AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2021 Cuma

Aşk Pandemiyi Yendi Ama…

Koronavirüs tüm dünyayı esir almış durumda. Ve bu durumdan en çok seyahat eden insanlar, gezginler ya da seyahat etmek zorunda olanlar etkilendi. Artık birçok ülke kapı duvar biçiminde. Pandemi bir türlü durulmadığı için de ülkeler sınırlarını hala çok sınırlı sayıda ülkeye, insana açmış durumda. Üstelik bunun bir garantisi yok, her an izinli ülke listeleri değişebiliyor. Örneğin aylardır Türkiye’de AB’ye gitme şansı yok ve gelecek aylar da umut vermiyor.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Ağustos ayında aldığı bir kararda üye ülkelerden seyahat kısıtlamalarını partnerler için gevşetmelerini istedi. Buna Fransa ve Almanya’dan pozitif yanıtlar geldi. Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer de seyahat kısıtlamalarının evli olmayan partnerler için kaldırıldığını açıkladı. AB vatandaşlarının ya da AB içinde oturma izni olanların AB dışında ikamet eden partnerlerinin gelebilmesine izin verildi. Ancak bu karar bile kolay alınmadı. Komisyon bu kararı sosyal medyada “Aşk, turizm değildir” sloganıyla başlatılan etkili bir sosyal medya kampanyası nedeniyle aldı.

Fakat bu izin öyle çok şarta bağlı ki kapsamı kuşku uyandırıyor. Örneğin Almanya’ya seyahat etmek isteyen partnerlerin vize alabilmesi için uzun süreli bir birlikteliğin ve daha önce en az bir kere Almanya’da görüşmüş olmanın yetkili makamlara belgelerle ispatlanması şart. Almanya’da ikamet eden tarafın yolladığı davetiye, ilişkinin varlığını belirten ortak bir deklarasyon, daha önce birlikte seyahatleri ya da buluşmaları gösteren pasaport pullarının, seyahat dokümanlarının ve uçak biletlerinin sunulması da seyahat iznini almak açısından önem taşıyor.

2020 kışı pandeminin 2. Dalga riskiyle birlikte sürmesi nedeniyle seyahat özgürlüğü için de gerçekten çok çetin geçecek. Seyahat özgürlüğümüz bugüne kadar dünya çapında hiç bu kadar kısıtlanmamıştı.

Her şey bir yana “Aşk”, sınırlı da olsa pandeminin her ülkeye ördürdüğü seyahat özgürlüğü duvarını, AB içinde biraz olsun yıktı. Ama hala birçok ülke kısmi olarak öğrenciler dışında bilim insanlarının eğitim, araştırma çalışmaları, sağlık sorunları olanların, ticari/ekonomik faaliyetlerin sürdürülebilirliği için vize ve seyahat izinlerini vermiyor. Milyonlarca insan yurt dışına adım atabilmek için elçiliklerin vize koşullarıyla ilgili haberlerine kilitlenmiş durumda.

Vİzeler Hayal Oldu

NYXmag’in ilk sayısında “Pandemi vizeleri yedi mi?” diye bir soru sormuştuk. Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak bu konuda özellikle Alman basınına yaptığımız açıklamaları paylaşmıştık. Geçen ay bu konudaki çalışmalarımızı sürdürdük, bu kez Köln Radyosun’da konuyu gündeme getirdik. Ancak ne Almanya ne de Avrupa Birliği konu hakkında bir adım atmadı. Sadece belli ülkeler D tipi öğrenci vizelerinde adım attılar ama C tipi özellikle turistik vizeler konusunda bir gelişme yaşanmadı.
Ekim ayına bırakılan yeni vize, seyahat sınırlamaları kararlarında yeni bir gelişme yaşanmadı. Salgının birçok ülkede hız kazanması sınırlamaların kalkabileceği yolundaki umutları yılbaşı sonrasına erteliyor.
Özellikle daha önce vize almış ancak getirilen seyahat kısıtlamaları ve yasaklar nedeniyle süresinde vizelerini kullanamamış insanlar şu anda kimsenin gündeminde değil. Ne vizelerin uzatılması ne ödediğimiz vize harçlarının geri ödenmesi ne de yeni sürelerle vizelerin tekrar kullanılabilmesi gibi konuları konuşacak aşamaya bile gelemedik.
Yani AB Komisyonu’nun genel eğiliminde hala bir değişiklik yok. Schengen vize harçlarının alınmaması ve pandemi süresi kadar vizelere ek yapılması gibi konuların tartışılacağı bir noktaya maalesef gelemedik. Şu anda manzara gösteriyor ki; vize bürosu harçlarını yine ödeyecek, Covid-19 nedeniyle belki yeni formlar, bürokratik engellerle karşılaşacağız. Kısacası vize başvurusu için bütün o bilgi ve belgeleri yine toparlayacağız.
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak bu konuya ilgimizi sürdüreceğiz. Bu konuda yapılacak tüm başvuru ve haberleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

Bu yazı NYXmag dergisinde yayınlandı.

PANDEMİ VİZELERİMİZİ DE YEDİ Mİ?

Pandemi birçok kişinin tatil planlarını da alt üst etti. Özellikle yurt dışına gitmek için vize alarak tatil planları yapanlar, hem vize harçları, ulaşım, konaklama giderlerinin tam karşılığını alamadı hem de tatillerinden oldular. Çifte bir zarar söz konusu.

Schengen bölgesine gidecek olanların vizeleri için Alman Radyosu ARD bu konuyu gündeme getiren bir haber yaptı. https://www.tagesschau.de/ausland/tuerkei-coronavirus-visa-101.html

Bu konuda mağdur olanlardan biri olarak ben de bu programda düşüncelerimi, aslında Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri için de taleplerimizi dile getirdim:  Herkesin, yeni başvuru, vize harcı, vize büro ücreti alınmadan vizelerinin en azı 3 ay olmak üzere aldığı süre kadar uzatılması…

Şu anda netleşmemekle birlikte AB Komisyonu’nda genel eğilim schengen vize harçlarının alınmaması ve pandemi süresi kadar vizelere ek yapılması, 3 -4 ay gibi. Yani vize bürosu harçlarını yine ödeyecek, başvuru için bütün o bilgi ve belgeleri yine toparlayacağız. 

Ve en önemlisi başvurumuz daha önce vize alsak bile yeni belgelerimize göre bakılarak yeniden değerlendirilecek. Yani vize başvurunuz, özellikle maddi durumunuzda bir sorun yaşandıysa reddedilebilir. Üstelik yeni COVID-19 soruları ve formlarına da maruz kalınabilir. Kısacası kazanılmış bir hakkın yine yok sayılması riski az değil.

Bu durumun özellikle Temmuz ayından sonra netleşmesini bekliyoruz, bazı ülkeler açılımı Ağustos ayına bıraktı. Bu konuda netlik sağlandığı anda biz de “vize”mücadelemizi başlatacağız. Sizleri de haberdar edeceğim. 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Seyahat Özgürlüğü Engellenemez!*

Türkiye ve Avrupa Birliği’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti süreci, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse Türkiye vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz seyahatinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor. Bu 72 kriter üzerinde çalışılırken temel seyahat özgürlüğü hakkı gözden kaçıyor. Seyahat özgürlüğü, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de Türkiye anayasasının 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ne var ki özellikle yurt içindeki uygulamalarda, kamu otoritesinin istediği zaman sınırlanabiliyor hatta yok sayılabiliyor. 

Mart 2010 tarihinde yüksek pasaport harçlarına tepki göstermek için internette Suat Özçelebi’nin kurduğu Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, çeşitli sloganlar ve kampanyalarla temel seyahat özgürlüğü hakkını savunuyor. Grubun en son güncel kampanyası, vize muafiyeti sürecinde pasaportların AB standartlarında yenilenmesinde yurttaşlardan istenen ücret... Mevcut pasaportlarına ödeme yapmış kişilerden tekrar para istenmesine karşı sosyal medyada #yenipasaportaparayok sloganıyla bir imza kampanyası düzenleniyor.


Seyahat özgürlüğü hakkı Türkiye’de sıkça göz ardı edilirken ülke içinde vatandaşlara adeta “vize” uygulanıyor. Örneğin bir kente gitmek, girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkılacağı kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Hatta bu zihniyet o kadar egemen ki “turizm” konusunda yaşanan sıkıntıları gidermek için, “yurttaşların yurt dışı çıkışlarına sınırlama getirilsin”, “harçlar artırılsın” diyerek çözme heveslileri bile var. Benzer şekilde çok uzun yıllardır, yurt dışına çıkmak, seyahat etmek de büyük eşitsizlikler ve hak ihlalleri içeriyor. Yekililer, başka ülkelerin Türkiye’ye koyduğu vizelerden yakınırken, kendisi yurttaşlarına adeta yurt dışına çıkış “vize”si koymuş durumda.

Öğrenciler ve yurt dışındaki yurttaşlar için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün alanını bir yandan genişletirken, diğer yandan büyük eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. Yakın zamanda Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bir torba yasa değişikliği ile "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara” harçsız pasaport alma hakkı getirildi. Bu, iktidar partisinin öğrencilere seçimlerdeki bir vaadinin yerine getirilmesiydi. Aynı biçimde yurt dışında yaşayanlar için de konsolosluklardan pasaport almak, yaklaşık yüzde 50 ucuzlatıldı, ortalama 100 avro düzeyine indirildi. Artık Harçlar Kanunu'nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. Fıkrasına eklenen "Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar" bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler.

Bu önemli değişiklikler belli kesimlerde memnuniyet yaratırken, aslında var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirdi; Türkiye’de “seyahat özgürlüğü” konusunu kapsadığı gruplar açısından iyice tartışmalı bir hale dönüştürdü.

Dünyanın En Pahalı Pasaportu Türkiye’de


Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportu kullanılıyor. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 avro düzeyinde 10 yıllık biyometrik/çipli bir pasaport Türkiye’de 620,60 Türk Lirası (yaklaşık 190 avro). Bunun 87,5 Türk Lirası defter parası, geri kalanı harç.

Pasaport bir “değerli kağıt” olduğu için aynı zamanda harçlar yasasına tabii ve her yıl “yeniden değerleme” oranında otomatik zam görüyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu.

Seyahat özgürlüğüne temelde en zıt uygulamalardan “yurtdışı çıkış harcı” da sadece Türkiye’de ödeniyor. Her çıkışta ödenen 15 TL’lik harcın kaldırılması için verilen yasa teklifleri, çok uzun zamandır anlaşılmaz bir biçimde bekletiliyor.

Son yasal değişikliklerle oluşan ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan durum şu şekilde:

Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi ya da arkadaşı aynı 5 yıllık pasaporta 620,6 lira ödemeyi sürdürecek.
Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
Yurt dışında yaşayan bir vatandaş 100 avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurt içindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 avro ödemek zorunda kalıyorlar.

#YeniPasaportaParaYok

Bütün bu eşitsizlikler AB ile yapılan 72 Kriter pazarlıklarında bir hak ihlali daha eklendi. Devlet, 72 kriter kapsamında vizesiz Avrupa için 2016 yılında bütün pasaportları değiştireceğini ve pasaport ücretini yine yurttaşlardan alacağını açıkladı. Aslında bu durum fark edilmeyen bir gerçeğin ortaya çıkmasına yol açtı. Meğer 5 yıl önce dünyanın en güvenli, biyometrik ve çipli pasaportları olarak tanıtılan ve 5 yıl içinde herkesin değiştirilen pasaportları AB standartlarında ve yüksek güvenlikli değilmiş, çiplerine parmak izi kaydedilemiyormuş.

Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıklamıştı. Bu maliyetlere rağmen, devletin yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için fahiş bir fiyat belirleniyor, adeta yurttaşa müşteri muamelesi yapılıyor. Bu noktada yapılması gereken çok basit: Pasaport ücretinin tüm yurttaşlar için “defter ücreti” seviyesine çekilmesi; yeni pasaportların ücretsiz olarak değiştirilmesi; yurttaşlar arasında hiçbir ayrımcılık yapılmaması; çocuk pasaport ücretlerinin en az yüzde 50 oranında düşürülmesi; yeşil, bordo pasaport ayrımının ve yurt dışı çıkış harcının kaldırılması.

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri, sosyal medyada ve ulaşabildiğimiz tüm mecralarda, bu haksız uygulamaya karşı bir kampanya yürütüyor: “Parasını ödediğimiz pasaportun parasını bizden alamazsınız, kim zamanında bu ihmali yapmış ve bu pasaportları AB standardında yapmamışsa pasaport paralarını onlardan tahsil edin” diyor.

Bu çerçevede Change.org sitesinde “Yeni pasaporta yeni ücret, yeni harç ödemek istemiyoruz! #YeniPasaportaParaYok” adıyla Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’a iletilmek üzere bir imza kampanyası yapıyor. Kampanya detayları ve mektubu için www.seyahatozgurlugu.comsitesini ziyaret edebilirsiniz.

* Bu yazı Magma dergisi'nin internet sitesinde Mayıs 2016 tarihli12. sayısında yayımlandı. Lütfen tıklayın.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

#YeniPasaportaParaYok Kampanyamıza bir destek de MAGMA'dan.

Yeryüzü dergisi Magma Mayıs sayısında bir sayfasını Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri'ne ayırdı ve #YeniPasaportaParaYok kampanyamıza destek verdi.

"Seyahat Özgürlüğü Engellenemez " başlığıyla AB ile vize muafiyeti sürecinde yenilenmek zorunda olan pasaportlarımızın daha önce ödediğimiz defter ücretini yeniden bizden talep eden devlete karşı yürüttüğümüz kampanyayı okurlarına duyurdu.

MAGMA'ya çok teşekkür ediyoruz.  

Gittikçe aralanan #VizesizAvrupa kapısının önünde adeta 73. kriter gibi kendi devletimizin önümüze diktiği temel seyahat özgürlüğü engellerine/vizelerine ve yeni pasaporta için istenen defter ücretine karşı hep birlikte #YeniPasaportaParaYok demeye devam ediyoruz.



20 Nisan 2016 Çarşamba

#YeniPasaportaParaYok kampanyasına destek verin

5 yıl önce tümünü değiştirip ama AB standartlarında yapmayı unuttukları pasaportları yeniden değiştirip, tüm pasaport sahiplerinden yeniden defter ücreti isteyecekler. Biz de bu defter ücretini yeniden ödemek istemiyoruz.

#YeniPasaportaParaYok etiketiyle tüm sosyal medyada, diğer mecralarda imza ve farkındalık artırma kampanyaları yaparak kamu otoritesini bu haksız kararından vazgeçirmeye çalışıyoruz.

Siz de bu kampanyada aşağıdaki bannerlerı, capsleri kopyalayarak kullanabilir, bu yanlış karardan devletin dönmesine çaba harcayabilirsiniz.

İmza kampanyası için TIKLAYIN!






28 Mart 2016 Pazartesi

Türkiye'de Seyahat Özgürlüğü'nü, Cumhuriyet Gazetesi'nde yazdık.

Türkiye ve AB’nin 2013 yılında başlattığı vize muafiyeti olarak adlandırılan diyalog, sonunda 72 kritere bağlandı. Bu kriterler yerine getirilirse vizesiz Avrupa seyahatlerinin haziran ayı sonunda gerçekleşebileceği ileri sürülüyor.

Ancak bütün bu kriterler konuşulurken, Türkiye’de vatandaşların önünde temel bir engel oluşturan bir kriter hep atlandı. Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri buna “73. Kriter: Seyahat Özgürlüğü Engellerini Kaldırmak...” diyoruz. Temelde kaldırılması için uğraş verdiğimiz büyük bir seyahat özgürlüğü engeli AB vizesi dışında, Türkiye ve AB tarafından görüşmelerde göz ardı edilen Türkiye’nin kendi vatandaşlarına koyduğu “vizeler” var. “Seyahat Özgürlüğü”, hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 13’üncü hem de anayasamızın 23’üncü maddesinde düzenlenen temel bir hak. Ancak uygulamada, ülkemizde temel haklar kategorisinde bile kabul edilmiyor. Kamu otoritesinin istediği zaman keyfi bir biçimde sınırlama getirebildiği, elinizden alabildiği hatta yok sayabildiği bir “hak” niteliğinde.


Eşitsizlikler...
Ülke içinde örneğin bir kente ulaşım, kente girmek ya da çıkmak, sokağa çıkma yasakları hatta bir parka ne zaman girip ne zaman çıkacağınız dahil kolaylıkla kısıtlanabiliyor. Seyahat özgürlüğünün kolaylıkla yok sayılabildiği bir düzen ve zihniyet ile karşı karşıyayız. Öğrenciler ve yurtdışındaki yurttaşlarımız için yapılan son düzenlemeler, Türk vatandaşları için “seyahat özgürlüğü”nün yaygınlaşmasına değil, aslında daha da büyük eşitsizliklere ve haksızlıklara yol açtı.

En pahalı pasaport
Artık Harçlar Kanunu’nun harçtan muaf olanları düzenleyen 85. maddesinin 1. fıkrasına eklenen “Tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış olanlara verilecek pasaportlar” bendiyle, 25 yaşına kadar tüm öğrenciler sadece pasaport defter ücreti ödeyerek 87,5 liraya pasaport alabilecekler. Türkiye’de dünyanın en pahalı pasaportunu kullanıyoruz. Dünyada ortalama 60-70 ABD doları, Avrupa Birliği’nde 60-70 Avro düzeyinde 10 yıllık çipli bir pasaport. Türkiye’de 620,6 lira. (yaklaşık 200 Avro) Bunun 87,5 lirası defter parası, geri kalanı harç. Pasaport bir “değerli kâğıt” olduğu için, harçlar yasasına tabi ve her yıl “yeniden değerleme” oranında “otomatik zam” geliyor. Dünyada her yıl otomatik zamlanan tek pasaport, T.C. pasaportu. 


Peki çözülmesi gereken 73. kriter, “seyahat özgürlüğü”nün önündeki engeller neler?
  • Yurttaşlarına dünyanın en pahalı pasaportunu satan devlet önemli bir genç kitleyi yüksek harçlardan korurken, büyük eşitsizliklere ve çelişkilere de yol açmaya devam ediyor. 6-7 yaşında bir öğrenci 87,5 liraya pasaport alırken, örneğin 5 veya 1 yaşındaki kardeşi aynı 5 yıllık pasaporta 621 lira ödemeyi sürdürecek.
  • Yasa gençler arasında “tahsilde olan/olmayan” ayrımı yapıyor.
  • Yurtdışında yaşayan bir vatandaş 100 Avro’ya devletin vatandaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesine sahip olabilirken, yurtiçindeki vatandaşlar aynı pasaporta yaklaşık 200 Avro ödemek zorunda kalıyorlar. 
  • Devlet daha 5 yıl önce yenilediği ve çipli, çok güvenli dediği pasaportları şimdi AB kriterlerinde güvenli değil diye tekrar yeniliyor. Üstelik parasını ödediğiniz pasaportların parasını yine bizden alarak.
Sorular...
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak soruyoruz: Biyometrik pasaportun içindeki çip dahil yaklaşık 15-20 liraya mal olduğunu Darphane yetkilileri açıkladı. Devlet yurttaşlarına vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesi için nasıl bu kadar fahiş bir ücret belirleyip, onlara “yurttaş” değil adeta “müşteri” muamelesi yapabiliyor? Vatandaşları arasında yeşil- bordo pasaport ayrımı yapan (Bütün dünya ülkelerinde 3 çeşit Türkiye’de 4 çeşit pasaport var), çocuklara 5 yıllık pasaportu 10 yıllık fiyatına satan, yurtdışı çıkış harcı alan devlet, bunca eşitsizlik ve ayrımcılık yetmiyormuş gibi, şimdi de “yeni haklar sağlıyorum” diyerek, yurtdışında yaşayanlar- yaşamayanlar, öğrenci olanlar-olmayanlar ayrımcılığı yapıyor ve parasını ödediğimiz pasaportu yeniden bize satarak neyi hedefliyor?


T.C. pasaportu yurttaşlarımızın uluslararası kimlik belgesi, nüfus cüzdanıdır. Asgari ücretin 1.300 lira olduğu bir ülkede 620,6 liraya pasaport “satılamaz”. Devlet yurttaşları arasında “ayrımcılık” yapamaz, anayasanın “kanun önünde eşitlik ilkesi”ni yok sayamaz. AB vize muafiyeti için sadece 72 kriter değil, 73. kriter de yerine getirilerek vatandaşlarımızın önündeki seyahat özgürlüğü engelleri kaldırılmazsa, bu muafiyet gerçekleşirse, sadece küçük bir azınlığa hizmet edecektir.

O. Suat Özçelebi
Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri
Sözcüsü

26.03.2016

11 Mart 2016 Cuma

#YeniPasaportaParaYok Yeni Pasaporta Yeni Ücret Yeni Harç Ödemek İstemiyoruz!


5 yıl önce Türkiye'de pasaportlar yüksek güvenlikli, dünya standartlarında, çipli ve biyometrik oldu. Resmi makamlar böyle açıkladı, 5 yıl içinde bütün pasaportlar değiştirildi.

Şimdi aynı makamlar, parmak izi kaydedilebilen ve Avrupa Birliği'nin vize muafiyeti kriterlerine uygun yeni pasaportlarla "eski" pasaportların değiştirileceğini açıkladı.

Üstelik yeni pasaportların ücreti yine vatandaşlardan talep edilecek.

Şimdi diyoruz ki;

5 yıl önce pasaportların çipini parmak izi kaydedilebilen ve AB standartlarına uygun yüksek güvenlikli bir biçimde yapmayı düşünemeyenler kim ise yeni pasaportların ücretini o kişilerden ve yetkililerden tahsil edin.

Millet pasaport parası basmıyor.

Yeni pasaportlar için, yeni defter ücreti, harç ödemek istemiyoruz.

Dünyanın en pahalı pasaport ücretini, harçlarını vatandaşlarından alan devlet, Anayasal ve temel insan hakkı olan "seyahat özgürlüğü" hakkını yeterince ihlal ettiği yetmiyormuş gibi, parası ödenmiş pasaportlar için tekrar ücret talep ediyor.

Pasaport devletin vermek zorunda olduğu bir kimlik belgesidir, fahiş bir ücretle yurttaşlara satılamaz, parası ödenmiş bir pasaport geri alınıp tekrar ücret talep edilemez.

Devletin tüm ilgili makamlarından bu uygulamanın iptal edilmesini ve yeni pasaportların bedelsiz olarak değiştirilmesini talep ediyoruz.

Yaklaşık 8 milyon pasaport sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını #yenipasaportaparayok etiketiyle imza kampanyamıza, sosyal medyada ve tüm mecralarda destek vermeye çağırıyoruz.

O. Suat Özçelebi

Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri Sözcüsü

LÜTFEN İMZA KAMPANYAMIZA KATILIN!
#yenipasaportaparayok


9 Mart 2016 Çarşamba

73. Kriter T.C. Yurttaşlarının Seyahat Özgürlüğü

Suriye'deki iç savaş, Türkiye'yi 2,5 milyonun üzerinde bir göçmen/mülteci(geçici sığınmacılar ifadesi de kullanılıyor) akınıyla karşı karşıya bıraktı. Türkiye insani perspektifi öne alarak bu göçmenlere kapılarını ardına kadar açtı. Ancak kısa bir zamanda hem Avrupa Birliği'nin hem de Türkiye'nin dış politikasındaki zaaflar ve öngörüsüzlükler de bu göçmen, mülteci akınını adeta körükledi.

Şimdi Avrupa kapılarına dayanan ve uzun zamandır Akdeniz'i büyük bir mülteci mezarlığına dönüştüren, uzun yıllardır yaşanmamış boyutta insani bir kriz ile karşı karşıyayız.

Türkiye, AB ile adeta pazarlık yaparak, (Başbakan buna "Kayseri pazarlığı" bile dedi) göçmenler/mülteciler karşılığında para, AB sürecinde ilerleme ve vize muafiyeti istiyor. Bu karşılıklı bir şantaja da dönüşen pazarlıktan, yıllar sonra çok fazla kişinin utanacağı çok açık, (Uluslararası Af Örgütü'nün çekincelerine bakmak yeterli, tıklayın) ancak şimdi kimse yaşananların ahlaki/insani boyutuyla ilgili değil, herkes "mülteci" ihalesini bir biçimde birbirinin üzerinde bırakmaya çalışıyor.



AB'nin pazarlıkta para ve süreçte ilerleme kartlarına evet dediğini, vize muafiyeti için ise yıllardır ileri sürdüğü 72 kriteri yine önümüze koyduğunu görüyoruz. Bu konuda Türkiye kendisini bir tampon bölgeye dönüştürecek olan Geri Kabul Antlaşması şartlarına her zamankinden daha istekli görünse de Haziran ayına hatta Ekim ayına kadar bu kriterlerin yetişmesi güç görünüyor. 

Kriterlerle ilgili Mart ayı itibarıyla tablo şöyle: AB'nin istediği kriterlerden 19'u tamam, 17'si hemen hemen bitmiş gibi, 21'inde iyi ilerleme ve kısmen tamamlanmış görünüyor, 12'si kısmen hazır, ancak 3'ünde henüz hiç ilerleme yok. 


Bu kriterlerin neler olduğu ve ne durumda olduklarını görmek için Al Jazeera ilerleme raporlarındaki metinleri karşılaştırarak, 72 kriteri, yerine getirilen 19 maddesi ve geri kalan 53 maddelik kriterlerin neler olduğunu belirledi.

73. Kriter
Ancak AB'ye uyum konusunda ilerlemeyi de ülkesinde zorunlu olarak kalan mültecilere kaynak/para ve yurttaşları için vize muafiyetine dönüştürmeye çalışan Türkiye, aslında 73. kriter diyebileceğimiz ve bu kriterlerin hepsinin önünde duran bir kriter konusunda uzun yıllardır adım atmıyor. O da kendi yurttaşlarına koyduğu "vizeler".

Türkiye başka ülkelerle sürekli kendisine koydukları vizeleri kaldırmaları için uğraşırken ısrarlı bir biçimde dünyanın en pahalı pasaportunu yurttaşlarına satmaya, her yıl pasaporta otomatik zam yapmaya, yurttaşları arasında yüksek harçlar, pasaportlar, yurt içinde yaşayan yaşamayanlar diyerek ayrımcılık yapmaya, çocuklarına 5 yıllık pasaportu 10 yıllık pasaport ücretine satmaya, dünyada benzeri olmayan yurt dışı çıkış harcını uygulamaya devam ediyor.

Biz Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri olarak Türkiye'nin 72 kriterden önce, her vatandaşımızın hakkı olan bu 73. "seyahat özgürlüğü" kriterini yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz.


Anayasal ve temel bir insan hakkı olan seyahat özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmak, adeta kendi vatandaşlarınızın önüne koyduğunuz "vizeleri" sona erdirmek, Türkiye'nin en az bu 72 kriteri yerine getirmesi kadar önemli, öncelikli ve üstelik daha kolaydır.

Bu adımlar atılmadan "seyahat özgürlüğü" konusunda kimsenin samimi olduğunu düşünmek mümkün değildir.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Avrupa İstikrar İnisiyatifi'nden Vizesiz Avrupa yolu!

Avrupa İstikrar İnisiyatifi (ESI) "Vizesiz Avrupa" yolunda önemli bir rapor yayınladı. Raporda birçok analiz, eleştiri ve önerilere yer verildi. Özellikle Avrupa Birliği’nin "en geç 2015 sonunda Türkiye’ye vize muafiyeti tanıması gerektiği" vurgusu, hem Türk hem de Avrupalı birçok yetkiliye umarız bir yol haritası için daha fazla beklememelerini gösteren bir uyarı işlevi görür.

Raporda daha önce katılım müzakereleri yapan hiçbir ülkenin bu kadar uzun süre vize engeliyle karşılaşmadığına vurgu yapılarak, "Geri Kabul Anlaşması"nın şartlarının Türkiye tarafında nasıl "güven duyulmayan" bir algı yarattığı açık bir biçimde gösteriliyor. 

Ayrıca rapor, vize muafiyeti sürecinde “Gordion düğümünü” kesmek için Türkiye’ye  "vizesiz seyahat " için izlemesi gereken yollara ilişkin temel önerilere de yer veriyor.

Rapor bu önerilerini 5 başlıkta ayrıntılı olarak sunuyor, özetle altı çizilenler şunlar: 

1. Ankara’nın vize diyaloğunun katılım sürecinden ayrı bir süreç ve eşitler arası bir  müzakere olduğunu Brüksel’e hatırlatmalıdır.
2. AB’ye vize diyaloğu sürecinde Türk vatandaşlarının seyahatlerinde sürekli bir iyileşme/kolaylaştırma görmek istediğini Türkiye'nin net bir biçimde vurgulaması gerekiyor.
3. Türkiye’ye, vize muafiyeti için gerçekçi bir tarih ilan edilmeli ve bu tarihin en geç 2015 sonunda vizesiz seyahatin başlatılabilmesi biçiminde olmalıdır.
4. Türkiye AB'ye kendi ülkesinden giden kaçak göçmenler konusunda yeterli önlemleri alacağı konusunda güven artırıcı önlemler ve uygulamalar geliştirmelidir. Türkiye AB'ye geri kabul anlaşmasını karşılıklı yasal yükümlülüklere uyum içinde olunduğu zaman imzalayabileceğini göstermelidir.
5. AB’nin Türkiye'nin belirlediği tarihe kadar adım atmaması halinde geri kabul anlaşmasının geçersiz ilan edilmesi gerekir.

ESI raporunun diğer ayrıntıları ve orjinaline ulaşmak isteyenler şu adresten indirebilirler: Lütfen Tıklayın!

9 Nisan 2013 Salı

"Schengen Vizesi" Anketini Kaçırmayın!


Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu aşağıdaki mesajı e-posta ve sitesi yoluyla yurttaşlarımızla paylaştı. Bir tür "Açık İstişare" ve hedefi "Kısa Süre Kalışlara İmkân Tanıyan 'Schengen' Vizesinin Alınmasında Uygulanan Prosedürlerin İyileştirilmesi"...

Bu adımla Avrupa Birliği Komisyonu şunu amaçlıyor: konuyla ilgili olarak izlenen politikayı daha modern hale getirmek... bu istişare yoluyla aktaracağınız görüşler ve sağlayacağınız katkılarla doğru değişiklikler yapılmasına yardımcı olmak...AB'ye seyahat edecek iş adamı, turist, öğrenci ve gençler gibi meşru yolcuların tâbi olduğu süreçlerin kolaylaştırılması yoluyla ekonomik büyüme ve kültürel değişimi desteklemek.." 

Yani AB ile vize sorunları yaşayan herkes yaşadığı tüm sorunları, şikayetlerini ve iyileştirme taleplerini aşağıdaki anket ile ilgililere iletebilir. Biz tüm Seyahat Özgürlüğü Gönüllüleri'ni ve Sırtçantalıları bu açık istişareye/ankete katılmaya ve görüşlerini bildirmeye çağırıyoruz.

Sadece yakınmayın,lütfen şikayetlerinizi, düşüncelerinizi, önerilerinizi doğru adreslere bildirin! Seyahat özgürlüğü ancak böyle gelişebilir ve haklarımıza kavuşabiliriz.        

Ankete şu adresten katılabilir, İngilizce olarak soruları yanıtlayabilirsiniz: TIKLAYIN!

Önemli not: Vize Yasası ve ortak vize politikası, yalnızca kısa süreli (90 gün / 180 gün süreli kalışlara yönelik ‘Schengen vizeleri’) kalışları kapsamakta olup 22 AB üyesi (Belçika, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Almanya, Estonya, Yunanistan, İspanya, Fransa, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Hollanda, Avusturya, Polonya, Portekiz, Slovenya, Slovakya, Finlandiya ve İsveç) ile dört ortak ülke (İzlanda, Lihtenştayn, Norveç ve İsviçre) tarafından uygulanmaktadır. Yürütülen bu istişare, sadece kısa süreli kalışlarda geçerli Schengen ile ilgili konulara odaklanmakta olup uzun süreli kalışlarda gereken vizeler veya ikamet izinleri ile ilgili değildir.

25 Aralık 2012 Salı

Egemen Bağış: "vizesiz seyahati tavsiye etmem"

AB Bakanı Egemen Bağış TRT Haber'de "Neler oluyor?" programında canlı yayın konuğu oldu. Biz de programa Twitter üzerinden iki soru yolladık. 

@a_ahmetboken @Egemen_Bagis 2 sorumuz var 1.Neden dünyanın en pahalı pasaportuna indirim yerine tekrar yılbaşında zam yapılıyor?

@a_ahmetboken @Egemen_Bagis 2."Hizmet sunanlara" Vizeyi kaldıran 3 AB ülkesine giderken yurttaşlarımız vize olmadan uçağa binebilecekler mi?


TRT Haber Genel yayın yönetmeni ve program sunucu Ahmet Böken 2. sorumuzu Sayın bakana "seyahat özgürlüğü"nün size Twitter'dan yönelttiği soru diyerek aynen okudu:

"Hizmet sunanlara" Vizeyi kaldıran 3 AB ülkesine giderken yurttaşlarımız vize olmadan uçağa binebilecekler mi?

Sayın bakanın yanıtı kısa ve netti: Tavsiye etmem!

Şimdi aklımıza şu sorular geliyor. AB Komisyonu'nun Türkiye'den "hizmet sunanlara" Almanya, Danimarka ve Hollanda'da 2 ve 3'er ay vizesiz seyahat ve bulunma kolaylığı sağlanacak sözünün aslında bir anlamı yok mu?

Bugün bütün medya organlarında yer alan bu haberlere ve ardındaki gerçeklere, Türkiye hükümetinin net bir açıklama getirmesi ve yurttaşlarımızı "gerçek" durum konusunda bilgilendirmesi gerekmiyor mu?

29 Kasım 2012 Perşembe

75 milyon nüfusa 8 milyon pasaport!


AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean Maurice Ripert, katıldığı bir toplantıda* bizim çok uzun zamandan beri vurguladığımız bir konuya dikkat çekti.

75 milyon nüfusu olan Türkiye'de yaklaşık 8 milyon kişinin pasaportu olduğunu söyledi, Ripert. Nüfusun sadece %10'u. Bizim Haziran ayında Emniyet Genel Müdürlüğü'nden aldığımız bilgilere göre ise rakamlar şu biçimde: "25.05.2012 tarihi itibariyle ülkemizde geçerliliği bulunan 4.226.013 Umuma Mahsus, 1.076.428 Hususi ve 41.286 Hizmet Pasaportu olmak üzere toplam 5.343.727 pasaport bulunmaktadır."

Sayılardaki görece uyumsuzluğa çok takılmayacağım, 8 milyon pasaport sahipliğini baz alalım. Bu sayının ne kadar düşük olduğunu anlamanız için size şu örneği hatırlatayım: Türkiye'nin nüfusu 74,7 milyon. TUİK'e göre 2011'de yurtdışına çıkan TC vatandaşı sayısı 6,2 milyon! Mesela 1 Ağustos'ta karşılıklı vizeleri kaldırdığımız Ukrayna'da durum: Ukrayna'nın nüfusu 45,8 milyon. 2011 yılında yurtdışına çıkan Ukraynalı sayısı 20,3 milyon! Bir bilgi daha: Ukrayna pasaportu 350 Hryvnias (45 $), T.C pasaportu ise 446 TL (245 $)


Yani Elçi haklı, Türkiye'de pasaport sahipliği yok düzeyinde. Peki bunun nedeni nedir? Birçok neden sıralayabiliriz, ama en önemli neden somut bir biçimde yıllardır herkesin gözünün önünde duruyor: T. C. Pasaportu dünyanın en pahalı pasaportu. Dünyada eşi benzeri yok. 

En önemli neden, pasaport ücreti/harcı dedik ama bu görünen neden. Asıl sebep, zihniyet! Seyahat özgürlüğü'nün temel bir insan hakkı, Anayasal bir hak olduğu bilincinin en başta siyasetçilerimizde, yetkililerimizde olmayışı.

T.C. Pasaportu aslında maliyeti 5-10 Euro düzeyinde bir kimlik belgesi olmasına rağmen vatandaşlardan vergi/harç almanın en geçerli yollarından biri olarak görülüyor. Seyahat etmek de aynı biçimde, örneğin "yurt dışına çıkış harcı" adlı garabet dünyada sadece Türkiye'ye özgü. Her yıl otomatik zamlanan pasaport da sadece Türkiye'ye özgü. Dünyada ortalama 50-60 $ olan 10 yıllık biyometrik pasaport yılbaşında 275 dolar olacak.

Sanırım niye yaklaşık 8 milyon pasaportta çakılı kaldığımız şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Ancak AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Ripert'in haksız hatta çok haksız olduğu bir konu var. "Türkiye’deki Schengen vize başvurularının ortalama yüzde 95’inden fazlasına vize veriliyor." diyor doğru! Ama nasıl verildiği konusunu hiç bilmediği anlaşılıyor, bu durumu incelemesinde ciddi bir fayda var.

Vizesiz Avrupa'nın, Ankara Antlaşması'ndan bu yana Türk vatandaşlarının zaten kazanılmış bir hakkı olduğu konusuna hiç girmeyeceğim. Ama AB ülkelerine gelmek için başvuran T.C. vatandaşlarına konsolosluklarda ve elçiliklerde çektirilen "işkencelerin" artık birer insan hakları ihlali düzeyine geldiğinin hala farkedilemediği anlaşılıyor. Üstelik nerdeyse ortak bir politikayla, fahiş vize harçları ve ülkeden ülkeye değişen uygulamalarla T.C. vatandaşlarını açıkça bezdirmeye çalışıyorlar.

1 milyon kişiyi bulan yeşil veya gri pasaport sahiplerinin ise gümrük kapılarında, ülke girişlerinde kimi zaman karşılaştıkları sürprizler ve eziyetler ise ayrı bir yazı konusu. 

Ayrıca "AB vize verme koşullarını daha da iyileştirmenin yollarını arıyor, bunun için Türkiye’nin de yapıcı olması gerekecektir." diyen  Büyükelçi Ripert'in AB ülkeleri elçiliklerinin vize bölümlerini dolaşarak "yapıcı" sözünün sözlükteki anlamını teker teker hatırlatmasında fayda olduğunu düşünüyoruz.

Sonuç olarak Türkiye'de yetkililer, "seyahat özgürlüğü" konusunda hala ciddi adımlar atmaktan uzak ve "Vizesiz Avrupa" talebini dile getirirken kendi vatandaşlarına koyduğu vizeleri kaldırmayı nedense düşünmüyor. Bu böyle sürdükçe de başkalarının acı gerçekleri yüzümüze vurması kaçınılmaz. Evinin önünü temizlemeyenin, komşuya laf etmesi her zaman çok daha zor!