Seyahat Özgürlüğü Gönüllülerinden Onur İnal'ın Ege'de Sonsöz Gazetesi'nde köşe yazarı Gönül Soyoğul ile paylaştıklarını keyifle okumanızı öneriyorum. Ben de "Gel demek kolay Yorgo, bir bilsen..." diyorum.:))
Yorgo gel diyorsun da nasıl geleyim?
“Gelmiyor/gelemiyor” diye diye getirince yazı… Üstelik daha şimdiden 38 derecelerle yanmaya başlayınca, her Türk evladı gibi, içimize bir ‘tatil kurdu’ düştü elbet.
Düştü düşmesine de can, bu kez ne yazlığın kapısını açmak (çünkü kapının içinde iş var), ne de ehven fiyatlı bir motele gidip kumsalda malaklar gibi yatmak istiyor…
Can, bu kez ‘seyahat’ istiyor.
Görülmemiş yerleri dolaşıp bir çocuk gibi ‘mu ni’leri ardı ardına dizmek istiyor.
Yeni yüzler görmek, yeni lezzetler tatmak istiyor.
Anladınız siz; bu can, bu yaz ‘keşif’ istiyor. Görülmemiş yerlere aşeriyor…
Hazır gitmişken, biraz da ‘denizaşırı olsun’ falan diyor.
*
Hem çok uzak değil, hem şimdiye kadar gidilmedik, hem fiyatı cep yakmayacak, hem de yurt dışı olacak neresi var?
KKTC değil. Çünkü orayı iki kez keşfetmişliğimiz var.
O zaman?
Bildiniz, Yunan adaları.
Hani şu Çeşme’den feribota atlayıp ver elini diyebileceğiniz Komşu sahil.
Üstelik fiyatlar süppperrrr cazip.
Üstelik ver kartı, böl dörde/beşe. Tatil bitsin, sen hala tatili öde!
3 gün bile olsa, kendini boğuluyor gibi hisseden ruhuma iyi gelecekse (ki geleceğini hissediyorum) varsın olsun.
Ver anasını satayım, ölümümüz kredi kartından olsun!
*
Ruh durumumdan Cemal Bey’i (kendileri eşim olur) haberdar edip “Çok uzun zamandır maaile bir yerlere tatili gitmiyoruz. Kıralım şeytanın bacağını, sen/ben/Oya/Cem, şöyle Yunan adalarına doğru uzanalım” dedim.
Bir hesap/kitap adamı olarak hiç ses çıkarmadı. Ne olmaz dedi, ne de olur…
Hayra yormamıştım sessizliğini ama içimdeki Polyanna, tüm aksi sesleri susturup ‘Dur bi bekle, adam belli ki maliyeti/olasılıkları hesaplıyor, yarın cevap verir sana’ diyordu.
Nitekim verdi de… Ama internetten.
Mailime Onur İnal isimli bir seyahatseverin mailini yollayarak.
Aile gibi olduğumuz için sizlerle de, paylaşmakta hiçbir mahsur görmedim.
Buyurun okuyun…
*
Turizmde yaz sezonu açıldı.
Turizmciler gazetelere boy boy ilanlar verip ‘Yunan adalarına uygun fiyatlı turları’teşvik ediyor, gazeteler de çeşitli haberlerle bu yazın modasının, ‘vizesiz Yunanistan’olacağını müjdeliyor.
Siz siz olun bu haberlere kanmayın.
“Üç-beş avroya gidip-geleceğiz komşuya” diye yanılgıya düşmeyin.
Neden mi? Çünkü madalyonun diğer yüzü var çoğu kimsenin göremediği:
Biyometrik Türk pasaportu için alınan astronomik ücret.
Vatandaşına Müşteri Gözüyle Bakan Devlet
1 Haziran itibarıyla “çiplendik” biz de.
Artık bizim de diğer 190 küsur ülke gibi ‘biyometrik/çipli’ pasaportumuz var.
Olması da gerekiyordu ve iyi de oldu.
Ama gelin görün ki bizim çipli pasaportlar, dünyanın en pahalı pasaportları...
Dünyada biyometrik pasaport ücretleri 45-50 dolar civarında. Dünya Bankası’ndan David McKenzie’nin araştırmasına göre, pasaport ücreti 100 doların üzerinde sadece 9 ülke var.
Bu 9 ülke vatandaşları arasında Türk vatandaşları 5 yıllık pasaport alabilmek için 333 dolar ödemek zorunda.
2007 yılındaki bu araştırmadan bu yana pasaport fiyatları daha da artarak 500 doların üzerine çıktı.
Türkiye, en yakın rakibi Lübnan’a pasaport fiyatlarında 300 dolar fark attı!
Biz pasaporta 500 dolar öderken; bakın, diğer devletlerin vatandaşları ne kadar ödüyor:
ABD vatandaşları 97 dolar,
İsviçreliler 87 dolar,
Yunanlar 84 avro,
Almanlar 59 avro,
İtalyanlar 45 avro,
Bulgarlar ise 20 avro ödüyor.
Ermenistan’da ise ücretsiz.
Üstelik bu fiyatların çoğu, 10 yıllık pasaport cüzdanı için!
