özgürlüğü için de gerçekten çok çetin geçecek. Seyahat özgürlüğümüz bugüne kadar dünya çapında hiç bu kadar kısıtlanmamıştı.

Her şey bir yana “Aşk”, sınırlı da olsa pandeminin her ülkeye ördürdüğü seyahat özgürlüğü duvarını, AB içinde biraz olsun yıktı. Ama hala birçok ülke kısmi olarak öğrenciler dışında bilim insanlarının eğitim, araştırma çalışmaları, sağlık sorunları olanların, ticari/ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilirliği için vize ve seyahat izinlerini vermiyor. Milyonlarca insan yurt dışına adım atabilmek için elçiliklerin vize koşullarıyla ilgili haberlerine kilitlenmiş durumda.

Vİzeler Hayal Oldu

NYXmag’in ilk sayısında “Pandemi vizeleri yedi mi?” diye bir soru sormuştuk. Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak bu konuda özellikle Alman basınına yaptığımız açıklamaları paylaşmıştık. Geçen ay bu konudaki çalışmalarımızı sürdürdük, bu kez Köln Radyosun’da konuyu gündeme getirdik. Ancak ne Almanya ne de Avrupa Birliği konu hakkında bir adım atmadı. Sadece belli ülkeler D tipi öğrenci vizelerinde adım attılar ama C tipi özellikle turistik vizeler konusunda bir gelişme yaşanmadı.
Ekim ayına bırakılan yeni vize, seyahat sınırlamaları kararlarında yeni bir gelişme yaşanmadı. Salgının birçok ülkede hız kazanması sınırlamaların kalkabileceği yolundaki umutları yılbaşı sonrasına erteliyor.
Özellikle daha önce vize almış ancak getirilen seyahat kısıtlamaları ve yasaklar nedeniyle süresinde vizelerini kullanamamış insanlar şu anda kimsenin gündeminde değil. Ne vizelerin uzatılması ne ödediğimiz vize harçlarının geri ödenmesi ne de yeni sürelerle vizelerin tekrar kullanılabilmesi gibi konuları konuşacak aşamaya bile gelemedik.
Yani AB Komisyonu’nun genel eğiliminde hala bir değişiklik yok. Schengen vize harçlarının alınmaması ve pandemi süresi kadar vizelere ek yapılması gibi konuların tartışılacağı bir noktaya maalesef gelemedik. Şu anda manzara gösteriyor ki; vize bürosu harçlarını yine ödeyecek, Covid-19 nedeniyle belki yeni formlar, bürokratik engellerle karşılaşacağız. Kısacası vize başvurusu için bütün o bilgi ve belgeleri yine toparlayacağız.
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak bu konuya ilgimizi sürdüreceğiz. Bu konuda yapılacak tüm başvuru ve haberleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Bu yazı NYXmag dergisinde yayınlandı.

PANDEMİ VİZELERİMİZİ DE YEDİ Mİ?

Pandemi birçok kişinin tatil planlarını da alt üst etti. Özellikle yurt dışına gitmek için vize alarak tatil planları yapanlar, hem vize harçları, ulaşım, konaklama giderlerinin tam karşılığını alamadı hem de tatillerinden oldular. Çifte bir zarar söz konusu.

Schengen bölgesine gidecek olanların vizeleri için Alman Radyosu ARD bu konuyu gündeme getiren bir haber yaptı. https://www.tagesschau.de/ausland/tuerkei-coronavirus-visa-101.html

Bu konuda mağdur olanlardan biri olarak ben de bu programda düşüncelerimi, aslında Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri için de taleplerimizi dile getirdim:  Herkesin, yeni başvuru, vize harcı, vize büro ücreti alınmadan vizelerinin en azı 3 ay olmak üzere aldığı süre kadar uzatılması…

Şu anda netleşmemekle birlikte AB Komisyonu’nda genel eğilim schengen vize harçlarının alınmaması ve pandemi süresi kadar vizelere ek yapılması, 3 -4 ay gibi. Yani vize bürosu harçlarını yine ödeyecek, başvuru için bütün o bilgi ve belgeleri yine toparlayacağız. 

Ve en önemlisi başvurumuz daha önce vize alsak bile yeni belgelerimize göre bakılarak yeniden değerlendirilecek. Yani vize başvurunuz, özellikle maddi durumunuzda bir sorun yaşandıysa reddedilebilir. Üstelik yeni COVID-19 soruları ve formlarına da maruz kalınabilir. Kısacası kazanılmış bir hakkın yine yok sayılması riski az değil.

Bu durumun özellikle Temmuz ayından sonra netleşmesini bekliyoruz, bazı ülkeler açılımı Ağustos ayına bıraktı. Bu konuda netlik sağlandığı anda biz de “vize”mücadelemizi başlatacağız. Sizleri de haberdar edeceğim. 

23 Temmuz 2019 Salı

Yurt dışına çıkış harcına da zammına da HAYIR!

Seyahat Özgürlüğü temel ve Anayasal bir hak, ancak Türkiye'de kamu otoritesi bu hakkı kolayca yok sayabiliyor. Her yıl pasaportlara otomatik ZAM! Dünyada benzeri olmayan yurt dışına çıkış harcı şimdi 15 TL'den 50 TL'ye çıkarıldı.Torba yasa resmi gazete yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Meselenin sadece para meselesi olmadığını yurt dışına çıkarken yaşanan temel bir hak ihlali olduğunu da uzun zamandır anlatmaya çalışıyoruz. İnsanların ülkelerinden çıkabilmelerini bir parasal zorunluluğa bağlayan neden tek ülkeyiz hiç düşündünüz mü?

Türkiye'de kamu otoritesi seyahat özgürlüğü hakkını kolayca yok sayabiliyor.Her yıl pasaportlara otomatik ZAM yapıyor. Dünyada benzeri olmayan yurt dışına çıkış harcı şimdi 15 TL'den 50 TL'ye çıkarabiliyor. Üstelik Cumhurbaşkanına verilen hakla 50 TL 150 TL'ye kadar artırılabilecek.


Vizesiz Avrupa isteyeceksin, ülkelerin vatandaşlarına koydukları vizeleri kaldırmaya çalışacaksın sonra yurt dışına çıkarken kendi vatandaşına kendin vize koyacaksın. Deseler ki sen bizden önce kendi koyduğun 50 lira vizeyi kaldır, ne diyeceksiniz? 

Kalkması gereken bir harç tam bir haraca dönüştürüldü. Harç yurt dışına çıkan, Türkiye dışında bir yerde oturma izni bulunmayan 7 yaş ve üzerindeki tüm Türkiye Cumhuryeti vatandaşlarından alınıyor.

Vatandaşların yılda 12.2 milyon çıkış yaptığı dikkate alındığında 2020 yılında kişi başına 50 TL olarak uygulanacak yurt dışı çıkış harcından 610 milyon liranın üzerinde bir para ceplerimizden çıkacak.


Biz temel ve Anayasal bir hak olan seyahat özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Yurtdışı çıkış harcına da zammına da HAYIR!


6 Temmuz 2017 Perşembe

Yolculuk ve seyahat üzerine dört güzel söz!


“Yolculuk, önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür.” ~ Ibn Battuta

“Yolculuk bizi kendimize geri getirir.” ~ Albert Camus

“Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil.” ~  Epiktetos

"Faşizm okuyarak, ırkçılık seyahat ederek tedavi olur."  ~ Miguel De Unamuno


7 Ağustos 2015 Cuma

İstanbul'da gece ve haftasonları geç saatlerde Metro ulaşımı istiyoruz.


Yazının başlığı, bizim ve birçok İstanbullunun somut talebidir.

Yani biz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden 24 saat işleyen bir metro istemiyoruz.
Dünyada birçok metropolde olduğu gibi İstanbul'da da gece geç saatlere örneğin saat 02.30'a kadar...
Ya da hafta sonları Cuma, Cumartesi günleri 24 saat işleyen bir metro istiyoruz.
Ya da özel günlerde sadece Ramazanda değil, gece geç saatlere kadar çalışan bir metro istiyoruz.

Bu talep, sadece bizim tarafımızdan değil, çeşitli yurttaşlarımız tarafından da geçmiş yıllarda dile getirildi. Kampanyalar yapıldı, biz de destek verdik. Çoğu zaman olduğu gibi kayıtsız kalındı, yoğun gündem içinde unutturuldu, somut bir yanıt verilmedi, ya da geçiştirildi, bakım, onarım, personel, yeterli süre kalmıyor vb. şeyler ileri sürüldü.

Ramazan ayında gece saat 01.00 kadar metro'yu işletebildiğinizi görünce, demek daha önce ileri sürülen engeller, gerekçeler artık ortadan kalktı, yeniden başvuralım dedik.

Ve daha önce yaptığımız gibi İBB Beyaz Masa'ya başvurduk, aşağıda sizden gelen yanıt ve başvurumuz yer alıyor.

"Daha önceki yanıtlarınızı tekrarlamayın, lütfen net olun" dememize rağmen kısmen daha uzun, ama ilgisiz sorduğumuz asıl soruyu yanıtlamayan bir yanıt geldi. Üstelik sormadığımız, söylemediğimiz, alakasız şeyleri eksik aktarıyordunuz?

Bu yazının ve size tekrar başvurumuzun sebebi de bu zaten...

Biz size dedik ki "Ramazan'da mümkün olan Ramazan'dan sonra niye mümkün olmuyor.?
Bakım, yoğunluk, personel vb. konuları Ramazan'da çözüp daha sonra niye çözemiyorsunuz?
Dünyanın birçok metropolünde gece 12'de son metro diye bir şey yok.
Dünyadaki örnekleri inceleyin.

Siz bize şöyle yanıt verdiniz:
Raylı sistemlerin sabah 06 ile gece 12 arasında yolculu çalıştığını, diğer kalan 6 saatte "zorunlu" çeşitli rutin ve ağır bakımlar,modifikasyon, sinyal sistem testleri yapıldığını;
Berlin, Paris ve Londra metrolarının bu bakımlar nedeniyle bazı hatlarını bir ay kapattığını;
Dünyaya baktığımızda 24 saat çalışan tek metronun New York metrosu olduğunu; onun da bakıma çok ihtiyaç duyduğunu alternatif hatlarını vs...

Ne alakası var sorduğumuz soruyla, bu yanıtın?

Ramazanda hizmet verme sürenizi gece 01'e çıkardınız. Bir ay bunu yapabildiniz. Bunu hafta içi günlerde yine (sürekli) yapabilir misiniz?
Evet, hayır sürdüremeyiz, çünkü...

Haftasonları Cuma ve Cumartesi akşamları sabaha kadar metro hizmeti verebilir misiniz?
Evet, hayır, şu nedenle....

Diğer özel gün ve bayramlarda gece 02.30'a kadar bu hizmeti Ramazan'da olduğu gibi niye vermiyorsunuz?
Veremiyoruz, çünkü...

Vermeyi planlıyoruz, şu hazırlıkları yapıyoruz vs... (Daha önce bazı spor karşılaşmalarında, maçlarda 1-2 saat uzatmak gibi...)

Demek neden bu kadar zor?

Bu konuda İstanbul halkının talebi net! Hatta geçen yıl bizim de desteklediğimiz (linki şurada) bir imza kampanyası yapılmış 15 bine yakın insan buna imza atmıştı. Kampanyanın imza gerekçelerini okuyun, yüzlerce insanın bunu neden talep ettiğini göreceksiniz.

Tekrar böyle bir imza kampanyası yapmak istemiyoruz.

Soruyoruz:

Neden İBB (Ulaşım A.Ş.) Ramazan'da 1 ay yapabildiği halde, daha sonra hafta içi, özel günlerde ya da sadece hafta sonları metroyu gece geç saatlere kadar işletmiyor? 

Biz bu hizmeti bazı düzenlemeler yaparak rahatlıkla verebileceğinizi, Anayasal ve temel bir hak olan seyahat özgürlüğünün ve toplu ulaşımın kullanımını geliştirebileceğinizi düşünüyoruz.


Metro'yu hafta içi 02.30, Hafta sonları ve özel günlerde 24 saat (talebe göre) çalışacak biçimde düzenleyerek, dünyadaki örnekleri gibi, bir "metropol"e yakışır biçimde neden çalıştıramıyorsunuz?


Saygılarımızla.

O. Suat Özçelebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri Sözcüsü


Meraklısı için Dünyadaki bazı kentlerde metro hizmet saatleri:
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüsü arkadaşlarımız dünyada yaşadıkları ülke ve şehirlerdeki metro sistemlerini incelediler. Özellikle sizin söz ettiğiniz 3 kent ile İstanbul Metrosu kıyas kabul etmeyecek örnekler. Görece İstanbul metrosuna yakın olabilecek şehirlerde de gece 12 paydos diye bir uygulama kesinlikle yok.

Örneğin bahsettiğiniz Paris metrosunda ağa bağlı her istasyonda yılın her günü sabah 05:30 ile gece 01:15 arasında hizmet veriyor. Aralık 2006'dan itibaren ise cuma cumartesi geceleri ve tatil öncesi gecelerde, resmi bayram tarifelerinde saat 02:15'e kadar hizmet veriyor. Yeni Yıl, the Fête de la Musique (Müzik Günü) ya da Nuit Blanche (Beyaz Gece) gibi özel günlerde ise şebeke kısmi olarak tüm gece açıktır. Bu durum sadece ana istasyonlara ve hatlara (1,2,4,6), RER hatlarındaki bazı istasyonlara ve otomatik hatta (14) ait tüm istasyonlara özeldir.

Londra metrosu 05:00-00:30 saatleri arasında Londra halkına hizmet veriyor. Eylül ayında 5 hat da haftasonları, özel günlerde 24 saat hizmet verecek.

Barselona Metro sistemi hafta içi hafta içi (Pazartesi-Perşembe) ve Pazar günleri 05.00–24.00 arası işleyen metro, Cuma günü 05.00–02.00 ve cumartesi günü ise 24 saat çalışıyor. Yaz dönemi ve yılbaşında Cumartesi günleri ise sabaha kadar 24 saat metro faaliyette.

Almanya'da da Berlin metrosu, Hamburg metrosu u bahn diye tabir edilen ve u1, u2, vs diye adlandırılan bir sistemdir. Burada da gece 0.30, 01'e kadar çalışan hatlar var ve tabii haftasonları, cuma ve cumartesi geceleri, özel günlerde sabaha kadar çalışıyorlar.

15 Ekim 2014 Çarşamba

EBOLA'DAN NASIL KORUNURUM?

Batı Afrika’da ortaya çıkıp adım adım Avrupa’ya ve ABD’ye ulaşan ebola hastalığı herkesi korkutuyor. % 50-90 ölüm oranıyla ürküten hastalık nedeniyle havalimanlarında alarm verildi. Ancak yüksek ateş kontrolünden geçip ABD’ye giren bir yolcu eboladan öldü. Korumalı giysi giymiş bir İspanyol hemşire ve ABD'li sağlık görevlisine virüs bulaştı. Bu durum kafaları karıştırdı.

Kendisi veya yakınları uluslararası havayollarında, turizm sektöründe çalışanlar, sık sık hastalığın görüldüğü ülkelere gidip gelenler, sağlık görevlileri veya herhangi bir şekilde virüsle temas etme olasılığı olanlar nasıl korunacak? Herkesin kafasında birçok soru var.
İşte yanıtları:

EBOLA NASIL YAYILIYOR?
Ebola virüsü hastalığın ileri aşamalarında olan kişilerin vücut sıvıları aracılığıyla bulaşıyor. Kan, dışkı ve kusmuk hastalığı en riskli sıvılar. Hastalığın ileri aşamalarında bu sıvıların çok küçük bir zerresi bile virüsü bulaştırabiliyor. Ancak eline kan bulaşmış bir sağlık görevlisi bile ellerini su ve sabunla yıkadığında hastalanmazken virüs bulaşmış eliyle ağzına, gözlerine veya burnuna dokunanlar veya elinde kesik-çizik bulunanlar risk altında.

BELİRTİLERİ NELER? 
Belirtiler genellikle 5-7 gün içinde ortaya çıkıyor, ama bu süre bazen 21 günü bulabiliyor. İlk belirtiler baş ağrısı, eklem ve kas ağrısı, boğazda tahriş ve halsizlik. İlk belirtiler gribi andırıyor. Ancak daha sonra ishal, kusma, kaşıntı ve karın ağrısı ekleniyor. Böbrekler ve karaciğer duruyor. Hastada iç kanama başlıyor, ileri aşamalarda hastanın kulağından, ağzından ve gözünden kan geliyor.

VÜCUT SIVILARI DERKEN VİRÜS TER YOLUYLA MESELA JİMNASTİK SALONUNDAN BULAŞABİLİR Mİ?
Hayır. Kaslarda mecalsizlik, ateş gibi semptomlar geliştirmiş bir ebola hastasının jimnastik salonuna gitmesi mümkün değil; bu semptomlar gelişmeden önce de virüsü taşıyan kişinin bunu başkalarına da bulaştırmaya başlamadığı belirtiliyor. Ayrıca terin yüksek miktarda virüs içermediği düşünülüyor.

TÜKÜRÜKLE BULAŞIR MI?
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalığın en ileri aşamalarında tükürük hatta gözyaşı bile virüs riski taşıyor. Ancak bu konuda yapılan araştırmalardaki sonuçlar birbirini tutmuyor. Ancak virüse anne sütünde de rastlandı.

KLOZETTEN EBOLA KAPABİLİR MİYİM?
Evet. Ebola hastasının dışkısı gerçekten tehlikeli ve virüs idrarda da bulunuyor. Ancak virüs taşıyan hasta kişiler genellikle hastanede veya evlerinde tedavi altında olduğu için, şimdilik genel tuvaletler riskli görülmüyor.

CİNSEL YOLLA BULAŞIR MI?
Evet. Üstelik hastalığı atlatıp iyileşmiş kişilerin semeninde, 90 gün sonrasında bile ebola virüsüne rastlandı.

BİR EBOLA HASTASININ TAŞINDIĞI TAKSİDEN VİRÜS BULAŞABİLİR Mİ?
Taksideki hastanın kanı veya kusmuğu koltuğa bulaşmışsa daha sonra aynı taksiyi kullanan kişiler, eğer bedenlerinde yara-kesik varsa veya koltuğa dokunduktan sonra yüzlerine dokunurlarsa virüs kapabilirler. Ebola hastası kişilerin kullandığı taksiler bu nedenle dezenfekte edilmeli.

EBOLA HASTASI BİR KİŞİNİN DOKUNDUĞU KAPI KOLUNDAN VİRÜS KAPABİLİR MİYİM? Evet. Eğer kapı koluna kusmuk, kan veya dışkı bulaştıysa bulaşabilir.

TREN YOLU İSTASYONU, OKUL VE DİĞER KAMUSAL ALANLARDA BULAŞMAYA KARŞI NE YAPILABİLİR?
İngiltere’de bulaşmayı önlemek için sıkı prosedürler geliştirilmiş durumda. Buna göre kan, kusmuk veya dışkıyla gözle görünür şekilde kirlenmiş yerler, tuvaletler ve çok sayıda kişinin dokunabileceği telefon, kapı kolu gibi yüzeyler kullan at kağıtlarla silinip deterjan ve sabunla yıkanıp kurulanmalı. Temizlik işlemini yapanlar uzun kollu gömlek, tek kullanımlık eldiven, kapalı ayakkabı giymeli, paçalar çorapların içine sokularak sürtünme riski engellenmeli. Temizlik işiyle uğraşanlar vücutlarındaki tüm kesik ve çizikleri yara bandıyla kapatmış olmalı. Ancak İngiltere’deki prosedüre göre ebola hastasının sadece içinden geçip gittiği koridor ve salonlarda bu tür bir temizliğe gerek görülmüyor.

VİRÜS NE KADAR SÜRE YAŞAR?
Virüs oldukça kırılgan yapıya sahip. Güneşin UV ışınları, yüksek ısı (ki Afrika’da oldukça yardımcı oldu), sabunlu su ve alkollü jel gibi dezenfektanlarla kolayca yok edilebiliyor. Ancak bolca vücut sıvısı içinde serince bir yerde kaldığında, virüs bir kaç gün canlı kalabiliyor.

YİYECEKLER GÜVENLİ Mİ? 
Pişmişse, evet. Pişirme işlemi sırasında virüs etkisiz hale geliyor. Ancak pişmemiş av etleri risk.

HAVA YOLUYLA BULAŞIR MI, MASKE TAKMAK GEREKİR Mİ? 
Hayır. Bu konudaki tüm spekülasyonlara rağmen BM Ebola Misyonu’nın ayrıntılı araştırmalarına göre virüs hava yoluyla bulaşmıyor. Ebola hastalarında da sıkça öksürme ve hapşırma görülmüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nden yapılan açıklamada da ebola salgını sırasında elde edilen verilerin, tüberküloz, su çiçeği, kızamık gibi havayoluyla bulaşan bakteri ve virüslerle benzerlik göstermediği belirtildi.

BİRİSİ YÜZÜME ÖKSÜRÜR VEYA HAPŞIŞIRSA...
Teorik olarak ileri derecede ebola hastası bir kişinin başka bir kişiden başka bir kişinin doğrudan yüzüne çok sayıda damlacık gelmesi bir risk. Ancak genellikle bu durumdaki kişiler ya hastalar ya da sağlık görevlileri ve onların da maske takmaları bekleniyor.

VİRÜS MUTASYON GEÇİREBİLİR Mİ, BULAŞMA YOLLARI DEĞİŞEBİLİR Mİ?
Bütün virüsler mutasyon geçirebiliyor ancak bilim insanları, mutasyon geçirse bile bulaşma yollarının değişmediğini söylüyor, kaldı ki ebola örneğinde de virüsün bulaşma yolunun değiştiğine dair bir kanıt bulunmuyor.


UZAY KIYAFETİNİ ANDIRAN KIYAFETLERE BÜRÜNMÜŞ SAĞLIK GÖREVLİLERİNE BİLE VİRÜS NASIL BULAŞABİLİYOR?
Bu giysiler ancak doğru kullanıldıklarında işe yarıyor. Bu yüzden giyilmeleri çıkarmaları, eldivenlerin nasıl kullanılacağına dair ayrıntılı prosedürler var.

HAVALİMANLARINDAKİ TARAYICILAR VİRÜS TAŞIYICISI İNSANLARIN ÜLKEYE GİRİŞİNİ ENGELLEYEBİLİR Mİ?
Hayır. Tarayıcılar yüksek vücut ısısını ölçüyor. Ve yüksek ateşin eboladan başka soğuk algınlığından menopoza kadar pek çok gerekçesi olabilir. Bu durumda yüksek ateşi olan herkese ebola testi uygulanması gerekiyor. En önemlisi virüs taşıyıcı insanların çoğu, ateşleri yükselmeden önce ülke değiştirmiş olabilir (ABD örneğinde olduğu gibi), bu durumda bu kişilerin ebola taşıyıcısı olup olmadığını anlamak mümkün görünmüyor. 

Kaynak: Guardian Gazetesi'nden Radikal gazetesi çevirdi.

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bir İstanbul Metrosu Hayali...


Gökhan Pişkin bloğunda İstanbul Metrosu ile ilgili hayallerini paylaşmış, biz de onun izniyle birçok bölümünü paylaştığımız bu fikirlerden sizi haberdar edelim dedik:

Geçenlerde "Bir tasarımcı olarak İstanbul'un metro haritası beni uzun zamandır rahatsız ediyordu" diye başlayan bir yazı okudum. Özetle Bertan Kılıçcıoğlu isimli bir tasarımcı, İstanbul metro haritasının tasarımından haklı olarak bunalmış ve derli toplu olarak yenisini yapmış.

Hatların abuk sabukluğundan, plansız programsız yapılmışlığından bunalmışım uzun süredir; bari ben de bir mühendis olarak hatları yenileyeyim dedim, bunaldım karaladım bir şeyler (Yukarıda bahsettiğim düzeltilmiş haritayı kullanarak)...

Örneklendireyim:
Ben Etiler'de oturuyorum. 2015'te evin yakınından metro geçecek. Sağda solda "Etiler-Kadıköy 45 dakika..." şeklinde reklamı yapılıyor. Yahu, boş trafikte arabayla 15 dakikada gideceğin yer metro ile 45 dakika olur mu hiç? 15 km.lik yol dört ayrı hat kullanılarak gidilir mi? Bu kafayla toplu taşıma kullanımını özendiremezsin ki...
("Etiler-Kadıköy" sadece bir örnek, herkes onlarca benzer örnek kolaylıkla bulabilir)


Dört hat demek, üç kez aktarma demek; aktarma dediğin de öyle kolay değil, her aktarmada anasının nikahı kadar mesafe yürümek gerek. Mesela Şişhane durağında inip yüzeye çıkmak 10 dakika filan. Bazen şüphe ediyorum aslında Taksim'de indiriyorlar, aşağıdan Şişhane'ye yürütüyorlar diye. Sirkeci Marmaray durağı var mesela, boğazı aşağıdan yürüyerek geçiyorsun sanki. Tren hattı için boşa uğraşmışlar resmen, girişi deniz kıyısından versen, o kadar yürümeyle karşıdan çıkarsın zaten. Hacıosman metrosu desen, yerin yedi kat dibinde; Yeni Zelanda'ya sınır kapısı açsan açılır...



yazının devamı için lütfen TIKLAYIN!

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Proust ve Camus'den "yolculuk" için...

"Tek gerçek yolculuk aynı gözlerle, yüz değişik ülkeyi dolaşmak değil; aynı ülkeyi, yüz değişik gözle görebilmektir…" ~ Marcel Proust


                    "Yolculuk bizi kendimize geri getirir." ~ Albert Camus

18 Nisan 2014 Cuma

Seyahat insan neler öğretir? (3)

3 yıldır "Seyahat insana neler öğretir?" diye gönüllülerimize, gezginlere, takipçilerimize "Twitter'da" soruyoruz. Bu yıl da katılım yüksek oldu, güzel de yanıtlar geldi.

Bu farklı gözlem ve düşünceleri yine bir blog yazısına dönüştürdüm. Takipçilerimiz seyahatseverler, gezginler seyahatin hayatlarına neler kattığını şöyle paylaştılar:

Hakan Kurt @hakanxurt
aslında Düşman bildiklerimizin düşman olmadığını, korkularımızdan kurtulmanın dayanılmaz hafifliği ve mutluluğunu.

MaideT ‏@maide_t
 #Seyahat Insana dünyayı okumayı öğretir.


Selim Sakin ‏@kaymakamselim
Tunceli'de dağ başında tek başına çadır kurmanın göründüğü kadar korkutucu olmadığını ;)


tutku ‏@dudkuuu
#seyahat insana dünyanın sadece kendi çevrenden ibaret olmadığını öğretir

Yektasays ‏@Yektasays
#seyahat insana zamanın ne kadar yetersiz olduğunu gösterir

Capulnaz ayse ‏@hayatneki2
başka yerler keşfederken aslında insan kendini keşfeder

Kenan Selman Yüce❶❷ ‏@KenanSYuce
#seyahat yapmak bana hem keyif veriyor. Hemde fikirlerime bilgi katıyor

zoe ‏@zoe70zoe
#seyahat insana sorun çözmeyi öğretir



Cagdas ‏@cagdasozt
#seyahat aslında dünyanın çok küçük olup, birbirimize ne kadar benzediğimizi anlamamızdır.

Esra Kaya ‏@Esrakyae
#seyahat etmek özgürleştirir. Nefes aldırır insana. Unutamadığımız anılarımızdır. Değerlidir. Yeni deneyimler kazandırır.


Abdussamed Güçlü ‏@abdussamedgcl
Seyahat edip yeni bir yer, başka bir toplum görmek, ülkemizde "şurda şöyle uygulanıyor" yalanını öğrenmektir.

Yeşim Tuğcu Tekniker ‏@sirtcantamveben
Seyahat insanın ruhunun özgürleşmesini sağlar...

Duygu Cankara ‏@Duygu_dahlia
an'in kiymetini


ziya ‏@ZiyaYapici
aslinda dunyanin sandigimiz kadar tehlikeli olmadigini, önyargilari evde birakmak gerektigini

Barış Kamay ‏@bariskamay
#Seyahat insana birçok şey öğretir ama en önemlisi dünyadaki sınırların aslında ne kadar anlamsız olduğudur.

Mordor ‏@the_smeagal
seyahat kendi ülkeme dıştan bakmamı..Ne kadar sığ bir demokrasde ve cahiliyet döneminde yaşadığımız 'farkındalığını' sağlar

Turna Gezer ‏@turnagezer
#Seyahat insanın kendini keşfetmesini ve ait olduğu yere bır adım daha yaklaşmasını saglar.

Cihan Yörükoğlu ‏@midgard06
tespit geçen sene hatırlamadığım birinden,ama çok sevmiştim "seyahat, ne kadar önyargın varsa hepsini bir bir ödetir."

travellers ‏@Travellersss
Seyahat ettikçe dünyada korumamız gereken pek çok değer olduğunun farkına varırız.

Unuttuklarım varsa ya da yeni gözlem ve düşünceler eklemek isteyenler lütfen "yorum" bölümünden devam etsinler. Herkesin, aklına, eline seyahatine sağlık! :)